Yunus Meşe, Balıktın Kuş Oldun

Önce ellerini gördüm senin. Esmer ellerini. Bir çocuğun ayakkabılarına uzanan ellerini. Yüzünü gördüm sonra. Sonra sesini duydum. Karşındaki çocuktan bir adım, küçük bir kıpırtı bekleyen sesini. Ona şöyle diyordun; duvardaki çatlağı, çatlaktan fırlamış küçük sarmaşığı göstererek
Eğil bak. İyice bak. Beton duvarı parçalamış bu cılız fideye iyi bak. Güneşe çıkmak istiyordu ve çıktı. Yeter ki iste. Her zaman bir yol vardır.

Penceredeydim bunları duyarken. Okul bahçesine indim. Vazgeçmiş öğrencini hayata döndürmeye çalışan yüzünü görmek için. Gelip karşında durdum. Yüzüne baktım. Beni fark etmiş olmalısın ki gözlerini beton duvara kilitledin. Görmek istememenin bir başka yoluydu bu.
Yürüdüm. Her adımımda nefret ettim senden. Her adımda çocuğa uzanan esmer ellerini hatırlayıp yeniden bağışladım seni. Eve gittim. Saçlarımı yaptım. Maske yaptım yüzüme. Gözlerime salatalık dilimleri koydum. Daha güzel olursam görürdün belki beni. Kokular süründüm. Ateş kırmızısı yaptım dudaklarımı. Oturup mektup yazdım sonra sana.

Hayatımın en güzel ayrıntısı oldun, diye yazdım. Gel evimin en güzel ayrıntısı ol, diye yazdım. Düzelttim bunu. Yanlıştı. Bana gelirsen evim olurdun. Gelmedin.

Mektubu çöpe attım. Seni araştırdım biraz. Google’a adını yazdım. Fotoğraflarını gördüm. Fotoğrafta gözlerime bakıyordun sakınmadan. Yorulana kadar baktım. Bütün gece yazdıklarını okudum. Öykülerini, denemelerini, röportajlarını tek kelime atlamadan okudum. Balıksın sen. Akvaryumunda mutlu huzurlu bir şekilde yaşıyorsun. Korkuyorsun oraya birini almaya.

İlk röportajını buldum. Siyah uzun saçları sevdiğini söylemişsin. Şapkalara duyduğun hayranlıkları anlatmışsın. Seni akvaryumundan çıkaracak gizli kapıyı bulmuştum. Bir mektup daha yazdım. Balıksın sen, dedim. Balıksın, akvaryumuna tek bir balık alabilirsin. Orada olmanın bütün sonuçlarına korkusuzca katlanacak bir balık. Bunu da çöpe attım.

Sabah altıydı evden koşarak çıktığımda. Mehtap’ı uyandırdım. Kuaförü açtırdım zorla. Kara yaptım saçlarımı. Mehtap, ne bu acelen kız, kaçıyor musun, diye sordu dedikodu iştahıyla. Cevap vermedim. Konuşmayacaktım sen bana bakana kadar. Kuaförden çıkınca siyah bir şapka aldım. Seni buldum. Okulun bahçesindeydin. Yürüyemeyen öğrencine denge egzersizleri yaptırıyordun. Esmer ellerin ilk gördüğüm günkü kadar güzel ve tedirgindi.

Karşında durdum bir şey demeden. Sol omzunu öptüm. Beni gördün o zaman. Kara saçlarımı, şapkamı, kara gözlerimi. Sol omzunu öptüm bir daha. Akvaryumun parçalandı. Balıktın kuş oldun

Uçabiliriz şimdi.

 

Yunus MEŞE
İZDİHAM

  İzdiham Dergisi 36. Sayı   Ağustos-Eylül 2018   İzdiham 36. Sayısını söyleyemediklerini sessizliğe emanet edenlere ithaf ediyor.  Siz de okurken bu dünyanın gürültüsünden uzaklaşacaksınız.  Bu sayının sürprizi Sadri Alışık’ın hiç bilinmeyen ve yarıda kalmış filmi olan Ayyaş’ın hikayesi ve hiçbir yerde yayınlanmayan fotoğrafları.  İzdiham, büyük keyif alacağınız bir sayı ile karşınızda.   Dergiye buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın