Turgay Demir, Hakiki Olmayan Mahpusluk Mektubu

Kıymetli Yürek Yakanım…

“Sen geldin ve benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi ve üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu
Bulutlar geldi altında durduk ”

Kıymetli Yürek Yakanım,

Mahpusluğum zahirî değil biliyorsun, takvimden düşürmeye azmettiğim hatırlı günlerimin sancısı kara saplı bir bıçak gibi sırtımda durur. Fikrimi çevreleyen bu esaret dürtüsü, epilepsi nöbetleriyle bir olmuş; aklımı senden ayrı tutmak üzere galeyana getirecek ve kanlı bir ihtilalden kaçmak kurtuluş olacaktır. Seni düşünmemeyi bir kurtuluş biliyorsam eğer, esaretimden arınmadan linç edilmeliyim diyorum. Katlimin senden uzakta vacib olmasına rızam yoktur bilesin.

Çentik atacağım küf kokan bir duvar sipariş ettim gardiyanlara, voltalık uzun koridorlarım bu gün yarın gelecek. Benim bu mahpusluğum bitecek gibi değil anlayacağın… ve beklemek bir tek sana zillet, hep bana hasrettir böylece. Tecridde tahayyül edemediğim ne varsa sende bitmekte, ne varsa yaşamaya dair , gözlerinle mümkün münhasır. Özlemeyi ve dahi ölümüne umut etmeyi sevdiren mevcudiyetine şükrüm tükenmek bilmiyor. Tanırsın beni, mektuplarda kelimeleri emrine âmade ederken yüreğimden zerrelerle süslerim harflerin kimsesizliğini.

Gecelerime, yalnız sana mektup yazarken tutuluyorum sanki. Sanki mektup değil de bir içsel ayaklanmalar silsilesidir benim sana olan emeğim, hırsım. Herneyse… Avluya bakan ama bir türlü açılmayan penceremden baktığımda yalnız gökyüzü yasaklı değil gözlerime. Ve yalnız gökyüzünde senin yüzünü görmek olağan. Legal sayılmaz hiçbir dilde aşık olmak bilirsin, aşıklığım illegal bir örgüt; ve yine ziyanı yoksa da öldürürler yasalara kafa tutanları bilirsin. Ölümüm büyük şairlerinki gibi aniden olmayacaktır diyerek velveleye verdiğimden beri ortalığı, benim cenazemi senden başka omuzlayacak kimsem yok.. Bilirsin…

Ne mürekkebim biter ne yıldızlar tepemde dikilmekten vazgeçer bu gece. Hani ben sana bir hayal mahsülüdür diyerek yazmış bulundum ya bu satırları, eğer okursan hayallerine işleyecek bambaşka bir “ben” sevdasıyla dolup taşarsın ümidi ile bir çentik daha atıyorum finalinde bu makus zamanlarımın küf kokan duvarlarına. Amansız ama ruhumun en sığ köşesinden bir cümle ile postaya verdiğim mektubumun ikinci nüshasıdır ki:

Ben seni özlemiyorsam, bil ki sevmekten fırsat bulamıyorum.

Turgay Demir

İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın