Türkçe Nasıl Hayır Dersiniz?

Bu çeviri 1998 yılında Türkoloji bilimine katkılarından dolayı kendisine Türkiye Cumhuriyeti Liyakat nişanı verilmiş bir Türkçe profesörü olan Geoffrey Lewis Lewis’in, ”Türk Dil Devrimi: Yıkıcı Bir Başarı” ve ”Türk Dil Devrimi: Trajik Bir Başarı” gibi farklı şekilde isim çevirileri olan özgün adıyla ”The Turkish Language Reform: A Catastrophic Success” kitabından izlenimler/aktarımlar konseptinde The Paris Review dergisinin internet sitesinde Bernd Brunner tarafından yayınlanmış/hazırlanmış yazıya aittir. Bu çeviri de ise bahsi geçen kitabın yazarının, düşüncelerini ve kitap içindeki yaklaşımını da hesaba katınca ”Türk Dil Devrimi: Felaket Gibi Bir Başarı” çevirisinin daha uygun düşeceğini düşünerek kitabın ismine diğer çevirilerinden farklı olarak bu şekilde yer verilmiştir. Bu çevirinin de bir yabancının gözünden Türkçeyi görme ve anlama ve başka bir dille dilimiz arasındaki farklılıkları fark edebilme şansının yanı sıra yine bir yabancı bakış açısıyla Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine ve bugüne dilimizin değişimi üzerine eleştiri ve tespitleri görebilme şansını sunduğunu söyleyebiliriz.

Yeni bir dilin sokaklarında gezinmek

Bazı insanlar bir dili öğrenmeyi, bir engelli koşu ya da daha dolambaçlı anlatımlarla bir yılın ikinci kez gelişi gibiymiş gibi algılar. Dil öğrenmeyi ne şekilde görmek isterseniz görün ancak iş Türkçeye geldiğinde İngilizce konuşanlar, Hint-Avrupa dillerinden birinde karşılaşacakları külfetten daha bol bir külfette bulacaklar kendilerini.

Türkçe alfabede neden ”w” yoktur? Oldukça az Türkçe kelime vardır ki bana bildiğim dillerde tam birer karşılıkları olduğunu hatırlatan; hiçbiri benzer bir düzeni/kalıbı (anlam) takip etmez.  Tekrar tekrar kelimelerin anlamlarını derinlemesine incelediğim kelimeler telaffuzları benzeyen ancak farklı anlamlara sahip sözcüklere dönüverdiler. Engel, neden  ”obstacle” anlamına gelir, kalender ise ”unconventional” (kalender, ayrıca bir erkek ismidir de), tabak—”dish”? Neden sigara sigarayı ”drink”—sigara içmek? Neden, güneşe bakan çiçekler ayçiçeği olarak isimlendirilmiş ve ”hornet” eşekarısı diye3? Kimin aklına geldi de ”get off” için inmek dedi. Küçük I harfine (ı) nokta koymaktan vazgeçmeyi hiç öğrenemeyecek miyim?
Türkçe’de ”to be” veya ”to have” için direkt olarak sözlü bir karşılık yoktur: Her iki kelimede, kulaklarıma tamamen tuhaf gelen yapılar/ekler kullanılarak söylenir.  Türkçe eklemeli bir dildir, bu şu anlama gelir ki; kişi kipleri ve isim halleri (sözcüklerin) sese eklentilerle gelir. ”İstanbul’dayım”—I am in Istanbul—sadece bir sözcüktür.  Eğer fiil daha önceden bildiğiniz bir fiilse cümlenin sonuna bakmanız gerekir; cümlenin unsurları arasındaki ilişkiyi anlayabilmek için uğraşırken genellikle birkaç yan tümcenin yerini değiştirmek durumunda olursunuz.

He, she ve it; yerine sadece bir sözcük yeterlidir: o.Böylelikle, öncelikle kimden veya neyden konuşulduğuna daha ilgi gösteriyor olmalısınız. Çoğu yerde,Türkçenin güzelduyu/söylem sesleri (sözcükler arasında), ses uyumunu ilkesine göre söylenir:  En sona gelen her ne ise (ek yada sözcük) kendinden önceki sesli harflerin sekansına uymak zorundadır. Türkçe okudukça nahivlerin daha fazla istisnası ile karşılaşıp sözcüklerin farklı inşa edilişinden ve cümlelerin başka bir yolla kurgulanışından İngilizce ifadelerinin imkansız olduğu karmaşıklığını duyumsayacaksınız.

Bir dizi sözcükler vardır ki dikkatle bakıpe dinlediğinizde bunları karıştırmazsınız. Kış, ”winter” anlamına gelir ama kiş, ”quiche” anlamına gelir; kişi ise ”person” anlamındadır ama bir diğer kelime kız, ”girl” demektir.  Bazen ise çok ufak ses kaymaları anlamı değiştirir: kar, ”snow” iken kâr—daha açık ve uzun bir sesle â—”profit” demektir.

Bazı kuralları esasları ile anlayabilmek zaman alır. ”No”nun direkt karşılığı hayır, pek az kullanılır. Hayır demenin yaygın kullanımı yok kelimesiyledir; bu kelime var kelimesinin zıt anlamlısıdır ve ”there isn’t/aren’t.” anlamlarının yerine geçer. Pazarda, markette geçebilecek bir konuşmadan örnek:

Elma var mı? (Do you have any apples?)
Yok (There aren’t any.)

Yok genellikle başı hafifçe yukarı kaldırarak cıks sesi çıkarma kullanılır. Genelde bu kelime ortada yoktur (söylenmese bile) ancak anlam yine oradadır. Gözleri genişçe açmak da yine hayır anlamına gelir. Tokalaşmak bir tepki olarak karşılanır ama Türkler arasında sadece bu kadar değil. Hayır demenin diğer bir nazik yolu ise ”unfortunately” anlamına gelen Arapça kökenli  maalesef , kelimesi iledir. Net bir ”no” sadece birisi kesinkes reddettiği  bir şey/durum için kullanılır. Bu duruma karşın ”thanks” anlamındaki  sağol kelimesi en yaygın kullanılan ifadelerden biridir.

Hıristiyan bir yabancı olarak, Allah Allah (”gosh”), inşallah (”hopefully”) veya Selamün aleyküm (asıl itibariyle ”Peace be with you” anlamına gelir ve Aleyküm selam diye yanıtlanır.) gibi bir selamlamayı çekinmeden kullanabilir misiniz? Açıkçası, bir yabancı olarak olabildiğinde bu durumdan kaçınabilirsiniz. Bir çok Türk, Türkçeyi öğrenme çabanızdan memnun olacaktır ve bir gaf da bulunduğunuz zaman bunu mazur  göreceklerdir

Beş yüz kadar Fransızca kökenli sözcük barındırmasına (Türkçenin) rağmen—halüsinasyon, gibi— Fransızca konuşma bilgilerinin (Türkçe konuşanların) idare eder seviyede olduğunu düşünenler fena halde yanılacaklardır. Arapça ve Farsça asıllı da bir sürü sözcük bulunmaktır (Türkçede). Hangisini  (kelime) kullanırdınız? Türkçe Orijinalini mi yoksa Farsça veya Arapça aslını mı? Bugün dahi bir kelimenin Türkçe orijinali ve Arapça veya Farsça aslı aynı anlamı taşıyor. Anlamların birbirinden ayrı düştüğü durumlar da olabiliyor.

Mustafa Kemal’in uğraşlarının etkili olması sonucu onun kalıtı ”modern Türkçe”nin ortaya çıkışı olmuştur . O (Mustafa Kemal), Osmanlı Türkçesini yabancı diller etkisinin yükünden kurtararak özgürlüğe kavuşturmak ve bunun yanı sıra aydın kesim ile halk arasındaki boşluğa (dili kullanma bağlamındaki) bir köprü inşa etmek istemişti.  Arapça ve Farsça yabancı kelimelerin yerine  Anadolu’ya has, Azerice, Tatarca ve yeni uydurma kelimeler oturtmak için bir komite kurdurmuştur. Birkaç ay sonra da (Komite kurulmasından) Latin alfabesi büyük bir değişiklik olarak kesinkes gelmiştir.  Arapça yazı kullanımı 1 Ocak 1929’da cezaya layık bir cürüm olarak kabul edilmiştir.

Şimdi de Geoffrey Lewis’in, Türk Dili Reformu: Felaket Gibi Bir Başarı (2002) dökümüne, yazarın büyük bir keyifle örtüsünü kaldırdığı ”dil canavarlığı” silsilelerine, birkaç örnekle kısaca bir bakınalım.  Lewis’in ortaya attığı ilginç savlardan biri; selâm kelimesinin şimdilerde merhaba kelimesine oranla daha az kullanılıyor olmasına (her ikisi de Arapça kökenli) bir sebep olarak selâm deyişin dudak hareketlerinin Amerikan dublajlı filmlerdeki ”hello”ya merhaba sözcüğününkinden daha fazla benziyor olduğunu söylemesi. Lewis beğenisini gizlemiyor (”Osmanlı Türkçesine karşı olan): ona göre, ”modern Türkçe” ”Osmanlı Türkçesi”nin barındırdığı çeşitliliğe sahip değil.  Ancak çare ne? Osmanlı Türkçesinin yeniden hayat bulması mı? Türkiye’de bir yıl önce bunun(Osmanlıcanın) bütün Liselerde mecburi bir ders olması teklifi şiddetli tartışmalara meydan vermişti.  Ancak geçen bu süre içerisinde bu tartışmalar zayıflamış ve gündemden düşmüş durumda. Unutulmaya yüz tutmuş bu dile vakıf, kişilerin sayısı oldukça yetersiz.

Vaziyet büsbütün olumsuz da değil. Türkiye nüfusunun dışında hemen hemen sekiz  milyon insan, Azerbaycan (on milyonluk nüfusuyla) Türkçeninkine benzer bir alfabe kullanır. Hatta otuz milyon İran Azerisi Türkçeye çok yakın seslere sahip bir dil konuşurlar  hatta ve hatta Fars-Arap alfabesini kullanarak yazarlar. Özbekistan da yaklaşık yirmi beş milyonluk bir nüfusun bir  Türki dili konuştuğu yerlerden biridir. Birden beşe kadar olan rakamlar; bir, ikki, uch, t’ort, besh Türkçedekilerle aynı  denilebilir ve kuzeybatı Çin’de bile Uygurlar, İstanbul’dan binlerce kilometre ötede pekte farklı bir dil konuşmazlar.
 

 

Bernd Brunner.
Lucy Renner Jones’in Almaca’dan İngilizce’ye çevirisinden çeviren: Onur Korkmaz.

Çevirinin aslına buradan ulaşabilirsiniz: How to Say No in Turkish

 

 

 

“Biz yazılıya çalışmıştık, hayat bizi sözlü yaptı.” İzdiham Dergisi’nin 30 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye. İzdiham Dergisi'nin 30. Sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın