İbrahim Varelci, İnsanın Baharı Yoktur Sonbaharı Vardır

Her şey ölür. Bazı şeyler olmadan ölür. Ölünce olunur, olmadan önce ölünürse yazık olur. Zaman, sürekli ölüş halindedir, zannedildiği gibi oluş halinde değil. Yavaş yavaş bir ölüme maruz kalır ya insan, bu yüzden yaşadığını zanneder. Yaşamak bir zannetme biçimidir; belirli bir zaman diliminde varoluşu hissetmek, hepsi bu.

İnsan, ölümü sadece kendi dışındakiler vasıtasıyla hatırlar veya hatırlar gibi yapar; oysa insana ölümü anlatan ilk kaynak yine kendisi olmalıdır. Ama insanın gözleri hep dışarıdadır, kendisinde olandan çok başkasında olana nazar eder insan, “dışarıda” olanı ister durur. Hayatı istemekle geçer de hiçbir şeye sahip olamaz, kendisine bile. Oysa kendine hâkim olan neye sahip olmaz ki?

Aslında, en az Allah’tan ister insan, oysa en çok yakarması gereken varlıktır Allah; ama uzakta olduğundan mı, sesini duyuramama korkusundan mıdır bilinmez, insanın yalvarır gibi yaptığı aslında Allah değil, yine başka bir insandır. Yani hemcinsinden; varlıkça aynı kategoriyi paylaştığı, aciz, elinden hiçbir şey gelmeyen, gelse de doğru düzgün yapamayan, mutluluğu kısa, hüznü kalıcı olan, yalancı, düzenbaz, sahtekâr ve her daim aldanan ve aldatan insandan ister durur. Bütün başlangıçların sonu, hüsrana varır bu yüzden.

Zaman hem akan, hem de bu akış ve oluş içerisinde kendini yiyip bitiren, savrulan, dağılan, azalan, uzayan, kısalan, hem ölen hem de belirli bir süre sonra dirilen bir mefhum. İnsan doğar ve ölür. İnsan ölünce kendi zamanı da ölmüş olur böylece, yani “küçük kıyamet” kopar. Tabiat insana benzer, insan da tabiata. Dünyadaki her canlı ötekini taklit eder; birbirine yaklaşan, varlık alanlarını bölüşen ama asla paylaşmayan insanlara âşık denilir. Âşık insanlar birbirlerinin kötü birer kopyasıdır sadece. Günümüzde aşk, belirli bir zaman dilimi içinde, birlikte yaşamayı aşk zannedenlerin tutunduğu çürük bir dal. Oysa birlikte ölebilmek gerçek amaç olsa, yaşamanın baş döndürücülüğünü ve aldatıcılığını elinin tersiyle itebilen iki insanın birbirine karışmasını ve kaynaşmasını sağlayan gerçek duygudur aşk.

Mevsimler de âşık olur birbirine. Ayrılırlar sonra. Çünkü her ayrılık mecburidir. Belki de sadece gerçek ayrılıklar mecburi. Bu topraklarda tüm âşıklar severek ayrılıyor, tıpkı mevsimler gibi. Dört mevsimi yaşamayan ülkeler bunu bilmez; renkler arasındaki bu soldurucu geçişi, bu ayrılığı, havanın usulca karakter değiştirişini, zamanın bir başka zamana el sallayışını bizim kadar müşahede edemezler. Mevsimler de ölür. Bu ölüm öyle bir ölümdür ki: bilinir zamanı. Başlangıcı ve sonu belli olan hazırlıklı bir ölümdür bu. Provası defalarca yapılmış, bu yüzden şok etkisi yaratmayan ve kendisini önceden haber veren bir ölüm. Ölmeden önce ölünesi bir hayat yaşamayı vaz eden bir ölüm. Sıcaktan ılığa, parlaklıktan solukluğa ve oradan da pastel tonlarına, sıcak esintiden soğuk ve sert rüzgârlara, ışıldayan mavilikten kararan dalgalara, koyu yeşilden açık yeşile oradan da sarımtırak yeşile… Ölümün gerçek rengi beyaz değildir bu yüzden, soluk sarıdır bence.

Sonbahar rüzgârıyla savrulan yapraklar, insanın dünyadaki konumunu ne de güzel tasvir eder. Zamanın ve hayatın koşulları içinde, her şeyi kendisinin belirlediğini ve bu minvalde yaşadığını sanan insana, büyük bir ders verir rüzgâra teslim olmuş bir çınar yaprağı. Rüzgâr, o yaprağı şiddetlice yere çalar, acizsin ey insan der gibi. Bak işte gerçek yerin burası, yani yeryüzü, en azından şimdilik, henüz zamanın başka bir boyuta geçmemişken, yaşıyorken diğer insanlarla, yani insanların hizasında, işte orda kalmalısın der gibi… Sonra başka bir rüzgâr, yaprağı yükseklere uçurur, insan da bir anlık yükseldiğini zanneder; oysa düşerken iyice paralanmak, parçalanmak ve nihayetinde un ufak olmak için yükselmiştir sadece, öyle de olur. Yapraklar bir hışımla yere çakılır. Başladığı yere geri döner her şey. İnsan da başladığı yere döner, doğrusu başlayamaz ya. Ağlayarak başlanan bir şey bu hayat dediğimiz. Gülerek noktalanması, başlangıcına bir ihanetten başka nedir ki?

 

 

 

 

 

İbrahim Varelci

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: