John Frankenheimer, Seconds

John Frankenheimer, Seconds

 

John Frankenheimer imzalı ‘Seconds’, paranoya dolu gerçek bir başyapıt. 


Not: Bu yazı filmle ilgili bazı gelişmelerden bahsetmektedir.

Hayatınızdan memnun musunuz? Arthur Hamilton’ın bu soruya cevabı – çoğu insanın vereceği gibi – hayır. Arthur Hamilton orta sınıfa mensup bir bankacı. Maddi durumu iyi. İşinde yükselmeyi bekliyor. Yazları geçirmek için aldığı bir teknesi var. Karısı, evi, işi, arkadaşları var. Ama, ya başka? Bir şeyler eksiktir. Günün birinde memnun olmadığınız hayatınız bir yerlerden çatlar. Amaçsız kalmışsınızdır. Öyle anlarda ikinci bir şans olsa diye iç geçirirsiniz. Bir hayalden öteye gitmeyecek şekilde… Arthur daha önce bunlar üzerine düşünmemiştir ama yine de bir şeyler eksiktir. John Frankenheimer’ın başyapıtı ‘Seconds’, yeniden doğan bir adamın hikayesidir.

Gizli, yasa dışı çalışan bir şirket, hayatından memnun olmayanlara ‘yeni hayat’ hizmeti verir. İnsanlara bir imza (ve tabii para) karşılığında yeni bir yüz, vücut, imza, parmak izi, kişilik, kısaca bir kimlik verirler. Artık, başka biri olarak, ‘tasarlanan’ yeni dünyada var olmaya çalışırlar. Arthur da, attığı imza ile sıkıldığı hayatını geride bırakacağını ve hayatındaki boşluğu dolduracağını sanır ama kararını verirken alay edercesine denildiği gibi ‘yeniden doğuşlar sancılıdır’ ve beklenen özgürlük gerçekleşmez.


Filmin ilk yarım saatinde – özellikle Arthur’un Bay Wilson ile uzun konuşmasında – Barış Bıçakçı’nın o müthiş cümlesi geliyor akla: ‘‘Cemil, genç Cemil’in elinde silah olup olmadığına bakmıştı, çünkü yıllar önce okuduğu Rene Char’ın Seçme Şiirleri’nin önsözünde geçen şu cümleyi unutamıyordu: ”Kırk yaşımızda, yüreğimize yirmimizde sıktığımız bir kurşunla ölüyoruz.” (Sinek Isırıklarının Müellifi) Evet, Arthur’un gençlik hayalleri uçup gitmiştir, gerilerde kalmıştır. Yaşamı koca bir rutine dönmüştür. Karısıyla ayrı yataklarda uyur, sadece ‘geçinip giderler’, kızını çok fazla görmez zaten. Peki, bu hayatı bırakırsa kimse Arthur’u özlemeyecek mi? Kimsenin ona ihtiyacı olmayacak mı? Koca bir ömrü ne olacak? Aslında, şirketin afili sözleri Arthur’u etkiler. ‘‘Geriye dönemeyeceğinizi bildiğinizde ileriye gitmek daha kolay değil midir?’’ Tespitler iyi, hoş da, asıl sorun vaatlerdir zaten. Arthur, ‘‘Gerçekten geri dönemeyecek miyim? Hayatım ne olacak?’’ diye sorduğunda aldığı cevap da hilelidir o yüzden: ‘‘Kesinlikle geri dönmek istemeyeceksin.’’

Arthur geri dönülmeyecek yola girmiştir, artık Antiochus Tony Wilson’dır. Şirketin vaatlerine inanmış, ürününü satın almış ve o şartların dışına çıkamayacak bir müşteridir artık. Yaratıcı istek şablonuna göre bir meslek seçer. Yeni bir hayatı vardır. Ancak asıl sorun değişmemiştir. O boşluk aynen durmaktadır. Hatta hiçbir şey değişmemiştir. ‘Amerikalı orta yaş erkeklerin sahip olmak istediği şeye şimdi de sahip değildir. Yani ‘özgür’ değildir yine de. Aynada başka bir insanı görse de başka bir insan değildir. Yeni hayatında ressamdır ama yeni hayatı ne kadar gerçektir ki? Dışarıdaki her şey değişse de; yeni ev, yeni arkadaşlar, yeni iş vs… Aynı soru kafasında dolanmaya devam eder: Bütün bunların anlamı ne?

 


‘Seconds’ın akla ilk olarak Kafka’yı getirdiğini söylemenin haber değeri yok elbette ama bahsetmeden de olmaz! Arthur’un ‘Dönüşüm’ün Gregor Samsa’sından farkı yoktur; bir sabah kendini dev bir böceğe dönüşmüş olarak bulan Gregor Samsa için en büyük acı varoluş sıkıntısıdır, tüm olanlara rağmen hayatında hiçbir şey değişmediği gerçeği öylece durmaktadır. ‘Dönüşüm’ün tüm ruhu ‘Seconds’a da sızmıştır. Filmi tanımlarken ‘kafkaesk’ denilmesinin hem içerik hem de biçimsel karşılığının olması da bir o kadar değerli.

Arthur ‘Amerikan rüyası’na kavuşmuştur ama bu rüya ne kadar gerçektir? Havalı diplomalar, -güya- kendisinin yaptığı tablolar, partiler, bir sürü yeni arkadaş, sevgili… Peki gerçek? ‘Seconds’ gerçek üstü bir hikaye anlatsa da gündelik hayatlarımızdaki o gerçeği yüzümüze vurur bir şekilde. Çocukluktan itibaren ulaşmamız gereken, mutlak gelecek olarak öğretilen o büyük yalanı; idealler, itibarlı bir iş, iyi bir gelir, düzgün evlilik… Hayaller ise uzaklarda bir yerlerde… Arthur, bu boşluğun içinde salına salına öyle bir noktaya gelir ki, bir yerde ‘‘Sanırım hiç hayalim olmadı’’ der. Tüketim toplumunun yarattığı didişmede amaçsızca dolaşan insanlar daha iyi anlatılamaz herhalde!

 

‘Seconds’, kamera açıları, çekim teknikleri, objektif oyunlarıyla açılışından son sahnesine kadar stilize ve rahatsız edici bir film. 1966 yapımı olmasını hiç umursamazcasına zamanın ötesinde bir yaratıcılığa sahip. Hala etkisinden en ufak bir şey kaybetmediği gibi her yıl ‘Seconds’ etkili filmler görmek sıradanlaştı bile diyebiliriz. Sinema tarihinde bu kadar çok filme ilham verdiği halde (Being There, The Game, Open Your Eyes… gibi sayısız film) yine de akla ilk gelen klasikler arasında bulunmaması da ilginçtir. Frankenheimer’ın filmografisinin zirvesi olan ‘Seconds’ı tür açısından tanımlayabilmek de mümkün değil. Bilimkurgu, korku, paranoya, nasıl sınıflandırırsanız sınıflandırın eksik bir tanımlama olacağı kesin. Üzerine sayfalar, ciltler dolusu yazılsa, konuşulsa bitirilmeyecek bu muhteşem filmin her sekansı hazine değerinde, başta umutsuz, şok edici finali olmak üzere….

Seconds Yönetmen: John Frankenheimer Senaryo: Lewis John Carlino (David Ely’nin kitabından) Oyuncular: Rock Hudson, Frank Campanella, John Randolph

 

İzdiham

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın