Görkem Evci, Ayılar, Piaf, Bir de Gözleme

İsim: Görkem Evci, Konu: Öykü, Olayın geçtiği dergi: Yordam

İşte dediler, burası hayvanat bahçesi. Şimdi size hayvanat bahçesini tarif edecek değilim. Tasvirleri geçelim. Tasvirleri geçtik. Tasvirleri geçince hemen solda bir cami göreceksin. İşte o cami (Anlatıcının bilinci çok akışkan çıktığından Başbakan’ın emri, İçişleri Bakanlığı’nın çabaları, eh bir de Allah’ın emri, Peygamber’in kavli ile pek değerli kolluk kuvvetlerince olaya müdahale edilmiştir. Pişman değillerdir, yine olsa yine edeceklerdir.)

Kocaman bir kapıdan geçti çocuklar, sıraya girdiler, bilet aldılar. “Bilet aldılar.”dan hemen önce gelmesi gereken cümle: Para verdiler. Not edin: Para verdiler. Niye? Hayvanları görmek için. Demek ki dedi küçük Ercan, hayvanlar öyle istemiş. Kendilerini göstermek için para istemiş. Saygı duymak gerekir.

Çocuklar, hayvanat bahçesini gezmeye başladılar. Kafeslerin önünde durup uzun uzun baktılar hayvanlara. Küçük Ercan, hayvanların girişte alınan paraları nereye koyduklarını merak etti. Kafeslerin içine dikkatlice baktı. Para için uygun bir yer göremedi. Yastık altı. Onu da göremedi. Zaten yastık altına para koyan da görmemişti. Bu, televizyonların uydurmasıydı. Demek ki, demişti küçük Ercan, televizyonlar uydurur. Bu da bana ders olsun, demişti. “Kapak olsun!” bile demiş olabilir. Şimdiki çocuklar pek acayip, çok enteresan, bir hayli de ilginç.

İlginç hayvanlar vardı. Ama küçük Ercan ve onunla beraber gezen diğer küçükler, yani Ercan ve arkadaşları -eğer 80’ler ve öncesinde olsaydılar bu isimle bir müzik grubu kurmaları işten bile değildi- hayvanların neden kafeslere girip kendilerini insanlara göstermek istediklerini anlayamamışlardı. Demek ki, dedi küçük Ercan, hayatta anlamadığımız şeyler de vardır. Hemen akabinde “Bana yaşımdan büyük laflar ettirme.” dedi küçük Ercan, d’nin yuvarlığından kafasını çıkararak. Hay hay Ercan!

Çocuklar eğleniyorlardı. Küçük Ercan da öyle. Kafeslerin içindeki hayvanlar ise onlara tuhaf tuhaf bakıyordu. Çocukların kahkahaları uzun bir sicim gibi arkalarında rüzgârla beraber sallanarak göğe doğru yükseliyordu. Tam burada gözlerimiz çocuklardan kahkaha sicimine, oradan da göğe odaklanacak.

 

*

Otobüsten ne zaman indik, bu kalabalığa ne zaman karıştık, doğrusu pek hatırlayamıyorum. Ama saatlerdir yolda olduğumuzu çok iyi hatırlıyorum! Demek otobüsten bu sıkıntıyla öyle bir inmişim ki koşarak kalabalığa dalıvermişim aynı saniye. Tam manası ile dalıvermiş olmalıyım. Bu hızla akıp giden bir şeye ancak böyle dâhil olunabilir.

BUGÜNÇEKİLİYOOOOoooBUUUGÜÜÜNbuyurmazmısınızaçıkbalkonumuzvardırbirselpakHOOPtamamsinemadançıkıncaorayanedencanımaabifotoğrafLALALalaylay

parfümnerdebeklicesebepsizyereöbikitapifaygotamamozTÜRK KAHVESİ İÇENE FAL BEDAVA!  Kahve 10 Lira

Bir dakika bir dakika. Bu ne ya? Bir gidip soralım bakalım. Demek fal bedava ha? Pardon, sizin yeriniz nerde acaba? Bak abi şu arayı görüyor musun, hemen sola dön oradan, ikinci kat. Merhaba, ben bir şey sormak istiyorum. Hoş geldiniz, buyrun. Günde kaç kişi geliyor buraya? Nası? Günde diyorum, ortalama kaç kişi gelir buraya? Niye sordunuz? Adam gibi cevap verse olmaz. Ortalama yüz. Ne oldu da cevap verdi? İnsanoğlu böyledir. Bazen “ne?” diye sorar sorunun ardından, soru tekrarlanmadan cevabı verir. İnsanoğlu böyledir. Yani bazılarının algılaması uzun sürer.  Neyse, günde ortalama yüz, dedi. Not edin: Günde ortalama yüz salak. Demek buralar iyi salak yapıyor. Maşallah. Fal bedava, buyurmaz mısınız? Kahve ne kadar? 10 lira. Peki, biz fal alalım o zaman, kahve kalsın.

Bir anlık sessizlikten faydalanarak olay yerinden uzaklaşan grup, anlamsızca adımlamaya devam etti caddeyi. Az önce konuşan ve dahi düşüncelerini bile duyduğunuz kahramanımızın yanından geçen mavi gömlekli, uzun boylu, kel bir adam “Bu kadar adam neden burada ya işiniz gücünüz yok mu sizin? Adım atacak yer yok.” diye aklından geçirirken, kahramanımız da “Ulan ne kalabalık ha! Gezecek başka yer yok sanki… Ne varsa burada…” diye düşünüyordu.  Tabi insanlar böyle düşünüyorsa. Yani bu şekilde. Böyle kelimeler ve noktalama işaretleri ile. (İmza: Anlatıcı)

ayaksesleriyüzlerceinsanınbirbiriiçindekaybolankonuşmalarıkalabalığıyararakilerlemeyeçalışanpolisarabasınınkornası.

DÜT.terkokuları~parfüm~müzikmüzikmüzikdükkanlarınhoparlörlerindenyadabirsokakçalgıcısındangelenmüzik.

Kitapçılarda hep güzel müzikler çalar. Ben bu müziklere bayılırım. Kitapçılarda uzun uzun kalırım bu yüzden. Çalan bu müziklerin adını bilmem hiç. Türünü de. Eve gidince Google’a yazmak için birkaç söz kapmaya çalışırım yabancı şarkıların arasından. 80’ler… Siyah beyaz bir film… Yok yok film siyah beyaz değil, filmde siyah beyaz bir film izleniyor. Bu müzik izlenen filmin müziği de olabilir, diğerinin de. Ya da film müziği falan değildir. Gidip sorsam mı? Sorulmaz. Öyle çok soru sorulmaz.

(Kitapçıda çalan müzik şuydu:

http://www.youtube.com/watch?v=fFtGfyruroU

 

Kitapçının önünden geçtiler. Vitrinlere bakarak yürüyorlar. Yani ben onları şu anda vitrinlere doğru çevirdim. Baktıkları vitrinin yanına hemen bir gözleme salonu. Aa gözlemeci, karnımız da acıkmıştı. Yuh be kardeşim, bari bu kadar yapmacık olmayın! İnandırıcı olun biraz, inandırıcı! Baştan alıyoruz, gözleme salonunu oraya koyalı bir hayli zaman oldu:

Vitrinlere bakarak yürüyorlardı. Kitapçıdan gelen müzik sesi yavaş yavaş kalabalığın gürültüsüne bırakıyordu yerini. Lütfen gazilere ve kalabalığın gürültüsüne yer veriniz. Zevzekliği bırakmalıyım. Eğer anlatıcılar gerçek birer insan olsa, onların da dedeleri olurdu mesela ve o zaman bu kadar zevzek olmazlardı. “Zevzek!”, bir ihtiyar azarlamasıdır çünkü. Kuvvetle muhtemel bunca yıllık yaşamlarının bir anında büyüklerinin “zevzek” hitabına en az bir kez maruz kalan dört kişilik grup, karınları acıktığından mütevellit algıda seçiciliğin bir cilvesi olarak aynı anda gözlemeciyi görüp hep bir ağızdan haykırdılar. Dış dekorundan itibaren otantik bir havası olan gözlemecinin caddeye bakan kısmında cam bir vitrinin içinde 55-60 yaşlarında iki teyze bir yandan hamur açıyor bir yandan gözlemeleri pişiriyordu. Bu atmosfer ilk bakışta gruptakilerin hoşlarına gitse de sonrasında bunu pek anlamlı bulmadılar.

İçeri girdiğimizde hemen karşımızda yer alan elektronik tabelada gözleme çeşitlerinin fiyatlarının yazılı olduğunu gördük. Fiyatlar, bir gözleme için oldukça fazlaydı. Bakışlarımı hamurla uğraşan teyzelere çevirdim. Bu teyzelerin niçin orada olduğuna bir anlam veremedim. Bu anı daha önce yaşamış gibiydim. Ama yaşamamış da olabilirim, hayatta pek çok kez bir şeye anlam veremediğimiz anlar yaşarız. “Daha önce yaşamışım” hissi sanırım ortak paydası anlam verememek olan anların zihnimden geçmesi ile oluştu. Yine de bilemiyorum. (İmza: Ercan)

Düşüncelere imza atıldığı da bir tek Ercan’da görülmüştür zaten. Bunlar çocukken de pek acayip, çok enteresan, bir hayli de ilginçti.

 

Görkem Evci

İzdiham

 

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: