Fethi Gemuhluoğlu, Değiniler

Efendim,

Evveli, âhiri, zâhiri, bâtını selamlarım. El-Evvelü Allah, El-Âhirü Allah, Ez-Zâhirü Allah, El-Bâtınü Allah.

Sâhib’i selamlarım, sağımı, solumu, önümü, arkamı selamlarım. Levlâke sırrının mazharını selamlarım… Hadîce validemi, Fâtıma validemi selamlarım… Çihar-ı Yâr-i Güzin’i selamlarım. Ve sizi selamlarım.

Peygamber-i Ekber bir hadis-i nebevilerinde buyuruyorlar ki; “Önce selam, sonra kelam.” Önce sizi selamlıyorum. Yine Peygamber-i Ekber buyuruyorlar ki bir hadis-i nebevilerinde, “Önce refik, sonra tarîk.” Önce yolda yoldaş, sonra yol…

Dostluk üzerine konuşmak gibi, hiç mu’tâdım değil konuşmak. Elli üç yaşındayım. Kırk senedir söz orucu tutuyorum. En az yirmi senedir, yirmi beş senedir yazı orucu tutuyorum. Ne yazarım, ne çizerim. Zaten okur-yazar takımından da değilim. Ama bu sözleri size sanki bir vedâ gibi, sanki son sözlerim gibi… “Hâl sârîdir.” buyurulmuştur. Maraz da sârîdir. Dilerim ve umarım ki, benim marazım sârî olmasın ve burada şevk sârî olsun, cezbe sârî olsun, aşk sârî olsun.

 

Eşrefoğlu diyor ki,

Yoğ idi levh ü kalem, aşk var idi,
Âşık u mâşuk u aşk bir yâr idi,
Âşık u mâşuk u aşk bir yâr iken,
Cebrail ol arada bir ağyar idi.”

Size bazı dostluk, remzî de olsa bazı dostluk hikâyeleri anlatmak isterim. Bu hikâyeler hakîkatin ta kendisidir. Dost ol kişidir ki, öldürülmesi muhakkak ve mukarrer olan gecede Peygamber-i Ekber’in yatağında yatar. Ona “Şah-ı Velâyet” denir. Dost ol kişidir ki, “Yâr-ı Gâr”dır. Kucağında mübârek bir emanet vardır. Bütün delikleri elbisesinden muhtelif parçalarla tıkar, son deliğe tabanını dayamıştır. Kucağındaki mübârek emanet, uyumayan uyanıklık içinde uyur görünmektedir. Oradan Ebû Bekr’i yılan sokar. Dost son deliğe tabanını, taban gibi görünen gönlünü uzatandır, gönlü ile orayı tıkayandır…

Ölüme dost olunuz. Âhiret dünyada başladığına göre, dünya ve âhiret tefriki bizim izâfî değerlendirmemizdir… O zaman nasıl kendimize dost olmak mecburiyetinde isek, ölüme de dost olmak mecburiyetindeyiz. Çünkü ölüm, insana Peygamberimizin ifadesiyle “…gözünün akının siyahına olan yakınlığından daha yakındır.” Asıl daha güzeli yine Peygamberimizin lisanıyla “Ölüm, mü’minin tuhfe-i canıdır.” Sahibine, Rabbine canını hediye etmesidir.

İnsan kendi kendisi ile dost olsa, insan kendi kendisine karşı saygılı olsa, sâcid ile mescûd secdede bir olur, hâl-i tevhidde olur.

Benim size bir mübarek söz gibi arz edeceğim bir husus yok. Her şey söylenmiştir. Kur’ân-ı Mecîd’de söylenmiştir. Kelâm-ı Kadîm’de söylenmiştir. Peygamber-i Ekber hadis-i şeriflerde söylemişlerdir…

Türkiye’de yanlışlık tenkit fikrinden başlıyor. Yanlışlık dost olmamak, fikre dost olmamak… İnsana dost olmak, fikre dost olmak, coğrafyaya dost olmak, tarihe dost olmak, komşuya dost olmak…

Tenkit İslâm’da yok, tebliğ var. İslâm onun için tenkit üzere değildir, tebliğ üzeredir. Bizim son zamanlarda çektiğimiz, tenkit ile vakit geçirmiş olmamızdandır.

Mü’min kişi yerinmenin ve sevinmenin ötesindedir. Mü’min kişi gerçekçidir. Mü’min kişi zann üzere değildir. Zannın büyüğünden de küçüğünden de sakınmıştır. Hırs-ı mal, hırs-ı câh üzere değildir. Tûl-i emel sahibi değildir. Hayalperest değildir. Mal ve mevkii hırsından âzâdedir…

Şimdi, Batı adamınındır bunalım, diyorum. Doğu adamının, gerçek mü’min ve muvahhid kişinin bunalımı olmaz, diyorum. Ve şiir yazan, hikâye yazan, roman yazan dostlarıma da her zaman bıkıp usanmadan söylüyorum…

İlk defa kelime-i şehadet getiriyor gibi getirmedikçe kelime-i şehadet olmaz. İlk defa âşık oluyor gibi, ilk defa yürek çarpmışa dönüyor gibi… Yani aşk diyorum. Yani…

Bizim hüznümüz Allah’adır. Biz durup dururken, kendi kendimize, kendi nefsânî oyunlarımız için şehevâtımız için mahzûn olmayız. Bizim olsa olsa… Peygamber-i Ekber, müddet-i ömründe devr-i saâdette gülmediler, hele ağız dolusu hiç gülmediler; gülümserlerdi…

Size bazı şeyler söyleyeyim, kısa kısa. Onları manalandırmak size ait olsun. Asıl niyyetim, zaten uykusu çok az olan sizlere uykularınızı kaçırmaktır, yatağı dar etmektir. Sizin içinize bir azap, sizin içinize bir çile, sizin içinize bir dram tohumu ekmek istiyorum. Son söz gibi, son söz kadar aziz, son söz kadar bakir, son söz kadar saffet ve iffet dolu, sanki bir emanet gibi; emaneten söylüyorum:

Vâd-i ilahide hulf (cayma) olmadığına göre sonu, merhaba ile idare edilecek kadar güzel günler gelecektir. Şâh-ı Velâyet (Hz. Ali) buyuruyorlar ki, “Gözü olana sabah ışımıştır.” Şeb-ı yeldânın bittiği mutlak. Türkiye’de… ve nifak kemalini bulmuş ve zevali olmuştur. Tekrar söyleyeyim, bu beldenin üstünde ve nifak hükümlerini icra etmişlerdir. Şimdi riya saltanatını sürüyor, onun da ömrü çok kısadır. Gelecek mübarek bir vakte hazır olunuz. Şâh-ı Velâyet’in kelam-ı mübarekelerini tekrar söylüyorum: “Gözü olana sabah ışımıştır.” Hâl-i yakazadayız. O sabahın alacasındayız.
Bana hakkınızı helal ediniz.

 

 

 
Fethi Gemuhluoğlu

İzdiham

 

 

 

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın