Meşa Selimoviç’in Derviş ve Ölüm kitabından seçtik

Bu sayfayı Selvizar Çalış hazırladı.

“Elimde olsa, karanlığın bana yalnızken rastlaması için bu sessiz akşamüstünde kentin dışına çıkardım.”  (s.7)

“…beni ilgilendirmeyen şeyleri görmeme alışkanlığı ile ilerliyordum. Böyle davranınca kendime daha yakın oluyorum.” (s.26)

“Ölüme daima yaklaşılır, ondan uzaklaşmak diye bir şey yoktur. Yine de o gelince şaşırırız.”(s.26)

“Evden eve taşınmaktır ölüm.” (s.27)

“Kötülüğü çoğunluğa yükleyince ayıbın daha az olacağını ve onun hakkında rahatlıkla konuşabileceğini sanıyordu.” (s.32)

“Şimdiki huzursuzluğum öncekinden daha ayrıntılıydı.” (s.45)

“Bütün denizi testiyle dolduramazsın ama doldurduğun da denizdir.” (s.51)

“Kişi çoğunlukla kendisi için konuşur ama yine de söylediklerinin karşısındakini nasıl etkilediğini duymak ister.” (s.52)

“Zayıflığıma tanıklık ettiği için onu yanımdan uzaklaştırdım.” (s.53)

“Fazla tereddüt ediyor, fazla düşünüyorsun. Bu sırada ne yapsan gücüme gider.”(s.71)

“Her şey yapabilecek bir sevginin koruyuculuğunda, güçlü olmak gereğini duymadan, şahane bir güçsüzlük içindeydim.”(s.87)

“Yalnız felaketler bizi bir araya getiriyor.”   (s.89)

“Eskiden olması mümkünmüş gibi görünen şeyler hakkındaki güçsüz avundurma ve hatırlatmalarımızın hiçbir faydası yoktur. Çünkü bir şey olmadığını göre olmazmış demektir.” (s.107)

“Yeniden tanıştığımız anda birbirimizi gömdük ve o gereksiz, son sıcaklığın bize hiçbir faydası dokunmadı.” (s.109)

“’Mekân bizim zindanımızdır.’ dedim.  ‘Mekânın yalnız gözle görebildiğimiz kadarı bize aittir; biz ise tamamen ona aidiz.”   (s.113)

“…ağrı duymadan çiçek açmayı ve solmayı arzu ettim.” (s.125)

“Onun dünyasından değildim. Yadırgamıştı beni.”  (s.126)

“Çocuğa bir şey sordum. Soru eski ve üzücüydü. Ama o bunu bilmiyordu.” (s.126)

“Aklını yitirmemek için insanın bir düzen kurması gerekir.”  (s.132)

“O hiçbir şey bilmiyor. Bunun için de üzüntü duymuyor. Oysa biz en çok onun mağdur olduğunu sanıyoruz.”   (s.134)

“Çok şey bağışlıyorsun, oysa benim teşekkürden başka verecek hiçbir şeyim yok.”  (s.147)

“Allah’ a sığınmak herkesin hakkıdır.”   (s.157)

 

“ ‘Sizin yerinizde olsam, bu gençlerin cezalandırılmasını sağlardım.’ dedim. ‘Ben de sizin yerinizde olsam aynı şeyi yapardım.’ diye cevap verdi.” (s.161)

“Başardığımız şey, günahı görünmezliğin içine sıkıştırıp daha güçlü yapmaktır.”  (s.163)

“Siz okumuş insanlar, bazen gerçekten gülünç oluyorsunuz.”  (s.165)

“Hasta olan kendisi değil de benmişim gibi bana müşfik davrandı. ‘Gitmelisiniz.’ dedi. ‘Bunu daha önce yapmamış olmanız bir kayıptır.”   (s.169)

“Evde yoktu. İnsan hiçbir vakit aradığı kimseleri bulamaz.”  (s.170)

“Onunla akıllı olduğu için değil –akıllı insanlar çok can sıkıcı olabilirler- insanı şaşırtıp uyandıran şeyler söylemeyi bildiği için arada sırada konuşmak hoşuma gider.”  (s.179)

“Unutma ki çevremizdeki mutsuzluğun nedeni, herkesin layık olduğu seviyeye erişememiş olduğunu düşünmesi ve karşısındakini rakip kabul etmesidir. İnsanlar hayatta başarı sağlayamayanları küçümser, kendilerinden üstün olanları çekemezler. Huzuru arıyorsan küçük görülmeye, savaşı kabul ediyorsan nefret etmeye alışmalısın.” (s.184)

 

“-Ölenler için Fatiha okuyorum.

-Okuyacaksan sağ kalanlar için Fatiha oku. Sağ olanların durumu ölülerinkinden daha kötüdür.”  (s.203)

“…bizi, hepimizi sayısızca öldürmüşlerdir; ama ancak çok sevdiğimiz biri öldürülünce dehşete kapılmışızdır. (s.207)

“Söz insanı boğar, o da bir mevkidir.” (s.212)

“Tıpkı basık, bakımsız ama rahat bir ayakkabıdır benim hayatım.” (s.215)

“Uğradığım hakaret hakkındaki duygularım henüz şekillenmemişti.”  (s.218)

“İşleri yönetmek iktidar, iktidar güç, güç ise adalet uğruna yapılan adaletsizliktir.” (s.239)

“Şaşıyorum. Siz dervişler hiçbir şeyi açıklayamaz ama her şeye cevap verirsiniz.” (s.240)

“Sen suçsuz olduğunu zannettiğin için üzülüyorsun. Yazık! Eğer serbest bırakmazlarsa yakında üzüntüden ölürsün ve her şey kendiliğinden hallolur.” (s.241)

 

“Her şeyi sükûnetle karşılamaya çalıştığım bir it hayatıydı bu.” (s.246)

 

“Ötekilerden farkım olmadığı için farklı görünmek istiyordum.” (s.250)

 

“Onun bütün bu mutsuzluğu, umutsuz başlamalarında, üzerinden geçemeyeceği köprüler kurmasındandır.”  (s.263)

“Saflığım utancından öldü.”  (s.277)

“Dönüş bir hedefse, gitmenin ne gereği var?”  (s.284)

“Herkesin geziye çıkmasını, hatta gereğinden çok aynı yerde kalmamasını sağlamak gerekir. İnsan ağaç değildir. İnsanın mutsuzluğu bağlılıktır. Bağlılık, insanın cesaretini yok eder, kendine güvenini azaltır. Bir yere bağlanmakla insan, uygun olmayanlar dâhil, bütün şartları kabullenmiş ve kendisini bekleyen belirsizlikle kendi kendini korkutmuş olur. Değişiklik ona, terk etmek, elde ettiklerini yitirmek gibi görünür. İşgal ettiği yere gelip başkasının yerleşeceğini, kendisinin de her şeye yeniden başlamak zorunda kalacağını sanır. Gerçek yaşlılığın başlangıcı, yerleşmektir. Korkmadığı sürece gençtir insan. Aynı yerde kaldıkça ya katlanır ya saldırır…….. Gülmeyin. Gidecek bir yerimiz olmadığını ben de biliyorum. Yine de özgür olduğumuza dair bir görüntü yaratabiliriz.  Sözde bir yerlere gidiyor, sözde bzı şeyleri değiştiriyormuş gibi yapar, geri döndüğümüzde aldatıcı bir sükûnetle huzura kavuşuruz.”  (s.283)

“O, adaleti savunmuyor, adaletle saldırıyor. Adalet onun hedefi değil silahı olmuş.” (s.290)

“Tatlı sözlerin, boş gülümsemelerin olmadığı aldatmacasız dostluklar daha iyidir bence. Bir şey istemedikçe her şey güzeldir de, dostları denemeye kalktığımız anda tehlike başlar. Yalnız kendine sadıktır insan.”  (s.295)

“Bizden üstün olduklarını düşündükleri zaman insanlar, asil de olabilirler.” (s.300)

“Kendinizden çok fazlasını istiyorsunuz. Üzüldüğünüz yetmiyor mu?”   (s.303)

“Mutsuzken bile soyluluğunu koruyabilen insanlara saygım vardır.”    (s.308)

“Sözcüklerin ardına gizleniyorsunuz, dedi ihtiyar. Neler hissettiğinizi göremiyorum.”   (s.324)

“Coşkunluğumuz, anlayışsızlığımız kadar tehlikelidir.”  (s.385)

“Acı çekmesine sebep olduğum için onu uzun zaman unutamadım.” (s.423)

“Kalması için sebep varken hiçbir zaman gitmemelidir insan.” (s.425)

“Evet, o salt gençlere ve gerizekalılara özgü derin bir uykudayken ben, elimde bir mumla yanına gidip başucunda durdum.”   (s.428)

 

 

 

Meşa Selimoviç,  Çeviri: Mahmut Kıratlı

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın