Mustafa Toprak, Böyle Şehirler Kimsesizliği Yokluk Sanıyor

Hikayesi bilinmeyen adamların tılsımından korkulur. İnsan bildiğiyle emindir, bilmediğini deşeler, yaklaşır öğrenmek için. Ürkekliğini bırakmadan sessizce adım adım gelir bilinmeyen hikayenin yanına. Herkesin açıkça söylediği, gösterdiği gizemin katmanlı versiyonu karşısındadır. İlkin soruyla başlar, cevabı kolayca alacağını umarak kulaklarını ferahlamak için salıverir. Tabi durum hiç de öyle olmaz. Ömür ilerledikçe sırları da düğümlenmiş adamlar bakışlarına güvenmediklerine açmazlar dertlerini. Zaten açıldığında anlaşılacak pek bir şey de yoktur. Günün akışı bu efsunlu adamın hayalleri ile zamansal uyumun çok uzağındadır. Aklında yirmi dört saati kurgulamamış bir adama yaptırım da olmaz. Fakat durum böyle değildir, herkes yirmi dört saat yaşamalı ve öyle düşünmelidir. İçinden geçilen vakitler yaşanılan sabahlarla veya akşamlarla kesişmelidir. Tüm dayatmalar katmanlı olarak buraya endekslidir.

İşte böyle benzerlikler yumağına çekilmek istenir insan. Normal olsun bizim olsun denir. Adımları, bakışları sayılabilecek mesafede dursun istenir. Böylesi beklentinin tuzağı yerleşik hayatı da sever.

Karlı havaların garipliğinde böylesi bir zorakiliğin akışı görünür Reha Erdem’in Kosmos filminde. İçinden geldiğince şehir şehir gezen ve durmaksızın yokluğundan mutluluk devşiren bir seyyahın kar beyazlığında genel geçere karşı verdiği mücadele anlatılır. Başta söylediklerimin çetrefil olmuş şekilleri bu filmin içeriğinde sürekli dolanır.

Film, tılsıma hürmet ile normalliğe geçiş beklentisi arasında gidip gelir. Şehre ansızın kaçarcasına gelen adamın boğulan bir çocuğu kurtarıp canlandırması her şeyin başlangıcıdır. Bu adamın gücü göründüğü yönüyle iyileştirici olsa da sonunda ölümü miras olarak bırakma hasletine sahiptir. İlk etapta anlaşılması için çaba sarf edilen bu adamın -adına Kosmos deniliyor filmde- anlattıkları şaşkınlık oluşturur bu küçük sınır şehrinde yaşayanlarda sonra yüce bir noktaya konulup anlaşılmak gayretinden uzaklaşır herkes. Şehre gelişinde kurtardığı çocuk canı için herkes minnettarlıklarını sunarken:

“Herkesin başına her şey aynı şekilde geliyor. İyiyle, kötünün; cömertle, cömert olmayanın başına gelen şey aynı. İyi adam nasılsa, suç işleyen de öyle. Yemin edenle, yeminden korkan aynı, birbiri gibi.” Sözünü içli içli söylemeyi ihmal etmez kalbini aklının gürültüsüne kaptırmamış bu adam. Buradan çıkarım yaparak hayatlarına bir yükü almak derdinde olmayan ahalinin filmin son sahnesinde bir hüsranı kovalayışı görülür. Bu hüsran geldiği karlı yoldan kaçan kimliksiz adamın hüsranı mı, yoksa biçare bir adama çareyi eşyada arayan herkesin mi bilinmez?

Filmde ses kullanımı ise ruhun derinliklerinde devinimler olduğunu ve içte yaşanan çalkantıları yansıtması bakımından farklı bir yerde durmaktadır. Kayıtsız ve duyarsız bir adam gibi görünen Kosmos’un en büyük dışavurumu da sesler üzerinden belirmektedir. Normal sevinç tepkilerinde çıkarılan seslerin aksine doğanın bir parçasıymış gibi davranmakta Kosmos ve bazen kuşların sesine yakın bazen de rüzgar uğultusu gibi sesler çıkarmaktadır. Kosmos’tan ayrı olarak film sürekli bir iç gümbürtüsü barındırmaktadır. Bunun yansıması olarak da sahne geçişlerinde veya varoluşsal sorguların orta yerinde gök gürültüsü duyulmaktadır. Özellikle gök gürültüsünün sorgusal olayların kesişme noktalarında duyulması yönetmenin konuya dikkat çekme unsuru gibi de bakılabilir. Filmin merkezine oturan seslerin gündelik hayatta duyulma olasılıkları ise düşük görülmektedir. Zira Kosmos’da sesler kalp ile aklın geriliminde sorgulayıcı bir fon gibi kullanılmaktadır.

Mustafa Toprak

İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın