Ufuk Akbal, Gövdemin Parçalanırken Dedikleri

“Dannnn” kocaman bir metalin devriliş sesi,
Bir 19. yüzyıl sahnesi gibi London’da.
Barikatların arkasına çekildiğimiz akşam gibi Paris’te sonra.
Ben bunu hissetmiyorum ama,
Karıncalar yola dağılırken,
Karıncalanan gövdem oluyor ve saliseler.

Misâl kafam,
Düşeydi Beyrut’a,
Ama bu bir temenniden ibaret.
Kafam düşeydi Beyrut’a, Akdenize, menekşelere.

Oysa,
Pazardan dönen ana-kızın ayağının dibinde,
Hiç Musil okumamış ve sosyalizme yorulmamış kafam.
Onun düştüğünü anlayamıyorum bile,
Aklımda ilk Kurban bayramı ve bahçedeki nokta nokta.

Eller sonra,
Onları hiç nasırlandıracak bir işte kullanmadım.
Öhöm – çocukluk hariç, ergenlik hariç sonra.

Onları tırnaklarıyla bir bilgisayarcıya ikram ediyorum.
Tek suçu dükkanını
e-5’in kenarına kurmak olan
ve akşamları iki tek atıp eve giren
bir bilgisayarcıya.
Tırnaklarımı ise hep yemişimdir,
İnsanın kendini yemesini ben hep sevmişimdir.

Sağ kolum bana hep Marx’ı hatırlatıyor
Daha doğrusu bana değil karıma.
Çünkü ben kol emeği diyince Marx’tan çok
Engels’i seviyorum.

Sağ kolum Albert Camus, Şenol Güneş,
Abdülbaki Gölpınarlı ve Tatyos Efendi.

Sağ kolum ıspanak, temel reis, safinaz ve o rayiha.

Uçak diyince Gramsci’yi,
Taş diyince Edward Said’i.
Makas diyince Muhammed Siyah Kalem’i
Cinleri ama
Kağıt diyince sonra.
Üç harflileri değil ha, cinleri.

Çünkü Ufuk dört harflidir ve cinler üç harflidir.

Sol kolum ise
Utangaç.
Çünkü onu protestolarda kullanamam.
Çünkü onu taharet alırken
Ve kapıyı açık bırakmak için destek alırken
Kullanamam.

“Dannn”. Metalin sesini duyduğum sadece bir andı.
Kadınları ve çocukları düşündüm sonra,
Onlar sadece çok duygusal anlarımda aklıma geliyor.

Ölümden sonra da bir yer olmalı ama.

Mesela sağ bacağım,
Onu sıkıştıran metal gövdeyi
Maradona’yı, Ardiles’i, Enis Batur’u ve Rıdvan Ünal’ı düşündürtüyor bana.
Çünkü halı saha Türklerin ve diğer kavimlerin
Dünyaya yayıldığı yerdir.

Çünkü gece,
Günden beslenip, tüne inendir.

Dannn.. bu sefer sol bacağım, çünkü onu az sevdim
Fark ediyorum.
Bana ağrı, ıstırap ve uykusuzluk verirdi.

Artık sesler azalıyor,
Beynimi gövdemde unutmuşum.
Mandela’yı Kaddafi’de.
Ciğerimi Neşet Abi’de,
Dalağımı Dalay Lama’da,
Böbreğimi Bo Derek’te.
Kalbimi karımda.
Pankreasımı babamda.
İşkembemi sonra, işkembemi.
Kübrada.

Bana yalnızca bir şeyi seçme hakkı verin.
Üzerime Posta gazetesi ve Haydar Dümen’in sayfasını
Örtmeyin.
Çok üşürüm sonra.

 

Ufuk Akbal

İZDİHAM

 

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın