Mihraç Cerrahoğlu, Avrupa’nın Yüzsüz Liderlerine Sesleniyorum

Değerli Avrupa Liderleri,

Değerinizin geldiği nokta sizin hak etmenizden değil, benim burnunun ucundaki ümmetimin birbirini parçalamak pahasına sizi pohpohlamasındandır. Bir de mektuba böyle başlayınca dikkate alınıyormuş. Sayın Esad, muhteşem Hollande, Obama hazretleri ve güzeller güzeli.
Sevgili Hollande, Paris nasıl, iyi mi? İyi olmalı çünkü kendi nüfusu kadar insan Asya’da öldürüldü yine de onun kadar önemsenmedi. İlgi fazlalığı ve el altından desteklediği terör nedeni ile şımarık çocuklar gibi şeref obezi olmasından korkuyoruz. Bu arada Facebook Brüksel’in Avrupa’da olduğunu unutmuş olmalı ki Müslüman ülkesi sanarak kınama yapmamış.

Biriniz onu uyarmalısınız.

“Biz değiliz, biz değiliz!”

 

Merkel sevdiceğim,

İstiklal ‘deki patlama hususunda “İstanbul! Seni koruyorsam senin için değil, sevdiğim sende olduğu için” şiarı ile hareket ederek beni mes’ud ettin fakat kabullenmelisin ki ben artık sözlüyüm. Başım bağlı oportünist gülüşlüm, Ortadoğu denen tarlada savaş güneşinde testi ile benzin getiren köylü güzelim. Bunu anlamalısın ve maşalarınla sağı solu patlatmaktan vazgeçmelisin.

 

Değerli Avrupa sitesi yönetimi,

Şu halinizle polisten sakladığı malı kaçarken bahçeye atan esrar torbacılarından hiçbir farkınız yok maalesef. Üstelik su testisi suyolunda kırılmakla kalmıyor, testi firması marka değerine hakaret ettiğiniz için dava açıyor artık. Nerede o eski ülke sömüren Avrupa gelenekleri! Yeni nesil sömürmeyi bile beceremiyor. Atalarınız Churchill, Mussolini ve benzerlerinin kemiklerini sızlatıyorsunuz. Tek başına bir kıtayı sömürüp katleden Avrupa ülkeleri nerede, beşi bir araya gelip bir Suriye’yi eline yüzüne bulaştıran Avrupa nerede. Lawrence sizi görse Osmanlı ve Araplardan özür dilerdi. Gerçi onun torunları bizim buralarda çok. Onlar da temsilen özür dileyebilirler.

 

Roller değişmez.

Sürekli kapital varsayımlardan bahsederken insanlık yoklamasında mazlumları yok saymanızın bedeli ağırdır. Kameralar karşısında geçip onurdan ve şereften bahseden temsilcilikleriniz ve siz, cümlenin kurulma süresinden daha hızlı harcıyorsunuz bahsettiğiniz haysiyetleri. Önce öldürüp sonra babalarına Hollywood palyaçosu gönderdiğiniz yetimlerin avukatını hafife aldınız. Yetim bilmese, Allah bilir, yetim unutmaz, Allah tamamlar dileğini. Cern’de atom çarpıştırırken dünyayı ayakta tutan şeyin merhamet, helâk eden şeyin de yine merhametsizlik olduğunu anlamalıydınız. Unuttuğunuz bir şey var ki, biz 751 yılından bu yana mazlum Ortadoğu halkına hep kucak açtık. Evet, kimi zaman onlar tarafından yarı yolda bırakıldık belki ama biz ücretimizi onlardan beklemedik. Bizim bordromuz Allah’a âyandır. Misyoner iş adamlarından havale bekleyen, eli kalem tutan köpekler ülkesi olmadık hiç. Biz hep büyük devlet olduk, siz hep dönemin simsarı. Belki hançerlensek bu kadar acımazdı emerek bitirdiğiniz halkların canları. Canlarımız.

 

Siz,

Ortadoğu haklının sırtından geçinen ve onları beğenmeyen kenelersiniz.

Siz Şımarık evladınız İsrail’in, abiniz Amerika’nın pisliğini temizleyen hizmetlilersiniz.

Siz göğsünüzdeki Bosna’yı salyalı köpeğiniz Radovan’a parçalattırıp, Birleşmiş Milletlere temizlikçilik yaptıran duygusuz açgözlülersiniz.

Siz ev sahibini dövüp kira isteyen yüzsüzlersiniz.

Siz yaraladığınız aslanın etrafında uluyan çakallarsınız.

Size isimlerinizle hitap etmek bile zaten yeterince büyük bir hakarettir.

Bir gün siz de sizin içimizde yuvalanmış çakallarınız da tarihteki aşağılık pozisyonlarınıza yerleşeceksiniz. Siz ve bağrımızdaki desenli entel hançerleriniz. Korkum şudur ki; o tarihte korkak kalıp ses çıkarmayan bir neslin parçası olarak yaşamak. Çünkü iyi insanlar zamanın içinde ağırdırlar ve onları sürükleyerek yorulmaz zaman. Hep aynı yerde ve aynı iyilikle sabit kalırlar. Siz tarihin bagajında bir insanlık cesedi olarak yakalanacaksınız Tanrı’ya.

Mektubuma son verirken, Yüce Allah’tan ıslahı mümkün olmayan mühürlenmiş kalplerinize cehennem azabı dileklerimi sunarım. Onca öksüz ve yetim hakkı için.

Şaşırdınız değil mi? Alışkın değilsiniz size beddua edilmesine. Ne de olsa en kalifiye beddua eden makamlar bağrınızda yaşıyor.

 

Mihraç Cerrahoğlu

İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

3 Comments

Bir Cevap Yazın