Uğur Demirkıran, Dantelli Dubalar

fazla kelime ve fazla fazla hüzün var buralarda pijamalarımız üstümüzde pijamalar.
diyorum ki sevgili emniyet kemeri sen bizi tutarken biz sana niye sürekli bi pislikmiş gibi davranıyoruz (komik)
bi tane bu tabela denen şeyi üstümüze asalım diyorum anlaşılmakta sorun olabilir tabi ama geçelim bunu.
dikkat kırılır insan denen varlık
insan çabuk kırılır dünyaya suçu yokken dünyanın
kuran okudum kuran okuyor musun bakın ölme vaktimiz geliyor
nerelerde şu benzinlik
bulutlardan söz etmek isterim buralarda ama gerek var mı sence?
önce bir adet para değil dur para değil
önce bir adet kalp alıyoruz sonra biraz taş alıyoruz ve modernize ve dikenli teller ve dur burada para değil.
biraz saz biraz çay biraz güzel insan
mesela sen
mesela o
ama ben değil! mesela biraz şarj
her şey yolunda mı hocalar?
gidiyoruz tamam sakin olun toparlanıp gidiyoruz kendimizi temizleyip gelicez karanlık yollardan yürüyüp
bi saniye burası yanlış kış.
bir saniye şehir ışıkları bi saniye ağrıyor bacakların bir saniye birazcık hüzün buralara ve sesi kıs bir saniye kış biraz buralarda hala ve bi saniye hanimiş o güzel güzel avladıklarımız?
geyik görmemiz lazım bi saniye dur her şey karıştı lütfen olmaz lütfen kır beni
cidden şehir ışıkları gözlerinden daha mı parlak
yani neymiş
harbiden neymiş
şöyle imiş ki kardeşim ay diye bir şey varmış dünyadan biraz uzakta imiş bir saniye dur özür dilerim allah’ım.

ayı kestik ekmek bıçağı ile ve peynirden değilmiş çukurova çok hızlı dur bir saniye
sizden korkuyorum
inşallah
gidelim.
bi saniye gitmeyelim gözlerimizi silelim nerede o temiz sular?
siz de mi öleceksiniz?
bi saniye orada bir yerde paylaşılması gereken bir acı var
allah affetsin hepimizi
bi saniye dur şuradan biraz kendime arkadaş
hani o karanlık geceler?
bi saniye yüzümüzü tırmalaması gereken insanlar var hala duruyorum
bir saniye her şey birbirine girdi gene
her şey birbirine girdiğinde ve her şey daha da hüzün dolduğunda .
(atlama burayı)
kalbimizi biraz hüzün dolduğunda hatırlarız biz dünyaya gelişi ve zamana karşı bir şiddet dolar içimiz ve biraz euro ve biraz ingilizce
çikolata taşıyan tankerler de var çocukların bakıp güldüğü
bir saniye biraz abiler var
bir saniye biraz siz
harbiden siz
yani nasıl
yani şöyle
yani ben
tamam özür dilerim tekrar ve bir daha
ve fatiha yanında secde etmenin rahatlığı
ve kim var şu otobüste
sen de mi kafanı çarptın koltuklara haberi yokken kimsenin
ve öyle bir kucaklarım ki güneşi içim ısınır sonra
ve ve ve ve ve babacım bu duvardaki ayetler gerçekten bize gelmiş
şöyle ki çok enteresan olabilir ama doğru da demiyorum insanlık babacım seni bilmiyor hatta kendimize toplumda yer bulmaya çalışırken güzel kızların yüzüne gülüp diğerlerine kardeşim diye hitap ederken pek de rahat değil içimiz ve ben şahidim ki babacım insanlar çok bencil bir hayat sürüyorlar ve allah var. ve allah’a emanet ol dediğimizde sevdiklerimize güvenli alana geçiş yapmış gibi oluyorum sanki ve kaçan uykularımızı yakalamaya çalışırken babacım binlerce insan secdeye giderken oralarda belki de biz yeterince pişman olmamış olanlarızdır babacım. ve hocalarımız (cepleri çakıl taşıyla dolanlardan ve etten bir kalbe sahip olanlar) yaşıyorlar oralarda bir yerlerde oralar nerelerde? oralar buralarda.

babacım biraz para değil biraz umut babacım.

bu tankerler insanları çiğniyor ve birazcık taşları bizde bakıp kahkaha atıyoruz babacım bizi öldürenler oradakiler yani ne kadar mutlular acaba babacım insanlık pardon insanlık tarihi hatta sümerler ve ilk istatistik bilgiler ve babacım siyasetçilerin sokağa diktiği bayraklar ve israf olan onca kâğıt bez ve nicesi ve oy için dağıtılan sabah çorbaları ve bir kaç ses bombası ve kapıdaki adam. unuttum. anlamak için önce düşünmek gerekiyor sanırım anlatmak için de. bazen insan kaybetmeden yaşadığını fark edemiyor babacım ve diyorum ki bazen iyi ki hatalarım var ve evet onlar kazanmış olabilirler babacım fakat biz bir şey kaybetmedik amanın her şey birbirine giriyor gene ve babacım devlet kimliklerimizi alıp bize gönül rahatlığı nedir onu öğretsin artık hatta haddimdir hakkımdır diyorum ki devlet sigorta denen şeyi kaldırsın bizim gönül işlerimize baksın akşam dışarı çıkıp çay içelim mi falan desin ve babacım üzgünüm fakat yani biraz ayıp kucak ama ben onları görmedim ve onlar da beni durdurmadı hepimiz mutluyduk ve unutmadan babacım hepimiz birilerini linç ediyoruz sokakta ve bizi de linç edecek birilerini daima buluyoruz sakalların ne zamandan beri karanfil kokuyor? ve babacım güneş kimleri yakıyor öğle saatlerinde? buraya çalışmak lazım burada de da do çalışmak lazım. kapıları yeşile boyarken ve bir kaç insana naber hoca derken ve derneklerde bize uzatılan ayrana şöyle bir bakıp bi anda kafaya dikerken ve en güzel olmayı dilerken yani sokakta yürürken ve inşa edilmiş onca matbaa onlar falanlar filanlar. çok karıştı ortalık. ve hâlâ bu kadar harfin yan yana gelişinde bir anlam yok. ve babacım mescitler hala 2. saftan ötesine gidemezken bunun utancı belki de yeter ölene kadar. kredi kartı kullananlar el ele tutuşunca dünyayı kaç defa sararlar dememi beklemesin benden kimse. ve aşık olunca söylememizi de istemesinler. ve içimizde el bombaları patlarken belki de sinirden de olabilir bu olanlar çok fazla düşünmeye itiyoruz kendimizi saçma ama şöyle ki çok düşünmeye çalışınca düşünemiyoruz da bir zaman sonra ve diyoruz ki “lanet olsun” ve sonra kendimizi tutamayıp evcilleştirilmeye çalışılan yılkı atlar gibi koşa koşa kendimizi duvardan duvara vuruyoruz kaçmaya çalışırken. bazen kaçarken yani giderken buralardan yaşamak sıkıcı olmuyor yaşamak üzücü oluyor. ve bize faydalı olacak diye düşünürken hiç bir işe yaramayan şeylerle avunuyoruz pek de garip hmmmm. ve imrenirken birilerine. hayat pek basit olan bir şey arkadaşlar seviyorsun sonra bu kadar. ve anneler çoğu kız kahramanı şair abileri büyütürken ve ayrıldıktan sonra yüzünü unutan insanlarla tanışırken biz ve evet yanlış değil kabul edin ki çıkar sağlayamayanlar keserler muhabbeti ve hamd olsun.

karşı şeritten gelen otobüsün beni ne zaman ezmediğini hayal edeceğim bilmiyorum.

Uğur Demirkıran
İZDİHAM

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın