Ali Emre, Yüzümüzü Yapıştırarak Göğün Yanaklarına

Şimdi sana ne anlatsam eksik kalır, biliyorum
utanır görkemli giysiler o delişmen kadınlarda
çünkü en çok kendine gömülü insan çarşıda pazarda
/ne güzün kırık sesi, ne aşkın sağaltan rengi/
gövdemiz konuşkan oysa koynumuz kalabalık
fakat Allah’ın eli yok, hiç kimsenin avucunda.

İşte yorgun adamlar, bir çocuğu bile hak etmeyen
sanırlar ki şehir kurtulacak sövdükleri zaman
güzellik akacak koştuklarında o çıplak topuklarından
kim bilir aşk nerdedir hangi oteldedir düşlerin dölü
ne Carmen’den bir arya ne bir göçmen türküsü
üstelik tutan yok çocukları düşerken balkondan.

Nereye koysak yakışmıyor bak, üşüdü ya ellerimiz
oysa beraber onarmıştık yıldızları, ağlayan gemileri
ne o nemrut caddeler vardı ne de seçmen kütükleri
sabah birden başlardı, kadınlarını dövmezdi nalbantlar
upuzun bir kahramanlık oluyordu neye dokunsak
okulda tokatlanan çocuklar, gökyüzü, kavak yelleri.

Şimdi çirkinliği kağşatan bir incelik bulsak diyorum
ve sen gülüşlerle beslenen bir enginlikte uyusan
halkın minderine ilişsen, huysuz ırmakları okşasan
gökdelenlere saklanan, Ramses’i aratmayan bu şehri
evimizi kirleten, gürbüz yaramızla oynayan bu şehri
kovsak… düşürmeden çocuklarımızı salıncaklardan.

Ali Emre

İZDİHAM

izdiham dergi 42. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın