Hasan Bozdaş ile röportaj yaptık

Hasan Bozdaş, genç şairlerimizden. Genç yaşına rağmen başarılı şiirler yazıyor. Genç şairler röportajlarımızın ilkini kendisi ile yaptık. Benim adıma bir ilk oldu. Kendisine, beni kırmadığı için teşekkür ederim.

Ferhat Toka

Merhaba ile başlamak istiyorum sözlerime. Hasan Bozdaş kimdir?

Hasan Bozdaş 1990 Diyarbakır doğumlu, baba mesleği sebebiyle çok şehir değiştirmiş bir arkadaşımız. Kırıkkale Üniversitesi hukuk fakültesini bitirip avukat olmuş ama psikolog olmayı daha çok istemiş, kahrolsun aile baskısı diyelim. Lise yıllarında şiirle ilgilenmeye başlamış ve üniversitede ise biraz daha profesyonel bir edebiyat çevresi ile tanışmış, bu da okumalarının ve kaleminin yönünü belirlemiş.

Avukatsınız ve şiir yazıyorsunuz. Şahit olduğunuz onca acı olaya rağmen onları düşünmeden nasıl şiir yazabiliyorsunuz? Şairliğinize mesleğinizin de bir katkısının olduğunu düşünüyor musunuz?

Onları düşünmeden şiir yazmak… Kendini sokaktan soyutlayan şair fildişi kulelerde yaşamakla suçlanıyor, adliyeler sokağın minyatürü. Dolayısıyla acısı da sevinci de aynı, soyutlanmak mümkün değil. Bundan ötürü zihnim gördüklerimle dolu, sadece aleni değil söyleyiş biçimim. Mesleğim beni besliyor evet, özellikle de terminoloji anlamında. Ama ben mesleğimden önce de şiir yazıyordum, şimdi yeni bir pencere açıldı diyelim.

Adliyeler sokağın minyatürü dediniz bunu biraz açar mısınız bize? Acıyla baş başa kalmak şiirlerinize de tesir etmiş görünüyor. Şiirlerinizde ki karalık hayatınıza da sirayet etmiş galiba ya da ben öyle anladım.

Adliye koridorlarında kötü ve iyi, haklı ve haksız olanlar bulunur, bunun başka bir sınıflandırması kolay kolay yoktur. Televizyonda, gazetelerde insanları duygusal gerilime maruz bırakan, zaman zaman iğrendiren ve hatta isyan ettiren birçok vaka burada yani adliyelerde ve hayret etmeden izlemek, müdahale etmek zorundasınız. Hangi tarafta olduğunuz önemli değil, duygularınızı yadsıyarak güçlü düşünmeniz gerekiyor. Belki de sorun burada, güçlü durmak için kendimizi ihmal ediyor ve şiire patlıyoruz. Çok aydınlık düşünen, şiir dünyasını sadece ve sadece mutluluk üzerine örmüş bir kaleme rastlayamazsınız. Hayata da şiire de aykırı, sokaklarda sadece mutluluk yok, çoğunlukla hüzün de var, şiirle iştigal edenler ise anlaşılmaz bir biçimde karamsar, bu da sanatın hilkatinden olsa gerek.

Benimle ilgili kısma gelirsek, adliyeler nasıl sokakların minyatürüyse, dünya da adliye koridorlarının makro ölçeği, dolayısıyla ben sevinecek çok fazla şey göremiyorum dünya için, şükredecek çok şeyimiz var ama çok sevinirsek de nankörlük etmiş oluruz gibi geliyor, belki de bundandır dediğiniz karamsarlık.

Zaten bir şiirinizde “her şiir, fikrimce biraz günahtır.” demişsiniz. Şiirin günah olduğuna dair kanaatiniz bu bahsettiklerinizden geliyor olsa gerek. Şiire patlamak sanırım günahlarımızı kâğıda dökmek gibi bir şey. Siz de şiir yazarken kendini iyi hissedenlerden misiniz?

Aslında şiirin sonraki dizeleri biraz daha açıklıyor bunu, şiirin günah olmasına daha var, öncelik başka şeylerde. Hem bu günah itikadi anlamda bir günah mı derseniz, değil. Şiir, insanın başkalarına değil kendine söylediği bir yalandır. Yani benimle şiir arasında bir mevzu bu, başkaları duysa ne, duymasa ne, bu yüzden günah olmasını gerektirecek bir şey yok. Ama bana günah olduğunu fısıldayan şey, insanın kendine yalan söylemesine cevaz olup olmadığı, bu da itikadi anlamda değil dediğim gibi, olsa olsa vicdani. Hem, sorunuzun diğer kısmıyla da bağlantılı. Ben kendimi iyi hissetmek için yazmıyorum, kendimi iyi hissetmediğim için yazıyorum, yazdığımda iyi hissettiğim olmuştur ama bu bir amaç değil ara sıra rast geldiğim bir neticedir. Kendimi iyi hissetmiş olduğum zamanların kendime söylediğim yalanlarla bir ilgisi olabilir.

Yani bir nevi bir günah çıkarma ve bu günah çıkarmanın vermiş olduğu bir rahatlık değil mi?

Şiir bazıları için günah çıkarma olabilir, zaten bu yüzden herkesin bir şiir dili ve yönü var, ama ben şiiri günah çıkarma aracı olarak görmüyorum, belki bir hesaplaşma aracı olabilir kendimle, bu yüzden her zaman bir rahatlık vermiyor.

Kesinlikle. Bahsettiğiniz gibi herkesin şiire bakış açısı farklıdır. Herkesin tarzı farklıdır. Birçok şair, başka şairlerden, olaylardan, insanlardan etkilenir. Sizin de etkilendiğiniz argümanlar vardır elbette. Sizi şiire sevk eden en önemli şey nedir?

Çok klasik olabilir bunu söylemem ama benim şiire ilgim Fuzuli ile başladı lise yıllarında, tabi o zaman bir şiir bilinci yok ve karşılaştığınız her devrik cümleyi dize olarak adlandıracak donanımdasınız. Fakat Fuzuli’ye muazzam bir hayranlık duydum ve lise yıllarında çok sağlam bir şekilde Divan Edebiyatı okumaları yaptım, tabi sadece Fuzuli ile sınırlı kalmadı bu ama dünyamı o kaplıyordu desem yeridir. Ezberliyor ve nazireler yazmaya çalışıyordum. Sonrasında birkaç doğru insanla tanıştım, şiir bilincim de o zamanlar oluştu. İnsanların şiirle neler yapabildiklerini görüyordum, Dylan Thomas, “İyi bir şiir evrenin formunu değiştirmeye yardımcı olur.” der. Mahmud Derviş, “Bir şiirle savaş uçağı düşüremezsiniz ama pilotunun düşüncelerini etkileyebilirsiniz.” der, Nizar Kabbani hakeza. İyi bir şiir tüm dengeleri değiştirebilir demektir bu. Ben de yazmaya karar verdim, dünyayı değiştiremezdim belki ama kendimi değiştirebilirdim gibi gelmişti sanırım.

Bugün bazı kuruluşlara dış politika danışmanlığı hizmeti veriyorum, işim gereği Bangladeş, Suriye ve Arakan meseleleriyle çok yakından ilgilenme fırsatım oldu, adını andığım şairlerin neden dünyayı değiştirmek istediklerini yeni anlamaya başladım, çok fazla acı var. Bu acılar da sizin şiirinizin elinden tutuyor, Nef Nehri’ne Mersiye, başlı başına bir Arakan ağıtıdır aslında. Dinlediğim öyküler, kalbi olan herkesi derinden sarsacak şeyler. Hal böyle olunca anlatmak istiyorsunuz, kaçmak istiyorsunuz belki. Evet, o şiiri yazdığımda gerçekten rahatlamıştım, bir dünya yük inmişti sırtımdan, ya da Mülteciler İçin Yurt Yok’u çevirdiğimde de aynı hisler. Dün olmasa bile bugün beni şiire sevk eden ya da şiirde mecbur bırakan şeyler bunlar.

ObGwdczd(1)

Şiirlerinizde İslami olgu ciddi derecede hissediliyor. Şiiriniz Müslüman bu belli. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Olmadığım gibi görünmek riyakârlıktır, olmadığım gibi yazmak da öyle. Müslümanım, kendi çapımda bunu yaşamaya da gayret ediyorum, dolayısıyla şiirim de benden bağımsız büyüyemeyecektir. Ben kendimi ne ile beslersem, şiirim de ondan nasiplenecektir. Dolayısıyla dini motifler kullanmaktan çekinmiyorum, seccade başında dua etmek ile elinde kalemle dua etmek arasında bir fark yok benim için. Bundan ötürü şiirim Müslüman mı bilmiyorum ama eğer öyleyse bundan onur duyarım.

Şiirleriniz hakikaten çok iyi. Zaten bu röportajı yapmamızın sebebi de genç şairlerin bilinebilirliğini arttırmak. Önünüz açık vazgeçmeyin. Yazın, devam edin. Türkiye’de çok şiir yazan var ama şair hakikaten çok az. Sizin gibi geleceği çok parlak olan bir şairin kitap çıkarmasını isterim. Böyle bir düşünceniz var mı?

Estağfurullah kendimi şair addetmiyorum, sadece şiire öğrenci olma hevesim var ama düşünceleriniz için teşekkür ederim, çalışmalarımın beğeniliyor olması büyük bir mutluluk benim için. Fakat daha şiirin neresindeyim, ileride neresinde olurum bilmiyorum. Kendimi pişmeye bıraktım, bolca okumaya çalışıyorum, bu hem edebiyat teorisi hem şiir olarak devam ediyor. Dolayısıyla alacak çok yolum var, şiirlerini takdirle okuduğum birçok insanın dahi henüz kitabı çıkmadı ve birçoğu da uzun yıllardır yazıyor. Daha onların öncü olması gerek, ben de acemiliği atlattığımı düşündüğüm bir anda kitap çıkarmak isterim elbette, nihayetinde çekmeceye koymak için yazıyor olsam dergilerde yayımlamazdım, ama bunun zamanına şiir karar verecek sanırım.

Eyvallah. Dua niyetine geçsin. İnşallah olur. Bu bölümümüzde şairin ilk 5’lerini soracağız. Sizin en sevdiğiniz beş şair kimlerdir?

Aslında politik bir cevap vermek isterdim, nitekim çok isim var ama ben beğendiklerim arasından 5 isim vereyim.

İlhami Çiçek, Cahit Zarifoğlu, Turgut Uyar, Sezai Karakoç ve Dylan Thomas hayran olduğum şairlerden.

Peki en sevdiğiniz 5 şiir?

Sohrab Sepehri-Suyun Ayak Sesi

Cahit Zarifoğlu-Mavi Gök Orda mı

Sezai Karakoç-Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine

Ah Muhsin Ünlü-Resulullahla Benim Aramdaki Farklar

Paul Celan-Ölüm Fügü

Bunların arasına girebilecek çok kıymetli çalışmalar var daha, aklıma ilk gelenler bunlar.

En sevdiğiniz dize hangisidir?

Sepehri’den…

“At arabasının tekerleği, atın durmasına hasret,

At, arabacının uykusuna hasret,

Arabacı ölüme hasret.”

Çok iyiymiş. Genç şairlere tavsiyeleriniz nelerdir?

O gençlerden biri de benim aslında ve çokça tavsiyeye ihtiyacım var, ama genel olarak şunu söyleyebilirim. Şiir, insanın kendinden daha ileride bir şey değildir. Hayattan da daha kıymetli değildir. Biz hayatı bildiğimiz şekilde, erdemle dolduralım, şiirimiz de burnu havada bir şiir olmaktan kurtulsun. Bugün büyük bir problem olarak görüyorum bunu, çok iyi şiirler çıkıyor ama şairlerimiz hayatın kendisinden kopuk, birbirinden kopuk. Küçümsemek diye bir moda var, öykücülere bu noktada çok imreniyorum. İdeoloji ve diğer hiçbir kaygı onları ayırmıyor, birlikte hareket edebiliyorlar ama şiir de en iyiyi hak ederken, bir şiir toplumu oluşturamıyoruz. Herkes kendi edebi cemiyetinde şiirine bakmalıyken, edebiyatı bir adım daha ileriye taşıma amacı gütmeliyken ve edebiyatın bu toplumu hala iyileştirememesini bir dert edinmeliyken, farklı kaygıların peşinden koşuyor. Bu ayrılık, yeniliklerin de önünü tıkıyor. Birbirimize yabancı olduğumuzdan, getirdiğimiz yenilikler de umursanmıyor hatta tenkit kültürünün objesi oluyor. Bu, şiir adına, dolayısıyla edebi geleceğimiz adına beni kaygılandırıyor. Bu noktada birbirimizi tanımaktan ve kucaklamaktan korkmamalıyız, çeşitliliğimizi zenginlik bilmeliyiz. Bu zenginlik bizi de genel anlamda şiiri de muhakkak ileriye taşıyacak bir zenginlik.

Son olarak buradan kimlere selam göndermek istersiniz?

İlhami Çiçek’e dargınım ama en çok selam ona, birlikte vakit geçirebilirdik gibi geliyor, kısmet değilmiş. Var öyle bir kaç kişi daha. Mesela Kafka ne yer ne içer, düşünüyorum. O da bizden biri nihayetinde. Dokuzuncu dâhiliye koğuşundakileri de es geçmeyeyim. Onlara baktıkça dünyayı değiştirebilirim gibi geliyor.

Bana vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Allah kaleminizi kuvvetlendirsin. Selametle kalınız. Tekrar teşekkürler.

Estağfurullah, ben bu sohbet için teşekkür ederim, muhabbetle.

Ferhat Toka hazırladı.

İZDİHAM

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: