Kübra Nur Uzun, Takva: Muharrem Efendi’nin Psikanalitik Karakter Analizi

Ailesinden kalan evinde tekdüze, mütevazıbir hayat yaşıyor Muharrem Efendi. Ferdi tanımlarda öznelleşen mutluluk kavramı, Muharrem Efendi için değişmezliğini koruyan bir yaşam demek. Hayatın bütün boşluklarını dini vecibelerle meşgul olarak doldurma gayretinde. İşin aslı, hissedilen ve rahatsızlık yaratmaması adına telafisi için uğraşılan bir boşluk değil bu. Aksine farklı yaşam formlarını merak etmemiş, mevcut durumu sorgulamamış olmasından kaynaklanan, itaatin doğurduğu otomatikleşen doğal bir süreç. Mensubu olduğu tarikatta, kendi korunaklı surlarından çıkıp dış gerçeklikle irtibatta olmasını gerektiren bir görev üstlenmek zorunda kalan Muharrem’in 40’lı yaşlardan sonra hayatı yeniden sorgulamasını ele alıyor Takva filmi.

Birçok çelişkiyi ve bunların arka planında yatan gizil güçleri etkili biçimde, gerek dolaylı gerek açık ifadelerle ortaya koyan filmde, Muharrem’in günlük yaşantısına, ilişkilerine, rüyalarına ve kendisini algılıma, hayatını anlamlandırmasına hâkim olan bilinç düzeyi ekseriyetle bilinçdışı süreçlerdir. Bu süreçler, kişiliğin, savunma mekanizmaları engellemelerinden ötürü bilinç düzeyine ulaşamamış ve olgunlaşamadan hapsolmuş ögeleridir. Bireyin sosyal öğrenmeleri ile şekillendirdiği algısında gayri ahlaki kabul edilen ve dışlanması mecburi olan bilinçdışı mensuplar, uygun uyaranlar ile tetiklenerek zapt edildikleri ücradan çıkacaklardır.

İd haz ilkesini yürürlüğe koyma çabası içindeyken, süperego Muharrem Efendi’yi dergâhın öğretilerine karşı itaatsizlik yapmaması ve bağlılığına sadık kalması için sıkıştırır. Çünkü Muharrem’in doğru ve yanlış tasavvuru, içinde bulunduğu topluluğa göre şekillenmiş ve başta şeyhleri olmak üzere tüm müritler hayatın zevklerinden kendilerini mahrum bırakmışlardır. Süperegonun hâkimiyetindeki başarı incelendiğinde, çocukluk döneminde anne babasının Muharrem’i terbiye ederken başvurdukları ceza yönteminin etkisini yok sayamayız. Cezalara maruz kalarak benliğine zarar gelmemesi için küçük Muharrem kendisi için koyulan kurallara uymuş, sınırlarını aşmayarak itaatkâr karakterinin temellerini atmıştır. Muharrem’in bilinçaltına ötelenmeye mahkûm edilen yönleri, henüz kendine ait sosyal normlar geliştirmeye muktedir olmadığı yaşlarda ailesinin ket vurması (cezalandırmak) sonucunda gelişememiştir.

Oral dönem adı verilen 1-1,5 yıllık bir dönemi kapsayan bu süre zarfında çocuk, zamanla geliştirdiği dış dünya algısını oral ihtiyaçlarının doyumuna ve içsel geriliminin giderilmesine bağlar. Emzirme sürecinde bebek annesiyle kurulan olumlu ilişkide anneyi ilk sevgi objesi olarak algıladığından, annenin emzirme sırasında bebeği ile iletişimi, çocuğun yetişkin yıllarında kuracağı sevgi ilişkileri açısından kayda değer önem taşır. Oral ihtiyaçların çok doyurulması ya da yoksun bırakılması sonucunda ilerki yaşamda kişide duygu ve tutum bozuklukları görülebilir. Muharrem Efendi’nin aşırı bağımlı karakteri ve kendine olan güven ve saygısının diğer insanların yargısına göre değişebilirliği, oral saplanmayı gündeme taşıyor. Kendisinden talep edileni yerine getirmediği takdirde sevgi objesini kaybetme korkusu…Dergâh tarafından evinden ayrılması gerektiği söylendiğinde, istemese de dıştan denetimli olmasından ötürü kendi taleplerini göz ardı ederek tekkeye taşınmayı kabul ediyor olması bağımlı karakterin tezahürü sayılabilir.

Gelişimsel düzlemde devam edildiğinde fallik dönemin amaçlarının yerine getirilmediğini görebiliriz. Bu dönemde çocuk kendi bedeni dışındaki bir objede doyum aramayı öğrenir ve bu deneyimler yetişkin cinselliğine temel oluşturacak niteliktedir. Muharrem Efendi’nin rüyalarından sonra kaygı, korku ve pişmanlık duyması, fallik dönemde ebeveyninden hatalı muamele görmesinden kaynaklanıyor olabilir. Oidipus kompleksi olarak adlandırılan bu aşamada, karakterin özelliklerini göz önünde bulundurarak varsayımda bulunursak, çocukluk yıllarında cinsiyetine dair meraklarını utanç duygusundan ötürü paylaşamadığını düşünebiliriz. Bu durum kendisini tanıyamamasına aynı zamanda çevresindeki uyaranlara (Otobüste yanında oturan kız, Kapalı Çarşı’daki cansız mankenler) karşı uygun tepkiler geliştirememesine neden olmuştur. Uyaranlara karşı uygunsuz tepkiler vermesi ve dürtülerini tanımlayamaması kontrol duygusunun kaybolmasına yol açmıştır. Fakat egemen olamadığını kabul etmek istemeyişi nedeniyle bu olgular daha öncede belirttiğim dehlize, bilinçdışına atılır. Zira bilinçte bulunmaları kişiliğin daha önce hiç karşılaşmadığı bir takım zorluklarla karşı karşıya gelmesine yol açacaktır.

Rüyalarında sık sık orataya çıkan cinsel içeriğe sonraları Muharrem Efendi için fani dünyanın unsurları olan para ve eğlence de eklenmiştir. Varlığını yalnızca maneviyat üzerine inşa eden Muharrem Efendi’nin vicdanı, kontrol edemediği rüyalar dolayısıyla rahatsızdır. Sözü geçen cezalandırıcı ebeveyn tutumunu içselleştiren Muharrem’in artık kendisine kızan anne babasına ihtiyacı kalmamış, bu mekanizmayı kendi benliğinde sürdürmeyi öğrenmiştir. Neticede kendisine yönelik beklentilerine ve idealize ettiği benliğine ters düşen dünya hayatına karşı süperego cezalandırma mekanizması olan vicdani anksiyete devreye sokar.

Anksiyetenin baş gösterdiği yerde benlik, parçalanmamak adına savunmalar üretecektir. Cinsellik içgüdüsünün bilince çıkmasını engelleyen ve akabinde diğer zorlanmalara yol açan savunma mekanizması baskıdır. Tarikatın hoş karşılamadığı ne var üzerine basarak kontrol etmeye çalışmak. En belirgin mekanizmalardan bir diğeri ise içleştirme olarak karşımıza çıkar. Muharrem Efendi, kişiliğindeki geliştiremediği yanlarını içinde bulunduğu tarikatin özellikleri ile yamamaya çalışırken zamanla bu özellikleri kendi benliğiymişçesine kabul etmeye başlamıştır. Zaten yaşadığı bütün problemler neredeyse asıl benliği ve idealleştirilmiş benliği arasındaki çatışmalardan kaynaklanmaktadır.

Son olarak Muharrem Efendi’nin;

‘’Sadece güle ve dikenine şükretmek yeterli değildir, kul gül olmadan da şükredendir. Başta sonu bilmek yeter sandım. Sonda ne var ölüm. Ölümden sonra? İşte bunu bilince tamam sandım. Yaradan’ın korkusu, O’nun korkusu beni düzene sokar sandım. Ben sadece iyi bir insan olmak istedim Muhittin, sadece iyi bir insan. O her zaman ve heryerde var. O’nun dediklerini yaparsan O’nun istemediklerini yapmazsan hem bu dünyada iyi bir insansın hemde öbür dünya da rahat edersin. Ama olmadı, olmuyor. Şeytan her zaman var ve belkide şeytan dediğimiz bizzat kendimiziz.’’

sözleriyle içleştirme mekanizması yenilgiyi kabul ederek sahneyi asıl benliğe yani Muharrem’in id ve süperego arasında zafiyet geçiren egosuna bırakıyor. Bu aşamadan sonra egonun vazifesi, gerçek dünya ile yüzleşerek dengeli ilişkiler kurmak olacaktır. Aksi takdirde Muharrem dağılan savunma mekanizmaları ve güçsüz kalan benliğiyle tüm yaşamının anlamsızlığının altında ezilerek yok olmaya mahkûmdur.

Kübra Nur Uzun

İZDİHAM

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: