İclal Aksoylu, Hansel Ve Gre tel Cinayeti

İclal Aksoylu, Hansel Ve Gre tel Cinayeti

 

Elimde bir torba kestane ile Kadıköy’ün tenha sokaklarında yürüyordum. Kestanelerin yarısının çürük olduğunu biliyordum ama çürük olan her şeyin daha tatlı olduğu fikri cazip geliyordu bana. Uzun süre yürümüştüm bu yüzden ayaklarım da şişmişti. Gitmeyi planladığım bir yer yoktu, şehrin karanlık ve pis kokulu sokakları huzur veriyordu. Yarım saat daha çürük kestanelerimi yiyerek yürüdüm. Yolda bir adam görmüştüm. Çelimsiz, buğday tenli,  kirli sakallı hafif yakışıklı denilebilecek bir tip yerde hareketsizce yatıyordu. Elbiseleri yırtılmış bir haldeydi. Yanına yaklaştım, dokundum ve buz gibiydi. Nabzını kontrol ettim, nabzı  atmıyordu. Gülümsedim. Ona bunu kimin yaptığını merak etmemiştim. İstesem çok kolay öğrenebilirdim. İçimde onu sahiplenme arzusu vardı. Aklımdan geçen ilk düşünceyi gerçekleştirdim. Elimdeki kestane torbasını bir kenara bırakıp ölü bir bedeni sırtıma aldım. Üç saat boyunca eve kadar yürüdüm.  Hiç tanımadığım bu ruhsuz bedenle ne yapacağımı bilmiyordum sadece onu yanıma almam gerektiğini düşünmüştüm. Ve yeni dostumla birlikte karanlık dairemize girmiştik. O artık benimdi.

 

Cesedi eve getirdiğim günden beri iki hafta geçmişti. Komşularımın bizden haberi yoktu, ölü dostumun artık dayanılamaz derecede pis kokusu ve evi sineklerin basması bile komşuların ilgisini çekmemişti. Bu süre zarfında ruhsuz dostumla çok güzel vakit geçirmiştik. Koleksiyonluk plaklarımı ona göstermiştim, Queen’den, Zeki Müren’e,  kadar herkesi dinlemiştik. Her gün yatmadan önce ona masal anlatmıştım en çok da Hansel ve Gretel masalını anlatmayı seviyordum.  Hansel ve Gretel’i eve atan o cadıyı anneme benzetiyordum çünkü. Annemi özlüyordum. En son onu üç yüz yıl önce görmüştüm, o zamanlar sinir bozucu kahkahaları ile büyüler yapardı.  Sonra sekizinci kocasına yaptığı kara büyünün etkisiyle lanetlendi, uzun bir süre hareket edemez olmuştu, felçli bir cadı olup çıkmıştı. Geçen yıllar sonunda lanetin etkisi geçmiş olsa bile o büyü işlerini bırakmış yerine falcılıkla meşgul olmaya başlamıştı. En son gördüğümde Taksim’in ucuz falcılarındandı daha doğrusu masal anlatıcılarındandı. Yüzyıllar önce ben kendime farklı bir hayat yolu çizmiştim, şu anda da o yolda ilerliyordum. Ben de tıpkı annem gibi ucuz bir masal anlatıcısıydım. O kendi uydurduğu masalları müşterilerine anlatır, ben ise bilinen masalları ölülere anlatırdım.

 

“Hansel ve Gretel kardeşler kaybolmamak için yola ekmek kırıntıları koymuşlar…”  her seferinde masalı anlatırken bu cümleye takılıyordum. Ölü dostumun üzerinde bir deney yapmaya karar vermiştim. Ondan kurtulmak gibi bir niyetim yoktu fakat sıkılmıştım. Bazen nefes alan insanlarla uğraşmak daha cazip olabiliyordu. Her şey değişiyordu. Ölmüş bir ruhla vakit geçirmek benim de içimi kurutuyordu. Aklıma gelen ilk düşünceyi yine yapmaya karar vermiştim. Bir kova ve bıçak yardımıyla dostumun karnını deşmiş daha sonra bir organ mafyası edasıyla tüm organlarını çıkarmıştım. Hem ölü dostumdan kurtulmak hem de biraz nefes alan insanlarla uğraşmak güzel olabilirdi zira komşularımın kayıtsızlığı sinirimi bozuyordu, dikkatlerini çekmek istiyordum.  Tüm organları apartmanın merdivenine dizmiş bir şekilde, olacakları bekliyordum, evin her tarafı kan içindeydi. Koku daha güzel bir hal almaya başlamıştı. Oturdum ve beklemeye başladım. Bir saat sonra apartmanda hareketlenmeler olmaya başlamıştı. Polis memurunun, üç çocuk annesi Fitnat Hanımın, ve ihtiyar Osman Bey’in sesleri geliyordu sadece.

“Burada kim yaşıyor bilen var mı? Uzun yıllar gireni çıkanı yoktu evin şimdi kim ne diye cinayet işler yahu?”

 

“Organ mafyasının işi kesin…”

 

“Yazık böyle rezalet olmaz, insanlık nereye gidiyor!”

 

Bu yakınmaları duydukça daha çok gülüyordum.  Kısa süre sonra kapıyı kırmışlardı. Hepsinin yüzünde şaşkınlık ve korku vardı. Ertesi gün gazetede okuduğum haber beni daha çok keyiflendirmişti:

 

“Kadıköy’de  “dilber dudağı” apartmanında bulunan organların sebebi araştırılıyor. Dün gece 00:00- 01:00 saatleri sularında, kimliği bilinmeyen bir ceset on yıldır kimsenin girmediği iddia edilen esrarengiz evde bulundu. Kimin hangi sebeple cinayeti işlediği hala merak konusu. Apartmanlarının merdiveninde insan organlarıyla karşılaşan apartman sahipleri büyük bir korku içinde. Polis ekipleri olayla ilgili geniş çaplı araştırma başlattı.”

 

 

 

İclal Aksoylu, Hayalhane 5

İZDİHAM

 

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın