Nurdal Durmuş, Eylülün Rengi Ölüm mü?

Her fotoğraf karesinde ölümü çağrıştıran çizgilere rastlıyorum. Gri, soğuk, solgun, ürkek bir kaygıya dönüşüyor yaşam. Eylül gelince kırlangıçlar da veda ediyor şehre, kelebekler de. Aynalar sararıyor. Radyoda eski bir hayalin içli bir türküsü çalıyor. Sokaktaki sesler farklılaşıyor, hız limitlerini çoktan aşmış hayat sakin akan bir huzur ırmağına dönüşüyor.

Balkondan sarkan turşuluk biberler, kurumaya terk edilmiş baharatlar, usulca uykudan uyandırılan uzun kollular, dinginliği kaybeden deniz, parkları esir alan atkestaneleri. Bir güvercin, bir kedi, bir solgun bahçe hüznü.

Eylül artık bütün gün benimle.
Elimdeki kitapta, balkonda, yürüdüğüm yollarda, bulutların arasında.
Gökyüzü, kuş, yağmur, rüzgâr.
İlk aşk, ilk acı, ilk ayrılık.
Beyaz zambak ve hüzün.

Dalından kopup avuçlarıma düşen kuru bir yaprağın anımsattıkları olmalı bunlar.

Ne de olsa Eylül’de unutmak ve unutulmak yoktur değil mi? Olsa olsa hatırlayamamak vardır. Akıl dediğimiz o sandığın içinde biriken ne kadar yaşanmışlık varsa hepsi saklandığı kuytulardan çıkarak ortalığa dökülür.

Eylül’de terk edilmeyen tek şey hatıralardır. Bir Eylül sabahı esen kara yel, aşkı, şiiri, devrimi, çocukluğunuzu, gençlik yıllarınızı, hayal kırıklıklarınızı önüne katıp topladığınız yamalı bohçanızdan çıkarıp tekrar önünüze serer. Kalkanlarınızı siper edip kaç uyku, kaç saat, kaç acı, kaç hüzün, kaç mutluluk ve kaç huzur tüketirseniz tüketin Eylül’ün armağanı duygu, hüzün ve yaşam aynasında gördüğünüz kırışıklıklardan başka bir şey olmayacaktır.

Eylül benim için, çocukluğumda siyah yakalı bir önlük, bezden dikilmiş bir çantaydı. Bir yatılı okul bahçesine dar gelen bitmez günlerin başlangıcıydı. Bedenime değil, ruhuma giydirilmiş tek tip üniformalar, kurallar, uzun tören provaları, koyu gri uzun bir yalnızlıktı.

Gençliğimde eylül sevdiğim her şey gibi çabuk tükenen kurşunkalemlerim, doğrularımın azlığından çok çabuk tükenen silgilerim, beyaz sayfalar üzerine karaladığım uzak düşlerimdi.

Geçti gitti.

Tüketmek için bunca acele ettiğiniz takvim yapraklarından, akrepleri zehirleyen yelkovanların telaşından ne kaldı geriye dersiniz?

Ne kadar dirensem de çocukluğumun güleç mevsimini alıp götürmüş Eylül.

Yaşamın renginin nisan olduğunu düşünürdüm, “Ölümün ki de benim!” diyor Eylül.

Âh sarı ve uzak yalnızlığım.

Sevgilim. Eylül’üm.

Nurdal Durmuş

İZDİHAM

 

“Biz yazılıya çalışmıştık, hayat bizi sözlü yaptı.” İzdiham Dergisi’nin 30 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye. İzdiham Dergisi'nin 30. Sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın