Seda Nur Bilici, Çiçek Abbas’ın Psikolojisi

Çiçek Abbas, 1982 senesinde çekildiğinde çok büyük bir yankı uyandırmasa da, ben 1999 senesinde ilk defa baştan sona seyrettiğimde, filmin sonundaki itici kahkahalar gün boyu beynimde çınlamıştı. Minibüs şoförlerini gündemine alan, kamyon arkası atışmalarıyla ustaca halkın arasında dolanan film, kendine önemli bir yer edindi. İzlemeyenler için kısa bir özet geçecek olursak, Çiçek Abbas (İlyas Salman), Şakir adında (Şener Şen) bir minibüs şoförünün yanında muavindir. Şakir çapkın ve bencildir.  Abbas ise minibüsçü olma ve patronunun nişanlısı ile evlenme hayalleri kurar. Abbas hurda bir minibüsü tefeciden borçlanarak alır ve çalışarak borcunu ödemeye başlar. Bu sırada patronun ayrıldığı nişanlısını ayartır. Şakir bunu hazmedemez ve Abbas’ın minibüsünün tekerleklerini ve motorunu çalar. Abbas borcunu ödeyemez ve minibüse mahallenin tefecisi el koyar. Şakir, eski nişanlısıyla evlenmek için zorla bastırır ve babası (İhsan Yüce), ekonomik durumu daha iyi olduğu için kızını ona verir. Nikah günü Şakir’in kız kardeşi (Ayşen Gruda) Abbas’a yardım eder ve Şakir’in arabasını işlemez hale getiren Abbas sevdiği kızı nikah masasından kaçırır ve kahkahalarla nikah salonundan uzaklaşırlar.

Her şey çok sıradan başlar aslında. Abbas patronuna sadıktır, Şakir’in kaçamaklarına bekçilik bile yapar. Fakat Şakir’in etrafındaki herkese çektirdikleri dayanılmaz bir hal alınca Çiçek Abbas başkaldırır. Her şey daha da sıradanlaşır. Abbas, her sağlıklı bireyin yaptığı gibi savunma mekanizmalarından birine tutunup hayatını sağlıklı bir şekilde devam ettirmeye çalışır. Hiçbir yönünü tasvip etmediği patronu Şakir ile özdeşim kurarak öncelikle onunki gibi bir minibüs sonra onunki gibi kıyafet, konuşma, yürüme ve mimik edinir. En sonunda da aralarının limoni olmasından faydalanıp patronunun nişanlısını ayartır. İlk günden beri göz koymuştur patronun nişanlısına.

Filmde saf ve gururlu delikanlıyı oynayan Abbas, bir anda patronun nişanlısına karşı olan duygularını gün yüzüne çıkarabilecek bir hale gelir. Sevgi, acıma, merhamet gibi en temel duygular en saf halleriyle; ilan edilmeyen, göze sokulmayan,  karşılık beklemeyen, başa kakılmayan duygular oldukça erdemli olarak kalabiliyor. Acı çekmek bile, ben acı çekiyorum bana bak, dediği anda yerini gerçek bir pornografiye bırakıyor. Çünkü pornografi; maruz kalınan teşhir edilen her şeyi içerir. Olumlu duyguların kirletilmesi gibi, olumsuz duyguların da daha sevimli bir hale getirilmesi, kabul edilir bir forma dönüştürülmesi muhtemeldir. Bir kötülüğün yapılma sebebi, kime yapıldığı, verdiği zararın azlığı, yapılma şekli onu hafifletebilir ya da tümden unutturabilir. Önemli olan haklı gerekçeyi sunmadaki ustalıktır.

Karşılaştıkları kahvehanede patronuna artık ağabey dememektedir. Çünkü ağabey lafı, yalnızca düşkün olduğun zaman emri altında olduğun insana yaranmak için söylenen bir hitap şeklidir. Artık şartlar eşitse, unvanlar da eşitlenmelidir. Yine de insanları cellatlarına hayran bırakan Stockholm Sendromu, Abbas’ın giyim kuşamından konuşma tarzına kadar hayatının her zerresine sirayet etmiştir.  O artık kendini Çiçek Abbas zanneden bir Şakir’dir. İntikamın acıkmak kadar insani olduğu gerçeğinin bilimsel ispatına henüz 33 sene olsa bile, bu durum,  intikamın intikamı doğuracağı gerçeğini değiştirmez.

Abbas’ın dört teker ve bir motora bağlı yaşamı Nazlı’yı istemeye gittiği gece Şakir’in intikamıyla damarlarından çekilir. Minibüsünün ona kazandırdığı meziyetler sökülen teker ve motor ile bir bir kaybolur. Minibüs gider senetler kalır. Nazlı bile tekrar Şakir’indir. İnsanoğluna ilk insandan beri hayatta kalma içgüdüleri sebebiyle musallat olan öfke, intikamı doğurur. Gelişim aşamalarında eklenen nefret, kıskançlık, bir zarara maruz kalınınca ortaya çıkan ezilmişlik hissi de intikama sebeptir.  Çoğu zaman toplum tarafından da kısasa kısas şeklinde ödenmesi gereken bir borç olarak kabul edilir. İntikam bir daha intikamı doğurur ve insan artık ilkel bir yaratık olmadığının farkına varıncaya kadar bu kısır döngü tekrarlar durur. Kendisinden ödün vermek pahasına da olsa yıktığı ve telafi edemeyeceği şeyleri görmezden gelerek intikamını alır.

Hak ile intikam arasındaki fark karşıdakine verilen zarardan hoşnut olmakla ölçülebilir. Hak alınırken her zaman karşıdaki kişiye zarar verilmezken intikam gerçek bir haz sebebidir. Barton, “intikam bir cezalandırma biçimidir ve cezayla ilgili ahlâki haklılaştırma türlerinden herhangi birine başvurmadan intikam almaya kalkışan herhangi birinin en iyi ihtimalle kafası karışmıştır ya da sosyalleşme yöntemi kusurludur.” der.İntikam adalet tecellisi umuduyla alınmaz. Karşıdakinin perişan olduğunu, gerçek bir zarara uğradığını görüp tatmin olur intikamını alan kişi Uniacke, intikamı, “yaralanmayı yaralama yoluyla ödetmek” şeklinde tanımlamış ve kötücül olmakla eşdeğer görmüştür

Çiçek Abbas filmi de intikam döngünün tam ortasındadır artık. Abbas, etrafındakilerin da onayını aldıktan sonra öldürücü darbe olarak Nazlı’yı kaçırmaya karar verir. Abbas’ın intikamı insanlar tarafından onaylanmıştır. Şakir’den intikamını alacak tek kişi Abbas değildir tabi. Şakir’in kız kardeşi, sevdiğiyle evlenmesine asla müsaade edilmeyeceğini anlayınca ve ağabeyiyle paylaşabileceği ortak çıkarlarının kalmadığını görünce Abbas’ın sökülen teker ve motorunun yerini ele verir. Filmde tekrar o neşeli müzik çalmaya başlar. Çünkü hak verilen intikam planı tıkır tıkır işlemektedir. Nazlı’yı alıp gitmek içini rahatlatmaz Abbas’ın, Bir motor ve dört teker alacağı da vardır Şakir’den.

İntikam, asla daha azıyla yetinmeyen bir hale dönüştürür insanı. Son darbe de ilk darbe de aynı iştahla vurulur. Merhamet duygusu yer almaz intikamda. İntikam, soğuk yenir sıcak yenir yine de doymaz intikamını alacak olan. Hal böyleyken Çiçek Abbas’ın yapacağı tek bir öldürücü darbe kalmıştır geriye; o da sürüp giderken minibüsünü hala filmde en net hatırladığım kahkahalarla hunharca gülmek.

 

 

 

 

 

Psikolog Seda Nur Bilici

İZDİHAM

 

 

 

 

 

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: