Mehmet Fuat

Şiir yazmakla şiir okumak arasında sıkı bir ilişki olması gerekir.

Başarılı şairlerin hepsi kendilerinden önceki şairlerin şiirlerini okuyarak öğrenmişlerdir şiir yazmayı.

Kendi başınıza da olsa, yaratıcı yazarlık derslerinde bir öğretmenin denetiminde de olsa, şiir yazmayı öğrenmek için ne yapmanız gerektiği bellidir:

Beğenilen şiirleri tekrar tekrar okuyacak, inceleyecek, değerlendirecek, işin gizine varmaya çalışacaksınız. Bu arada, şairlerin açıklamalarından, eleştirmenlerin incelemelerinden, değerlendirmelerinden de yararlanılabilir.

Ama hepsinin kaymağı daha önce yazılmış olan şiirlerdir… Şairliğe özenen bir insanın şiir okumaması düşünülemez… Şöylesine okuyup geçmekte değil. Her şairi, her şiiri ayrı ayrı irdeleyerek, anlamaya çalışarak

Neyi, nasıl yapmış? Sözcükleri nasıl seçmiş, nasıl birbirine bağlamış? Dizeleri nasıl kurmuş, nasıl alt alta sıralamış? Ne gibi kolaylıklardan yararlanmış? Şiiri iç biçimde mi, dış biçimde mi yakalamış?

Böyle bir sürü sorunun yanıtlarını ararken, algılama gücü yüksek, yetenekli bir şair adayı, bakarsınız, işin gizine varıvermiş… Tam tersi de olabilir. Bütün emeği boşa gider…?

Ne var ki şiir yazmak isteyen herkes bunu göze almak zorundadır. Çünkü başarılısı da, başarısızı da, hiçbir şair gökten düşmez…

Yıllardır, dergi yönetmenliğinin gereği olarak, değişik yaşlardan, değişik iş kollarından şair adaylarının şiirlerini okuyorum. Çoğu yaşamın başındaki gençler olsa da, araya yaşlılar, hatta emekliler de giriyor.

Başka alanlarda bayağı önemli başarılar elde etmiş şair adayı olarak karşılaşmak ise, hiç de ender olamayan, hayli şaşırtıcı bir durum. Şiirin dayanılmaz bir çekiciliği olduğu kesin…

Bazı şair adayları bir iki tane değil, bir dosya dolusu şiir gönderirler. Dergide basılmalarının ötesinde, şiirlerinin kitap olarak yayınlanmasına da aracılık etmemi isterler. Böyle bir şeyin gerçekleşmeyeceğini bilirim-bu iş için düşünülmüş özel bir dizisi yoksa hiçbir yayınevi tanınmamış bir şairin kitabını basmaya yanaşmaz-gene de okurum hepsini tek tek. Görevim olduğu için…

Ne yazık ki büyük çoğunluğu ortanın altında, yayımlanmaları düşünülemeyecek şeylerdir. Biraz eli yüzü düzgün olanlarını, yayımlanabilecek düzeyde gördüklerimi ayırırım, ama onlara da bir türlü sıra gelmez.

Öncelikle derginizin sürekli yazan şairlerine yer vermeniz gerekir. Şair adayları kızar bu tutuma, öfkeli mektuplar yazarlar, ama okurların bir dergiyi alırken birtakım beklentileri vardır. Aslında onlar derginin değil, dergideki yazarların okurlarıdır. Sevdikleri bir şairin orta düzeyde bir şiirine ses çıkarmazlar da, bir şair adayının orta düzeyde bir şiirine hemen tepki gösterirler.

Evet, bu yayımlanabilir diye seçerisiniz, ama bir türlü sıra gelmez. Dergi yöneticiliğinin en tatsız yanı budur: sürekli düş kırıklığı dağıtmak. Ayrıca bütün şiir gönderenler yanıt isterler, beğenmediğinizi söylediğinizde de neden beğenmediğinizi sorarlar. Nesnel eleştiriden kaçınmanızı, öznel değerlendirmelerle yetinmenizi kınarlar. Kendi açılarından elbette haklıdırlar. Ama şiirin ne olduğunu anlamaya çalışmamakla, işin derinine inmeyip yüzeyde kalmakta haklı oldukları söylenemez.

Beni en çok tedirgin eden konu şair adaylarının yeterince şiir okumadıklarını sezmemdir. Büyük çoğunluğu şiir yazmakla şiir okumak arasında bir ilişki görmüyor gibidirler. Onlar da şiir, yazmaya mutlaka başkalarının şiirlerini dinledikten, okuduktan, gördükten sonra özenmişlerdir. Şairlik doğal bir şey değil. Birtakım örnekler görecek, o örneklerden hoşlanacaksınız ki, içinizden şiir yazmak gelsin. Ama bu ilişki şöyle bir bakıp geçmekle kalırsa, yeterince üzerinde durulmaz, önemsenmezse hiçbir olumlu sonuç alınamaz.

Şiir yazabilmenin ilk koşulu iyiyi kötüden ayırabilme yeteneğini edinmektir. Yazdıklarıma bakıp “oldu” ya da “olmadı” diyebilmek. Bu yetenek ise doğuştan gelmiyor, başarılı şiirler okuyarak, inceleyerek ediniliyor. Bir iki şaire saplanıp kalarak da değil, değişik dönemlerin değişik şairlerini inceleyip neyi, nasıl yaptıklarını anlamaya çalışarak, bayağı emek vererek ulaşılıyor bu öznel eleştiri gücüne.

Yazarken yazdıklarını denetlemek, olup olmadığını gözlemek, bitirip dinlendirdikten sonra yeniden ele alıp değerlendirmek, sözcüklerde, sözcükler arası ilişkilerde, düşüncelerde, duygularda, iç dünyada ya da dış dünyada, davranışlarda, olaylarda, doğada, kısacası yaşamda şiiri görebilmek bu öznel eleştiri gücüne bağlıdır.

Ünlü bir şairimiz şiiri koklayarak bulduğunu söylemiştir. Güzel bir şiir karşısında ne yapar insan? Bakar ya da okur, “güzel!” der, nedenini sorarsanız susar, çünkü boşunadır konuşmak. Eleştiri gücü edinmenin yolu şiir okumaktan geçiyor. Bol bol şiir okumak…

Ama bu yalnızca ilk koşul… Sonrası okuduklarınızdan ne çıkaracağınıza bağlıdır.

 

İZDİHAM

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: