Berat Karataş, Rüzgar Beline Dolandığında Sinemanın

Dönerse Senindir

Genel izleyici “romantik komedi” yapımları seviyor. Bu talebe karşı sektörden birçok iş çıkıyor ama nitelikli örnek sayısı çok az. Güzel bir kadın, yakışıklı bir adam ile (bir de popülaritesi fazla ise) senaryo bir kenara atılarak filmler yapılıyor.

Dönerse Senindir de bu hafta gösterimde olan bir romantik komedi filmi. Uzun süredir birlikte olan Mehmet ve Selin’in hikâyesini konu alıyor. Selin şarkı olma hayaliyle yanıp tutuşan bir kız, Mehmet de ona her zaman yardımcı olan, desteğini esirgemeyen bir erkek. Selin’in yaptığı demolar bir gün bir yapımcı tarafından beğenilir ve Selin ünlü olma yolunda ilerler. Bu sırada yanındaki en büyük destekçilerden biri Mehmet olmasına rağmen, anlaşamayıp ayrılırlar.  Fakat Mehmet bu ayrılığı kabullenemez. Selin’i geri kazanmak için arkadaşı Defne’den yardım alacaktır.

Çok yaratıcı bir öykü yok karşımızda. Başta söylediğim özellikleri barındırıyor film. Başrollerde Murat Boz, Yasemin Allen, İrem Sak gibi popüler oyuncular var. Filmin yönetmeni ise daha önce Romantik Komedi 2 filminin ve Küçük Ağa, Adı Mutluluk dizilerinin yönetmenliğini yapan Erol Özlevi.

İlk haftasında 140.000 seyirciye ulaşan yapım, açıkçası benim beklediğim rakamların altında kaldı. Bu sayı çok da artmaz gibi görünüyor.

 

Kartopu Savaşları

Bu hafta vizyondaki animasyon filmlerinden biri Kartopu Savaşları. Kanada yapımı olan film farklı çizgileriyle dikkat çekiyor. Kırmızı yanaklı ve burunlu karakterler soğuktan mı yoksa bilinçli olarak mı yapılmış bilinmez.

Kış tatiline giren 11 yaşındaki çocuklar aralarında bir kartopu savaşı başlatmaya karar verirler. Maksatları eğlenceli bir tatil geçirmektir. Luke ve Sophie iki grup oluşturur. Ve bir hafta sürecek kartopu savaşı başlatırlar. İki grubunda amacı inşa ettikleri kardan kaleyi ele geçirmektir. Fakat savaş gittikçe kızışır ve olaylar büyür.

Filmin yönetmenliğini Jean-François Pouliot, François Brisson yapıyor. Senaristler ise Normand Canac-Marquis, Roger Cantin, Danyèle Patenaude.

İstanbul’da kara hasret kaldık. Belki bu film bir nebze özleminizi giderir. Fakat filmin, büyüklere çok da hitap etmediğini not düşmek gerekir.

 

Gizli Güzellik

Hollywood bu zamanlarda Noel ışıklarıyla süslü filmler yapmayı seviyor. Bu sefer hüzünlü bir yapım ile seyirci karşısına çıkmışlar.

Yetenekli, karizmatik ve başarılı bir reklamcı olan Howard, 6 yaşındaki kızını kaybetmesiyle hayata karşı bakışını, arkadaşlarıyla olan ilişkilerini tamamen değiştirir. İşini, aşkını bir kenara atar. İnançları ve beklentileri tamamen değişmiştir. Sonunda “terapi” olarak mektuplar yazmaya başlar. Bu mektuplar belli şahıslara değildir. Yalnızca kavramlara yazar; zaman, ölüm, sevgi gibi. Hikâye bu aşamadan sonra farklı bir boyut kazanıyor. Çünkü Howard yazdığı bu mektuplara cevap alıyor. Fantastik yöne doğru kayan filmin senaryosu bazı yerlerde havada kalıyor bence.

Oyuncu kadrosuna birçok yıldız ismi sığdırmış Gizli Güzellik. Oscar ödüllü iki, Oscar adayı olmuş üç oyuncu var filmde; Will Smith, Kate Winslet, Keira Knightley, Helen Mirren, Edward Norton. Filmin yönetmeni David Frankel, senarist ise Allan Loeb.

Will Smith’in “acılı, kaybeden” rollerine alışkınız. Bunu başarıyor. Hafta sonu biraz hüzünlenmek isteyenler Gizli Güzellik’i tercih edebilir. Fakat baştan uyarayım, beklentiniz yüksek olmasın.

 

Haftanın Önerisi

 

Ali’nin Sekiz Günü – 2009 (Yön: Cemal Şan)

İnsanın başının üstünde hep bir dam olmalı, yoksa yağmur çamur içine akar.

İnsanın yalnızlığı, tekdüzeliği, sıkılmışlığı ve acısı. Biriken dertler, söylenememiş sözler ve iç çekiş. Sonunda içinizdeki boşluğun büyüyüp kocaman olduğu bir hikâye.

Ali’nin Sekiz Günü bir üçlemenin sacayağı. Diğer filmler ise Dilber’in Sekiz Günü ve Zeynep’in Sekiz Günü. Yönetmen Cemal Şan’ın belki de en iyi işleri bunlar. Bir de TV filmi olarak çektiği Muhallebicinin Oğlu’nun ismini anmadan geçmeyelim.

Annesinden birkaç daire ve bir bakkal kalan Ali, yalnız başına bir hayat sürmektedir. Kimsesiz, her gün bir ritüel halinde sürüp giden yaşamı mahalleye taşınan Zeynep ile altüst olur. Yalnızlığın üstüne bir de sevda acısı eklenir.

Karakter başarısı filmin belki en güçlü yanı. Serdar Orçin, Ufuk Bayraktar ve Begüm Birgören karakter uyumları ile beraber müthiş bir başarı yakalamışlar. Özellikle Ufuk Bayraktar bitirim, kötü çocuk rolüyle yine çok gerçek, çok etkileyici.

Filmi izleyeli üç veya dört sene oluyor. Fakat aklıma, bakkala sigara almak için gelen, “kaybetmiş” adamın tiradı ile Ali’nin türkü bara gittiği sahne kazınmış. Türkü barda Kıvırcık Ali’nin, canlı söylediği “Geceler Yangın” şarkısı da haftanın dinleme önerisi olsun.

 

 

 

 

Berat Karataş

İZDİHAM

 

 

 

 

 

izdiham dergi 42. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın