Nazım Hikmet, Ağa Camii

Havsalam almıyordu bu hazin hali önce
Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce

Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;
Allahımın ismini daha çok candan andım.

Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen!
Böyle sokaklarda ki, anası can verirken,

Işıklı kahvelerde kendi öz evladı var…
Böyle sokaklarda ki, çamurlu kaldırımlar,

En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini,
Üstünde orospular yükseltiyor sesini.

Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,
Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.

Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu,
Anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu

Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen
Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!

Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster
Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer

Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla,
Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!

 

Not: 

Türk şiirinin mihenk taşlarından olan Yahya Kemal ”Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiiriyle bizleri adeta Sinan’ın dönemine götürür ve o ihtişamı bize yaşatır. İstiklal Şairimiz Mehmet Akif de ”Fatih Kürsüsü’nde” şiiriyle Fatih Camii’nin ihtişamını içinde hisseder ve sanatkarane bir üslupla bunu kaleme alır. Şiiri okuyanlar İstanbul’u, Fethi ve Fatih’i bir arada bulabilir.

Rıza Tevfik ”Harap Mabet” adlı şiirinde, Mihrimah Sultan Camii’ nin eşiğine yüzünü sürerken utancından yüzünün kızardığını zikreder ve ”Hey Rıza! Başını secdeye koy da inle, dinle” diyerek kendine seslenir.

Yahya Kemal’in ”Ezansız Semtler” makalesinde zikrettiği yerlerden olan Beyoğlu’ndaki Ağa Camii de ilham vesilesi olur şairlere. Kiliselerin yoğun şekilde olduğu mecradaki tek camii olan Ağa Camii çok kez hasar görmesine ve yanmasına rağmen Sultan İkinci Mahmud devrinde tamirden geçer. Dönemin İstanbul beyfendilerinin ve hanımlarının Beyoğlu bölgesinde uğrayabileceği camii olan Ağa Camii son devirde bir kez daha yanar ve Suzan Hanım isminde bir hayırseverin çabalarıyla tamir edilir.

Mütareke yıllarındaki İstanbul birçok şairimizi hüzne boğuyordu. Bu hüznü derinlerinde hissedenlerden biri de dönemin genç şairlerinden olan Nazım Hikmet’ti. Nazım Hikmet, İstanbul’un içinde bulunduğu hal’in de etkisiyle Ağa Camii için şu şiiri kaleme alır:

Nazım Hikmet

İZDİHAM

 

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın