Hatice Büşra Benli, Ölüm Pahalıya Mal Olmadı

Seri katiller işsiz kalmasın diye ölüm listelerine yazılma kararımı henüz almıştım. O günlerde cinayete kurban gitmenin günahlara kefaret olacağına inancım vardı. Hatta bir haber bültenine son dakika olursam Teşvikiye’ den uğurlanırım sanıyordum. Fiyakalı bir ölümüm olmayacaksa artistik bir yaşantıya da ihtiyacım yoktu. Ecelimle ölmeyi beklesem bir kenar mahallede verilecek sela’ m ancak kuşları incitirdi. Yaşarken perişan etmediğim kalp kalmamıştı bu yüzden naaşımdan daha kibar olmasını diledim.  Hoca hanıma zahmet olmasın diye saçlarımı kazıttım. Çünkü biliyordum teneşire dökülen üç beş tel saçımı toplayıp saklamayı romantize edecekti annem.

Sigortasız işimden aldığım son maaşımı da bir gazeteye yatıracaktım. Manşetten girebilmek için müdüre, onun hesabına göre yüz yıl bence on sekiz saat yirmi beş dakika dil döktüm. Türkiye Avrupa Birliği’ ne girmek için bu kadar yalvarmamıştı.

“Müdür bey ne olur ölümümü manşetten verin, yalvarırım üstelik haberde kullanmanız için birkaç tweet attım. Genç kız ölmeden önce her şeyi yazmış dersiniz. Babamla da röportaj yaparsınız sizi kırmaz. Haber değerim çok yüksek inanın, en kötü ihtimalle size nasıl yalvardığımı kayıt altına alalım. Bakın yarın en çok siz satacaksınız tirajınız şımaracak hayatım üzerine bahse girerim.”

Mecburen kabul etti, kabul etmese seri katil listesine gerek kalmadan beni oracıkta öldürecekti.

Arkadaşlarıma veda etmedim bu onların zihnine kazınacak en kötü hatıra olacaktı. Vedalaştığımız yere, Üsküdar’ a bir daha gelemeyecek, sevdikleri adamla Kız Kulesi’ ne karşı çay içemeyeceklerdi mesela. Ya da bilmeden beni kararsızlığa sürükleyecek merhamet ve samimiyet gösterileri yapmaktan imtina etmeyeceklerdi. Asla gerçekleşmeyecek hayaller kuracak, beni hayalin başköşesine bağdaş kurduracak ve hiç kaldırmayacaklardı. Hem vedalaşmazsak bana yaşadıkları sürece hep kızacaklardı bu şekilde daha az üzülürlerdi.

Anne babam zaten kahrolacaktı henüz teşebbüs aşamasında vazgeçtiğim daha az üzme planlarımı Konya-İstanbul yolunda bir dinlenme tesisinin çöpüne attım. Yirmi iki yaşında bir kız için fazla abesle iştigal olacak bir şey yaptım. O gece aralarına girip uyudum önce babama sarılıyor, sonra anneme sarılıyor yatakta doğruluyor biraz dua ediyor sonra tekrar sırayı karıştırmadan anne ve babama sarılmaya devam ediyordum uyumadan önce anneme iki sarılma borcum vardı onu da tamamladım asla eşitsizliğe göz yumamazdım ölümün arifesinde bile. Kardeşimi uyurken öptüm işte biraz da saçlarını okşadım bu bahsi çok açmayalım onun en büyük hayali uyurken saçlarını okşamamdı, bunu yaşarken hiç yapmamıştım yapsam ölür müydüm? Evet, zaten ölüyordum. Aşkta gururu bilmem ama mevzu kardeşim ise birden ben en haşmetli Osmanlı padişahı oluyordum o daha alçak sedirde oturan Avusturya-Macaristan elçisi.

Cumhurbaşkanlığını arayıp bürokratik birkaç not bıraktım olur da Cumhurbaşkanımız benim için taziye mesajı vermek isterse kağıttan okumasın, samimiyetine helal gelmesin istedim, umarım iletirlerdi. Gerekli tüm prosedürleri tamamladım, yetiştirmem gereken bir temyiz dilekçesi bir de röportaj vardı ölümümden sonra açılacak dava ve hakkımda yapılacak röportajlarla telafi edeceğimi düşünüp ne patrona ne de editöre haber vermedim. En fazla üç gün üç damla göz yaşı döker sonra unuturlardı. Hem patronun sermayesi bu şekilde her ay 1.000,00 TL azalmazdı ölürken kapitalizme yaptığım eşsiz katkı için kendimi kutladım. Editöre emri vaki yapacak olan ben değil ölümümdü son sayıyı bana ithaf edecek, süratle tirajı azalacaktı, kahretmesin ölüşüm bile işe yaramazdı.

En güzel ve otopsi için beni soyacaklarını bildiğimden en kolay çıkarılacak kıyafetlerimi giyecektim. Kimsenin benim için yorulmasına dayanamazdım. Çantama turuncu renkli 1.75 x 0,50 ölçülerinde bir muşamba koyacaktım, üzerime çıplak kadın resmi olan gazete örterlerse utanırdım. Hemen her şey tamamdı beni öldürmeyi ucuza kapattığı için seri katilime minnettardım udumu, kitaplarımı ve bilgisayarımı ona noterde yaptığımız satış sözleşmesi ile bırakacaktım. “Noter huzurunda ölüm” buraya en çok şiir yakışacaktı. Resmi kurumlar prensiplerinin güvencesiymiş bir de bunu söyleyecekti bıyıklarını burmadan ama gülerek. Can düşmanım sevgili katilimle sözleştiğimiz yere gitmek üzere evden çıktım, beyaz yakalı gömlek, çizgili kravat ve spor ayakkabı giyecekti ne kadar çirkin olursa o kadar iyiydi zira giderayak aşık olmaya planlarımda asla yer yoktu.

“ Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır” Sezai Karakoç’ u anlamak için hepimizin ölmeye ihtiyacı var desem fikren ve aklen abartacaktım fakat her şeyi o kadar iyi anlıyordum ki anlamaktan kafamı taşıyamaz olmuştum.

Son kez telefonum çalacaktı, zil sesimi Ahmet Kaya “kafama sıkar giderim” e ayarlamıştım. Anne babam ararsa gazeteciler bunu da duysun istedim ölürken dahi ince hesaplar yapan kötü bir insandım.

O arıyordu, açıp açmamak konusunda evlenme teklifi almış tüm genç kızların kararsızlığının toplamını yaşadım ya da beyin ölümü gerçekleşen babasının fişi üzerine günlerce düşünen adamın endişesiydi ellerimdeki. Telefonu açarsam katilimin randevusuna geç kalacaktım onun her dakikası kıymetliydi açmasam merakımdan ölürdüm yine katilime ayıp olacaktı. Her türlü ölecektim buna tüm samimiyetimle inandım.

–   Alo

–   Seni sevmiyorum Büşra.

Sevilmemeye layık binlerce siyasetçi, petrol canavarı, hırsız, arsız varken üstelik Beşar Esad, George W. Bush, Sarkozy gibi adamlar hala yaşıyorken beni sevmiyor oluşuna inanamıyordum. Ben evini bombardımanda yitirmiş bir Filistinliydim artık. Başımdan aşağı dökülen kaynar su kaç  °C bunu bile hesapladım. Tüm aziz “Türkiye milleti” adına üzülebilirdim, Allah’ ım ölüm döşeğinde dahi dengeleri gözetecek kadar demokrattım. Şimdi Nesimi’ ye yoldaş olsun diye derimi yüzüyorlardı, bıçağın ucu köreldiğinde üç metre öteye fırlattıkları kanlı ellerime bakıp ağladım. Ben katilin dahi hevesini kıran berbat bir insanım.

Seri katil, planlar, zil sesi, turuncu muşamba, manşet haberim, noter sözleşmesi, Konya-İstanbul otobüs bileti hepsi bütün bunlar zahmet olmuştu. Ölümüm pahalıya mal olacak sanmıştım. Halbuki bir cümle yeterdi.

Bilmedim insan neden her gece geberip bir kez ölüyor.

      

   

Hatice Büşra Benli

İZDİHAM

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: