Hatice Çay, Mecnun’un Şehri Terk Edişi’ni değerlendirdi

Modern Zamanda Bir Çilingir: Mecnun

Geçtiğimiz günlerde İz Muhayyel’den yeni bir kitap karıştı aramıza: Mecnun’un Şehri Terk Edişi.

Yunus Emre Özsaray, Kefendeki Misket adlı öykü kitabının ardından Tahir’in kentinden çıkıp Leyla’nın kentine doğru yola çıkıyor.

Her şey Merkez Efendi’deki o kahvede başlıyor ve kitabı okuyunca diyoruz ki iyi ki başlamış.

Geçmişten günümüze sustuklarımız

Yaşanan acılar ve uğranan haksızlıklar yıllardır içimizde. Sustukça derinleşen bir kuyuya döner hayatımız. Gün gelir dökülür hepsi. Aslında ne çok çile çekmişiz deriz sonra şöyle dönüp bir bakınca geçmişe.

Mecnun kitapta karşımıza farklı hüviyetlerle çıksa da her birisinde kilit noktası unutturulmaya çalışılan Leyla ve ansızın gelen telefondur.

Özsaray Mecnun’u bir bela tünelinden geçirirken bize de tarihin sayfalarından sahneler açıyor. Öyle ki ne isim ne yer bilgisi olmaksızın her şeyi ayrıntıları ile izliyoruz ve hatırlıyoruz.

Müslüman olmak çileye tabi olmaktır hele ki Allah için yola koyulmak belalar ile çarpışmaktan başkası değildir.

Modern zamanın insanının bunalımı

Günümüzde şehir hayatı öyle kargaşalı curcunalı bir hal aldı ki tabiatın ihtişamına kör olduk. Bu aklı fikr ile Leyla bulunur muydu hiç?

İş hayatının akışında kalbini kurutmuş yaşadığını sanan korkuluklar. Saman dolu bir beden ile yıllarca sürünüp durdular. İşte Mecnun da bir sahnede karşımıza böyle bir adam olarak çıkıyor. Plazalardaki deri koltuklarda hayatla iç içe olduğunu sanarak fakat hayatla zerre alakası olmadan.

Bereket versin ki o telefon geliyor kimdir nedir bilinmez birisinden. Mecnun’un depremini başlatıyor böylece. İnsan olduğunu ve kalbini hatırlatıyor ona. Kanatıyor geçmişini. Yoğun iş hayatının hiçliğini ve gönlünü nasıl çorak bir çöle çevirdiğini.

Okulda aşk

Mecnun’un ilk okul sıralarında aşık olması olmasa hiç Leyla ve Mecnun öyküsü kurulabilir mi? İşte bizim Mecnun da bir sahnede böyle çıkıyor karşımıza. Leylaaaaaaaaaaaaa diye bağırıyor içinden. Fakat bir gün dışından. O sahneyi merak edin diye anlatmıyorum.

Sonra üniversite yıllarında bir Mecnun buluyoruz. Leylası çirkin yani en azından arkadaşları böyle söylüyor. Üstelik geleneksel bir ailenin kızı yani anlaşamazlar Mecnunla. İşte Mecnun böylece şehri terk etmeye ikna oluyor.

Bir de düğün konvoyu var ki orada geçen hadiseden Mecnun aşkının nasıl bir aşk olduğunu cümle aleme gösteriyor Özsaray.

Ouje Aseman dinlemek

Mecnun’un Şehri Terk Edişi kitabını okumak Mohammad Esfahani’den Ouje Aseman’ı dinlemeye benziyor. Sarsılmamak mümkün değil.

Seni Anmayı Bile Yasak Ettiler Bana özellikle bu hissi veriyor bize. Asırlar ötesinden Fuzuli’nin nefesini duyumsuyoruz üzerimizde. Sevilen hüzün yani aşk budur aslında.

Çölümüz gökdelenlerdir

Biz Leyla’yı çöllerde değil gökdelenlerde yitirdik. Garip ruhlar silsilesine dönüştük de farkına varamadık. Gittikçe hızlanan ve gittikçe robotlaşan bu çağda aslımızı özümüzü unuttuk.

Belki bir gün bir telefon gelir de hatırlatır bize kaybettiklerimizi unuttuklarımızı.

Mecnunu evinize davet etmeyi unutmayın.

Künye: Yunus Emre Özsaray, Mecnun’un Şehri Terk Edişi, 96 sayfa, İz Yayıncılık

 

 

 

 

Hatice Çay değerlendirdi

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın