Aristoteles, Poetika

Bütün bu söylediklerimizden açıkça anlaşılıyor ki, ozanın işi gerçekten olmuş şeyleri değil olabilecek şeyleri, olabilirlik ya da zorunluluk gereği meydana gelebilecek şeyleri söylemektir. Tarihçi ile ozan arasındaki fark, birinin dizelerle, ötekinin düzyazıyla yazması değildir (Herodotos’un yapıtını dizelere dökebilirsiniz; dizeli ya da dizesiz yine tarih olarak kalacaktır); aralarındaki fark, birinin gerçekten olmuş, ötekininse olabilecek şeyleri anlatmasıdır. Bu yüzden şiir, felsefeye tarihten daha yakındır ve daha değerlidir; çünkü şiir daha çok genelden; tarihse özelden söz eder. Genel derken şu ya da bu kişinin, zorunluluk ya da olabilirliğe göre, şunu ya da bunu söylemesini ya da yapmasını kastediyorum; asıl hedefi budur şiirin, kişilerine birer ad taksa da. Özelse, Alkibiades’in ne yaptığı ya da başına ne geldiğidir.


Komedyada daha ilk başta görülür bu: Belirli kişiler üstüne yazan iambos ozanlarının tersine, komedya ozanları önce olabilir eylemlerle öykülerini kurar, sonra kişilerine de rastgele adlar verirler.


Buna karşılık tragedya, yaşamış insanların adlarına bağlı kalır. Bunun nedeni “olası”nın inandırıcılığıdır. Meydana gelmemiş olayların olabilirliğine hemen inanmayabiliriz; buna karşılık meydana gelmiş olayların olabilirliğinden kuşku duymayız: Olasılık dışı olsalardı meydana gelmezlerdi çünkü. Yine de kimi tragedyalarda yalnızca bir iki tanınmış ad vardır ve geri kalanlar uydurulmuştur; kimilerinde ünlü tek ad bile yoktur; Agathon’un Antheos’unda olduğu gibi. Bu oyunda olaylar da, adlar da uydurmadır ama yapıtın çekiciliğinden bir şey eksiltmez bu. Demek ki ille de tragedyaların konusunu oluşturan o geleneksel öykülere takılıp kalmak gerekmez. Dahası, böyle bir zorlama gülünç olur: Bilinen öyküler aslında az sayıda insanın bildiği öykülerdir ama herkesin hoşuna gider.


Bütün bunardan sonra açıkça anlaşılıyor ki ozan, bir dize yapımcısından çok bir öykü yapımcısı olmalıdır; çünkü taklit ettiği ölçüde ozandır o; taklit ettiği şey de eylemlerdir. Gerçekten meydana gelmiş şeyler üstüne bir şiir kurduğunda bile bu onun ozanlığını eksiltmez; bunların kimilerinin olabilirlik ve olasılık gereği meydana gelebilecek şeylere benzememesi için hiçbir neden yoktur çünkü; o da bütün bunların ozanıdır.


Basit öykü ve eylemler arasında en kötüleri, ikincil öykülerle doldurulmuş olanlardır. İkincil öykülerle doldurulmuş derken, bu ikincil öykülerin ne zorunluluğa ne de olabilirliğe uymadan birbirini izlediği durumları kastediyorum. Bu tür öyküleri kötü ozanlar, kötü ozan oldukları için kurarlar, iyi ozanlar da kötü oyuncular yüzünden. Yarışma parçaları yazarken öykülerini olabilirliğin sınırları ötesinde uzatırlar ve çoğu kez olayların akışını bozmak zorunda kalırlar.


Öte yandan taklidin konusu yalnızca sonuna ulaştırılmış bir eylem değil, korku ve acıma duygusu uyandırabilecek olaylardır; bu duygularsa hem o olaylar beklemediğimiz bir anda meydana geldiğinde hem de birbirlerini doğal bir biçimde izlediğinde çok daha güçlü bir biçimde doğar; çünkü o zaman kendiliğinden ya da rastlantıyla meydana gelmiş olaylardan çok daha şaşırtıcı olurlar. Rastlantısal olaylara gelince, onların da bir anlam taşır gibi görünenleri daha şaşırtıcı gelir bize. Sözgelimi Argos’ta Mitys’in yontusunun, bir gösteri izleyen katilinin üstüne devrilerek onun ölümüne yol açması bunun bir örneğidir; böyle bir olay hiç de rastlantıyla meydana gelmişe benzemez, bu yüzden de bu türden öyküler, en güzel öykülerdir.

Aristoteles, Poetika, Çeviri: Samih Rifat, Can Yayınları

İZDİHAM

İzdiham 39. sayı çıktı. “Benim içimde biri var. Ne ölüyor, ne sağ bırakıyor.” diyorsanız İzdiham’ı mutlaka okuyun.

İzdiham bu sayısıyla birlikte sinemadan müziğe, edebiyattan psikolojiye kadar birçok alanda farklı bir bakış açısıyla usta ve genç yazarları bir araya getiriyor.

İzdiham, sayıların peşinden değil iyi metinlerin peşinde koşmaya devam ediyor.
Dergimizin 39. Sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın