İbrahim Varelci, İnsan Yürümeden Varmak İsteyendir

 

Adımlar ilerlerken gidilecek yer yaklaşmıyorsa, varıldıktan sonra  “olunacak”  bir yer kalmamış demektir. Yollar hep çıkmaza mı sürüklüyor bizi? Hakiki bir yolcu mu değiliz, yoksa yollar mı tükendi? Vaz mı geçtik artık her şeyden, kendimizden, sevgiden, aşktan? Neden bu kadar dermansız kaldık? Kendimize karşı bile elimiz kolumuz bağlı bir haldeyiz. Oysa umudumuzu da kaybedersek; bizi hayata bağlayan, bu dünyanın sonlu oluşunu ve gerçek yaşamın burası olmadığını yüzümüze haykıran, yaşamın ağır yükü omuzlarımızdayken bize soluk aldıran yegâne güç de ellerimizden uçup gidecek.

Kendimi yalnız hissettiğimde çoğu zaman yürürüm. Yorulana kadar, ayaklarım şişene kadar yürürüm. Yürümek, belki de davranışlar içinde en insani olanı; varoluşumuza ve yaşam içindeki serüvenimize refakat eden bir eylem. Hem eylem hem de hayata karşı bir eylemsizlik tavrı. Yol, “yolda olanı” evirir çevirir terbiye eder, dönüştürür, başkalaştırır, yorar. İnsanlık serüveni yolda hayat bulur. Tarih bir yolculuktan başka nedir ki? Tıpkı insanın bir yolcu olduğu gibi.

Her sabah yolculuğa çıkar insan. Kimi evle iş arasında kısır döngüde bir yolculuk yapar. Kiminin yolu uzadıkça uzar. Bazıları yürüdüğünden daha fazla mesafe kat eder. Bazıları ilk köşeden sonra hemen yolunu bulur. İnsan, her şeyi, olduğu yerle olmak istediği yer arasındaki mesafede öğrenir. Yürümek bir adımla başlar önce, her adım hayata yeni bir başlangıçtır. Koşar adımlarla hayata bir ivme kazandıramaz insan; çünkü insan olmanın en önemli özelliği yavaşlıktır, sükûnettir. Hız, düşünmenin önündeki en büyük engeldir. Düşünmek için yavaşlamak gerekir, yani koşmadan, ağır ağır yürümek… Hayat yolunda, sevgi yolunda, aşk yolunda, iş yolunda, varacağın menzil her ne olursa olsun yavaş ilerlemek, insan tabiatına daha uygun. Hız, beraberinde hazzı ister.  Hayatın hızına kapılan insan, bir an önce her şeye sahip olmak ister. Oysaki yavaşlıkta kanaat etmek vardır; haddini bilmek, sabırlı olmak vardır. Eğer bana hayatın anlamı nedir diye sorulsaydı, onu beklemek diye tanımlardım.

İnsan yürürken düşünebilir; ama koşarak düşünemez. Zaman ve mekân arasında mesafeyi kısaltan her eylem, düşünmenin önüne set çeker. Bu yüzden koşmakla yürümek arasında büyük bir uçurum vardır. İnsan ancak bir merkezde durunca düşünebilir.  Yürüyerek etrafı seyredebilirsin, yani çevreni, senin dışında olanları temaşa edersin. Adım adım yürümek gerekir olan biten her şeyi görebilmek için.  Hızlı hareket ettiğinde “hakikatin” resmi silikleşir.  İnsan, bu yüzden kendi yaşamında ani hareketlerle sağlıklı sonuçlara varamaz. Sonuca ulaşsa bile varacağı nihai nokta tesadüfidir. “Resmin” belli belirsiz imgeler yığınından kurtulması için, onu izleyen gözün de insan tabiatına uygun olarak hareket etmesi ve hayatı o şekilde temaşa etmesi gerekir. İnsan, hem kendinde olanı, hem de kendi varlığının dışındaki şeyleri anlamlandırması için, onlara kararlı bir şekilde, istikameti belli bir noktaya toplayan bir nazarla yaklaşmalıdır.

Yürüme eylemi farklı farklıdır elbette, tıpkı her insanın hayatının farklı olduğu gibi. Yürümenin çeşitliliği hayatı anlatır bize. Sabah yürüyüşü, akşam yürüyüşü, işten dönen bir adamın yorgun argın yürüyüşü, okuldan eve dönen bir çocuğun bezgin yürüyüşü, kilo vermek için bir kadının hızlı tempoda yürüyüşü, iki aşığın el ele yürüyüşü, içindeki huzursuzluğu gidermek için bir insanın fütursuzca ve amaçsızca yürüyüşü, eylem için yürüyüş… Hepsi bir hayat anlayışını ve yaşama biçimini açıklamaya namzet birtakım eylemler. Mesela, asgari ücretle geçinen bir adamın iş çıkışı efkârlı bir şekilde evine doğru mahcup bir vaziyette yürümesiyle, Nişantaşı’nda yaşayan bir insanın Maçka parkında yaşam koçuyla birlikte yapmış olduğu yürüyüşü nasıl bir tutabilirim.

İnsan, sabahları belki temiz hava almak için yürür; ama geceleri kaybolmak, kendi içine doğru bir yolculuğa çıkmak için yürür. Ne kadar yol varsa o kadar insan var demektir. Bazı insanlar vardır yürüyemezler bile; zaten dünya da yürümeden bile yorulanların vatanı değil mi?

İbrahim Varelci

İZDİHAM

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın