Ali Rıdvan Öncel, 2053 Yazı Kızılay

       Her şey ölümsüzlük iksirinin tok karnına alınmak zorunluluğuyla başlamıştı. Kızılay’da gülüşme seslerinin yerini bitkin ve sıska adamların haykırışları almıştı. Sıradan hayatlarını özleyen bu insanlar büyük kıyametin kopmamasından şikayetçi bir şekilde sokaklarda amaçsızca geziniyordu. Göğün kızıllığı onları artık korkutmuyordu ve mavi göğü unutmamaya çalışıyorlardı hatıralarından ümitlerini kesmemek için…

       Xwendekar belindeki ne işe yaradığı anlaşılamayan tabanca benzeri cihazı polislere kaptırdığı için üzgündü. Elini cebine atıp tütün tabakasını çıkardı. Tütünü çarşafa sardıktan sonra parmaklarıyla iyice sıkıştırdı. Son olarak diliyle yapıştıracağı yeri ıslatıp dişleriyle uçlarını düzeltti. Cebinden çakmağını çık arıp sigarasını yaktı. Oturduğu bankta Akan kalabalığı izliyordu. Ankara’nın manzarası da buydu işte. Dalgalı bir deniz gibi şehrin kıyıları olan caddelerine çarpıp duran bir kalabalık…

       Xwendekar nezarethanede geçen altı gününü düşünmeye başladı.Cehennemden ufak sıyrıklarla çıkmayı başarmış gibiydi. Altı günün ne kadar uzun olabildiğini farketmişti. Altı gün yalnızlıktan çıldıracak kadar tek başına, Dünya’yı birgün yok edecek kadar tek başına kalmıştı. Dünya’yı yaratacak kadar yalnız bırakmışlardı onu. “Altı günde Dünya yaratıldı.Tanrı yalnızlıktan Dünya’yı yaratmıştır kesin.”diye düşündü..” Tanrı’yı çok daha iyi anlıyordu artık.

        Polislerin onu kimliksiz bir Suriyeli sanmasına mı üzülsündü, Kürt olduğunu düşünüp şimdi bunun akrabaları, particileri falan gelir anlarız” diye altı gün nezarethanede kalmasına mı yoksa dilenci olmasından şüphelenip sürekli “sen bizden iyi kazanıyorsundur reis, hadi hadi günde kaç para kazanıyorsun” deyip durmalarına mı bilemedi. En sonunda bileğine dokunup WCR sini kontrol ettiğinde kelepçenin bileğini sıkıştırıp WCR sini servis dışı bıraktığını anladı. Sadece kayıt alıyor ama mesaj iletemiyordu. O an o kadar çaresizleşti ki akıp giden kalabalığa baktı medet umarak. Birden yanına yaşlıca bir adam oturdu.

-Bir tütün de bana sarar mısın?

-Tabi dedi Xwendekar fakat bir yandan da sitemkardı. Tütün tabakası zaten birkaç sigaralık tütün alıyordu bir de üstüne otlakçı çıkınca hiç işin içinden çıkılmıyordu. Tütünü sarmayı bitirmişti adama uzattı.

-Nerelisin?

-Ben bir süredir Dünya’dayım. Kalıcı değilim ama buralarda, birkaç insan tanıyıp, Dünyalılar’ı anlamaya çalışıp asıl yurduma döneceğim. Kızılay’ı tercihlerde görünce baya fantastik bir yer diye düşündüm tercih ettim, bilgi de vermediler gelmekten vazgeçeriz diye,sadece isim tercih ediyorduk. Gelince bir dolanıp baktım da burada sadece insan ve beton var, bir de kafeler… Sonra da gözaltına alındım zaten.

– Dünyalısın demek delikanlı. Dünyalı isen akraba sayılırız.

Xwendekar şaşkınlığını attıktan sonra adama tamamen dönüp

-İsmimi değil de memleketimi sordunuz tanışmak için, ismimi de hiç merak etmediniz, neden? Bir de adınız ne sizin?

– Muhabbet ismim. Kardeşim insan memleletinin çamurundan ibarettir. Bak çevrene görüyor musun hiç toprak? İşte bak ben de bu Dünyanın yabancısıyım. Hani sen dedin ya Dünyalı sayılırım diye, ben Dünyalı sayılmam. Ben bu Dünya’daki en yorgun misafirim.

Xwendekar adamın kendisinin Dünyalı olmadığına inanmayıp felsefi laflar ettiğini düşünmesine bir de üstüne bu konuşmayı devam ettirmesine kasıntı bir gülümsemeyle karşılık verdi. Bu adamın Dünya’da kendisinden de yabancı hissettiğini görünce kendine yakın hissedip ona tüm içtenliğiyle dedi ki :

-Abi beni dövdüler. Öyle kötü dövdüler ki kan işedim günlerce. Beni onlardan değilim diye dövdüler. Onlar gibi değilim diye dövdüler.

-Bu insanlar duygularını öldürdü oğlum ölümsüz kalmak için. Aslında epey bir insanı da öldürdüler.Biz de alıştık bir yerden sonra çok şe yapmadık doğrusu.Ama biliyor musun bu insanları ancak kıyamet paklar.” dedi adam. Bak hele her yer sanal finans merkeziyle dolu. Eski bir şairin bir sözü vardır. “Aşk yoksa sokaklar banka dükkanlarıyla doludur.” Öyle olmamış mı aynen?

-Çok mu yalnızsın amca sen?  

-Neden sordun ilacını mı satacaksın?

-İlacı var mı ki yalnızlığın?

-Var da çok pahalı. Kusura bakma da sen de torbacıya benziyorsun. Tütün sardığını görünce sufi gibi buralarda dolanıyorsun sandım da sorular falan bana hap satacaksın sandım.Kıyamet Muhafızları falan var bir süredir ondan da şüphelendim. Senin ne olduğunu anlamadım da basit biri değilsin galiba.

“Torbacı mı? Suriyeli, Kürt, dilenci şimdi de torbacı… Ne kadar çok nefretleri var bu insanların… Sadece benden hangi sebeple nefret edeceklerine karar veremiyorlar. Bir yolunu bulup nefret edecekler ama önce etiketimi yapıştırmaları gerekiyor.”. Diye içinden geçirdi garip giyimli uzaylımız. Kafasını toplayıp döndü:

-Ee amca yalnız mısın demiştim.

-Kalabalıklar içinde yapayalnızım. Dedi adam büyük bir laf etmiş gibi kasılarak.

Xwendekar bu defa içinden “Ulan adam sabahtan beri sayıklıyor,  bilgece konuşur diye ciddiye alıp soru sorduk verdiği  cevaba bak, Havaş’ına bak şunun bir de.” diye söylendi. Sonra dedi ki:

-Güzel söz amca çok okumuş birine benziyorsun.

Amca birden Xwendekar’a sert bir bakış atıp

-Ne oldu beğenemedin mi cevabımı?

-Estağfurullah amca. Ne bileyim baya iyi gidiyordun, bilgece bir söz bekliyordum demek ki.

-Hımm eee evli misin,  çoluk çocuk var mı bakalım ? Dedi amca.

        Xwendekar bu adamla Sokratik  bir diyalog oluşturacağını sanarken aniden konuşmanın bayram oturması sohbetine dönmesine anlam veremedi. Buraya gönderildiği kutsi gayeyi ve sonrasında altı günde yaşadıklarını düşünüp gülümsedi.

-Yalnızım amca ben, Dünya’yı da pek sevmedim açıkçası, kalıcı olmadığım için masraf etmeyi düşünmüyorum.

-Haklısın, kalıcı değiliz burada bu kadar masrafa gerek yok da her şeye de edebi bir karşılık vermeye çalışma. Tipe bak, kimse beğenmiyor beni demiyor da masraf etmeyi düşünmüyormuş. Allah’ın torbacısı…

Xwendekar sokratik bir diyalog kurmaktan umudunu kesmişti. Sokrates’ten sonra Dünyalılar çok bozmuş kendini diye düşündü

-Sende çoluk çocuk var mı peki Muhabbet abi?

-Eşim iki çocuğumla birlikte intihar etti benim Torbacı.

Bu cevabı hiç beklemeyen Xwendekar’ın nefesi kesilir gibi oldu. Kendini toparlayıp

-Neden? diyebildi

– Eşim bana aşıktı.Birgün eve geldiğimde herkesin yatağında mışıl mışıl uyuduğunu gördüm. Mutfakta yemeğimin hazır olduğunu görünce sorun etmedim. Ben de salonda uyuyakalmışım o gece. Sabah kahvaltı hazır olmayınca kızdım. Eşimi uyandırmaya gittiğimde öldüğünü anladım. Asıl kötü olanıysa çok sonra öğrendim. Eşim ben eve gittiğimde daha yeni intihar etmiş. Eğer yemek hazır olduğu halde yine de eşimi merak edip uyandırsaydım ya da öpmek isteseydim ölmeyecekmiş. Yani güzel kardeşim  eğer onu sevseydim ölmeyecekmiş. Benim karım  sevgisizlikten öldü anlayacağın.

-Hiçbir mesaj bırakmamış mı peki?

-Yazmış, “Siz beni sevmediniz, ihtiyacınız vardı sadece. Ben Allah’ı özledim, görüşürüz”

-Amca peki sen neden kendini öldürmedin?

– Eşim benden intikam aldı intihar ederek. Benim ondan evvel sevdiğim bir kadın vardı. Unutamamıştım. Neyse uzun mesele, bunu öğrendi. Yalvardım ona yıllarca, duygularını öldürelim dedim, gizliden ilacı içirdim hatta. Ama sadece sevdiği insanla öpüşürken onun ağzından alırsa etkili oluyor o da işe yaramadı. En sonunda benden intikamını aldı. Benim intikam alacak kimsem kalmadı ki… Tek başınayken çığlık atıp ağlamanın ne anlamı vardır kardeşim? İnsan kıyametine ağlayacak biri yokken neden intihar etsin?

-Xwendekar elindeki sönmüş sigarayı yola fırlattı. Ayağa kalkıp kalabalığın arasına karıştı koşar adımlarla. Sağ bilek derisine uzunca basılı tuttu parmağını. WCR sine şu kaydı geçti.

“Siz beni sevmediniz, ihtiyacınız vardı sadece, ben Allah’ı özledim, görüşürüz.” bir kadın demiş.

Ali Rıdvan Öncel

İZDİHAM

Eğer yeni bir şey başlatmak istiyorsanız her şeyi unutmak gerek. İzdiham yepyeni bir heyecan, tasarım, içerik ve estetik ile okurlarının karşısına geçiyor.

Türkiye’de yeni bir dergicilik anlayışının öncüsü olacak bir çalışma ile İzdiham bütün heyecanını ve her şeyi en iyi şekilde yapma düşüncesini bütün sayfalarına taşımış. izdiham dergi 41. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.



.

Bir Cevap Yazın