Sığınak

Sığınak

Tuba Deniz Sığınak adlı filmi kaleme aldı.

 

Cannes, Sundance, Toronto gibi festivallerden ödülle dönen ‘Sığınak’, kaygı fikrini pastoral bir manzaranın içindeki mutlu bir aileye yerleştiriyor. Sakin anlatımına rağmen izleyiciye gerilim duygusu yaşatan film, dijital şovlara tenezzül etmeden inandırıcı görsellikler ve müzikle gerilimi pekiştiriyor.

Bir önceki filmi “Shotgun Stories” ile övgülere mazhar olan Jeff Nichols yine senaryosunu kendi yazdığı Sığınak (Take Shelter) ile büyük beğeni topladı. Cannes, Sundance, Toronto, Hollywood gibi birçok festivalden ödülle dönen filmde Nichols ‘kaygı’ fikrini pastoral bir manzaranın içindeki mutlu bir aileye yerleştiriyor. Uzaktan bakıldığında mükemmel görünen, hatta filmin ana karakteri Curtis’e (Michael Shannon) en yakın arkadaşının “iyi bir hayatın var Curtis” cümlesiyle taçlandırdığı aileye sokuldukça göründüğü kadar kusursuz bir bütün olmadığını anlarız.Evin içerisine girdiğimizde önce kulakları duymayan altı yaşındaki bir kızın şifa bulması için uykuları kaçan anne ve baba ile karşılaşırız.

Curtis, kum ocağı firmasında ekip şefi olarak çalışır, eşi Samantha (Jessica Chastain) ise ev hanımıdır, aile bütçesine katkıda bulunmak için arada terzilik yapar. Kızlarının ameliyatla iyileşme ihtimali vardır ve bunun için de tek şansları Curtis’in çok geniş imkânlar sunan sigortasıdır. Curtis’in dingin hayatı, aniden görmeye başladığı kâbuslarla kısa sürede gerilimli bir hal alır. Korkuyla uyandığı bu rüyalarda hep bir fırtına kopmaktadır ve kızı Hanna’yı kurtarmaya çalışır. Tüm bu ürkütücü halüsinasyonlar, rüyalar nedeniyle fırtınayla gelecek bir kıyametin beklentisi içine girer. Kızının ameliyat masrafları, geçim derdini bir kenara bırakarak, ailesini bu felaketten korumak için tüm birikimini evinin bahçesinde yapacağı sığınağa aktarır. Kocasının garip davranışlarına anlam veremeyen Samantha için ameliyat arifesinde yapılan bu sığınak aile içinde ciddi kırılmalara sebep olacaktır.

FELAKET PARANOYASI

Curtis’in içine düştüğü kaygı önce onu eylemsizliğe daha sonra ise gerçeklikle bağının iyice kopmasına sebep olur. Sürekli içinde büyüyen kaygısının bir nesnesi yoktur. Başlarda kendi içindeki fırtınayla mücadele eder, yakın çevresindeki kimseyle paylaşamaz halini fakat bu korkunun tezahürü, sığınak yapma ihtiyacıyla dışa vurur. Curtis’in delilik emareleri nedeniyle dostlarıyla arası açılacak, işinden kovulma noktasına gelecek ve kısa sürede yakın çevresinin ‘öteki’si ilan edilecektir. Peki, nedir onu bu kaygının içine gömen, kıyamet beklentisine sürükleyen?

Aniden gecelerini istila eden kâbuslar mı? İş stresi ya da sallantıdaki sosyal güvencesi mi? En küçük bir hatada insanı dibe çekecek ekonomik şartlar mı? Medyada sürekli maruz kaldığı kötü haberler mi? Yoksa aynı yaşlarda paranoid şizofreni teşhisiyle hastaneye yatırılan annesinden kendisine aktarılan genetik miras mı? Yönetmen Curtis’te cisimleşen bu paranoya halini Amerika’nın ekonomik ve sosyal aksaklıklarıyla da ilişkilendirir dolayısıyla Amerikan vatandaşının her an tetiklenebilir felaket paranoyasına müsait haliyle de.Film ‘sakin’ anlatımına rağmen izleyiciye gerilim duygusunu hakkıyla yaşatıyor. Sarsıcı rüya sahneleri ve halüsinasyonlarda dijital şovlara tenezzül etmeden inandırıcı görsellikler ve müzikle gerilim pekiştiriliyor.

Filmin özellikle ses tasarımının anksiyetenin tarifini pekiştirdiğinin altını çizmek gerek. Şüphesiz her daim izleyiciyi diken üstünde tutan bu ruh halinde Curtis’i canlandıran Michael Shannon’un tedirgin bakışları, vücut dilini kullanma biçimi de etkili. Onun bu huzursuzluğunun karşısında konumlanan dingin ifadesi ve huzurlu ses tonu, güçlü oyunculuğu ile Jessica Chastain da oldukça başarılı.

Filmin mihveri sona saklanmış. İki türlü okumaya açık bu müphem ve çarpıcı tasvirin tüm izlediklerinizi baş aşağı etme gücü var. Fakat yönetmen kıyamet, vahiy, Mesih gibi dini referanslardan beslense de bu kavramları derinleştirmek yerine etkisinden güç almayı yeğlemiş. Curtis’in belirsizliğe dayalı kaygısını yine bir belirsizliğin içine salıvermiş. 

 

Sığınak, (Take Shelter), Yönetmen: Jeff NIchols,  Oyuncular: MIchael Shannon, JessIca ChastaIn, Tova Stewart, Shea WhIngham  

 

 

 

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın