Emine Batar ile röportaj yaptık

İzdiham Dergisi öykü yazarlarını ağırlamaya devam ediyor. Arkadaşımız Yunus Meşe,  “Uzayan Gölgeler ve Düğün Daveti” kitaplarının yazarı Emine Batar ile konuştu.

Emine Batar, 1977 Malatya doğumlu. Öğretmen. Öyküleri Dergah, Hece Öykü, Yedi İklim ve İtibar dergilerinde yayımlandı. İlk öykü kitabı “Uzayan Gölgeler” 2014’te Hece Yayınları’ndan çıktı. İkinci öykü kitabı “ Düğün Daveti” 2015’te Şule Yayınları’ndan çıktı. Emine Batar Malatya’da yaşıyor ve yazmaya devam ediyor

 

Yunus  MEŞE: Bana göre cevaplanması çok zor  olan bir sorudan başlamak istiyorum. “Kimdir Emine Batar?”

Emine BATAR:  Söyleyecek bir sözü varsa, onu anlık konuşmaların içinde uçup gitmekten korumak için yazıya dökme ve kalıcı kılma çabasında olan sıradan bir insan.

 

Yunus  MEŞE: Yazıyla tanışıklığınız hayatınızın hangi yaşına denk düşer? Hikâye yazma bilinçli bir tercih miydi?

Emine BATAR:  Yazmayı öğrendiğimden beridir yazıyla tanışık olduğumu, onun büyüsüne küçük yaşlarda kapıldığımı söyleyebilirim.   Aşağı yukarı son on yıldır hikaye yazıyorum. Güzel bir insan, bir usta tarafından yönlendirildim. Yazdıklarımın öykü olduğunu o söyledi bana. Deneme ya da şiir yazmaya çalışırken bile hikaye yazıyormuşum meğer.

 

Yunus  MEŞE: Yazın dünyasında kırılma anları yaşadınız mı? Pes etmeyi düşündünüz mü? Yaşadıysanız bu dönemleri nasıl atlattınız?

 Emine BATAR:  Yazmaya başladığım ilk yıllar sosyal paylaşım siteleri çok yeniydi ve bu kadar aktif kullanılmıyordu. Yazarlara veya dergi editörlerine ulaşmak çok zordu. Ulaşsanız da yeterince anlaşılmama sorununuz vardı. Çok üzüldüğüm, sabahlara kadar uyumadığım günlerim olmuştur. Fakat asla pes etmeyi düşünmedim. Ertesi gün ‘ne yapabilirim,’ diye, sanki ilk defa cevap arıyormuş gibi kendime sorardım. Kimseye kızmadım, küsmedim.  ‘Neden böyle davranıyorlar ,’ diye sormaktan ziyade, ‘kendimi nasıl anlatabilirim, nasıl sağlıklı bir iletişime geçebilirim,’ sorularının cevabını bulmaya çalıştım.

 

Yunus  MEŞE: Nasıl bir okuma programınız var?

Emine BATAR:  Hüseyin Su ve Cemal Şakar bana bu konuda  rehberlik ediyorlar.  Çalışma günlerinde en az elli sayfa okumak konusunda kendimi şartlandırdım. Tatil günlerinde bunu yüz sayfaya çıkardığım oluyor.  Hüseyin Su’nun  bu konuda bana salık verdiği diğer şey okumak yanında hiç olmazsa birkaç satır yazmak. Bu, günlük de olabilir, o an aklıma gelen ve yazdığım metinle alakasız bir cümle de olabilir. Yazıyla arama bir güncük bile mesafe koymamamı söylemiştir, ben de öyle yapıyorum. Cemal Şakar okuma listem konusunda bana hep yardımcı olmuştur, okuduklarım ve yazdıklarımla ilgili kendisiyle sık sık konuşuruz. Eğer bir ilerleme gösterebiliyorsam Cemal  Şakar’ın ve Hüseyin Su’nun rolü büyüktür.

 

Yunus  MEŞE: Bir hikâyenizin oluşum ve yayımlanma sürecinden bahseder misiniz?

Emine BATAR:  Bir hikâyeye oturduğumda o bitmeden başka bir yazıya geçmem.  Önce zihnimde gezdiririm. Yazmaya başladığımda artık hikaye oluşmuş ve sadece yazılması kalmıştır.  Yazmaya kesin karar verdiğimde, etrafımın temiz ve düzenli olmasını sağlarım  ve yazacağım hikaye dışında beni meşgul edecek hiçbir sebep bırakmamaya gayret gösteririm.  Yazarken evde yalnız olmak isterim. Bu mümkün olmazsa bir odaya kapanırım. Dergiye göndermeden önce mutlaka birine okutmak isterim.  Hatalarımızı göremeyebiliyoruz çünkü. İlk kitabımdaki öykülerimi Fatma Rana Çerçi sabırla okudu ve bana bu konuda bir bakıma öğretmenlik yaptı. Düğün Daveti ‘ndeki ve sonrasında yazdığım öykülerimin hepsini yazdıkça Cemal Şakar’a gönderdim. Ondan çok şey öğrendim.

 

Yunus  MEŞE: Kitaplarınızdan önce Hece, Dergah, Yedi iklim gibi dergilerde göründünüz. Dergilerde olmak öykünüzü nasıl etkiledi?

Emine BATAR:  Dergi bir ön bilgidir. Bir elemeden geçiyorsunuz. Ben dergileri bu yönüyle çok önemsiyorum. Dergilerde yayımlanıp yayımlanmaması bile yazdığınız şey hakkında bir fikir edinmenizi sağlıyor.

 

Yunus  MEŞE: Öykü mü hikâye mi sorusunun çok çetrefilli olduğunu, birini tercih etmenin de çok zor olduğunu düşünüyorum. Siz hangisini ve neden tercih ettiğinizi bizimle paylaşabilir misiniz?

Emine BATAR:  Hikaye yazayım veya öykü yazayım, ya da bilinç akışı mı  fantastik mi olsun… vs gibi düşüncelerle yazmıyorum. O ortaya çıktıktan sonra birileri bunu isimlendiriyor. Benim için önemli olan yazdığım metnin  hakkını vermek. Onu, elimden gelen en doğru anlatımla sunabilmek.

 

Yunus  MEŞE: Her yazar kelimelerle biraz da kendi ruhunu aralar. Hikâyelerinizde Emine Batar ne kadar var?

Emine BATAR:  Aslında her yerde var ve hiçbir yerde yok. Bunu anlatmak güç olduğu için kısaca böyle söylemiş olayım.

 

Yunus  MEŞE: İlk kitap yazarın ben buradayım demesi, ikinci kitap ise yazarın ısrarını ortaya koyar. İki hikâye kitabı yayımladınız. Bundan sonra başka türden kitaplar da okuyacak mıyız? Hikâye ısrarı devam edecek mi?

Emine BATAR:  Hikaye hep olsun istiyorum. Diğer yazım türlerini de önemsiyor ve hiçbirini diğerinden üstün görmüyorum. Ne yazarsak yazalım önemli olan onun üstesinden gelebilmiş, hakkını  verebilmiş olmak. Aksi, hem kendimize hem okuyucuya saygısızlık  olur.

 

Yunus  MEŞE: Büyük kentlerin insanı yoran ve nihayetinde bir makineye dönüştüren saldırılarından uzakta, Malatya’da yaşıyorsunuz. Bu durum hikâyenize nasıl etki ediyor?/ ediyor mu?

Emine BATAR:  Bol zamanınız oluyor. Dağ, ova henüz betonlaşmamış. Doğanın, insanın yaratıcılığına büyük katkısı olduğunu düşünüyorum.  Ama bir yerden sonra  her şey ezbere dönüşüyor. Bazen ne bol zamanı ne de doğanın cezbesini istiyorsunuz. Ki artık taşrada şehirler,  büyük kentlerin bir minyatürüne dönüştü.  Ama nerede olursam olayım evde oturup  yazmayı isteyecektim. Bu ihtiyacımı Malatya  nasıl olsa karşılıyor.

 

Yunus  MEŞE: Okur hikâyenizdeki gelişimi değişimi kendince bir yere koyacaktır. Ama siz, Uzayan Gölgeler’deki  Emine Batar öyküsü ile Düğün Daveti kitabındaki Emine Batar hikâyesini karşılaştıracak olursanız neler söylersiniz?

Emine BATAR:  Uzayan Gölgeler’e hikaye diyebilirim, Düğün Daveti’ne öykü. Soru tersten sorulmuş oluyor bu durumda. O halde şöyle diyeyim: Uzayan Gölgeler’de hikaye çok, öykü az. Düğün Daveti’nde öykü çok, hikaye az.

 

Yunus  MEŞE: Günümüzde yaşanan öykü canlılığını nasıl yorumluyorsunuz? Bugün yaşananlar Türk öyküsünü nasıl etkiliyor? Gelecekteki Türk öyküsüne günümüzden ne kalacak sizce?

Emine BATAR:  Öykü bir yer edinmeye çalışıyor. Ama okuyucusu az ne yazık ki. Öykü yazanlar gibi öykü okuyanlar da çoğalsaydı bu konuda daha iç açıcı şeyler düşünebilirdik. Anlatım biçimleri epey renkli. Adı konulamayan tekniklerle öyküler yazılıyor.  Bugünün öyküsünden geleceğe neler kalır… kestirmek zor.

 

Yunus  MEŞE: Özellikle genç öykü yazarları öyküde yenilikçi olma adına çeşitli formlar ve teknikler deniyorlar. Bunu yaparken hikâye anlatmanın hikmetini göz ardı ediyorlar. Bunun önüne geçmek nasıl mümkün olur? Bu konuda genç öykü yazarlarına ne tavsiye edersiniz?

Emine BATAR:  Bir önceki  soruda söylediğim buydu. Neredeyse herkesin bir tekniği  var. O zaman biz öykü adına ne söyleyeceğiz bundan sonra? Öykünün sınırlarını genişletmek güzel ama  genişleyen sınırların içine ne dolduruyoruz, bu da önemli.  Sadece öyküde olmuyor, her konuda bir arayış, savrulma var; çağın anlayışı bu.

 

Yunus  MEŞE: 2015-2016 yıllarında yayımlanan Türk öykü kitaplarından üç tanesini sorsak sıralamanız nasıl olur?

Emine BATAR:   Kara- Cemal Şakar

Çal Bahtiyar- Arzu Kadumi

Birkaç Tuhaf Gün- İlknur Demirci

Bu bir sıralama değil. Aklıma ilk gelenler diyeyim.

 

Yunus  MEŞE: Türk öyküsünde başucu kitaplarınız nelerdir?

Emine BATAR:  Yazı ve Yazgı – Keklik Vurmak (Hüseyin Su)

Edebiyat Ne söyler? – İmge, Gerçeklik ve Kültür  (Cemal Şakar)

Ruhun Malzemeleri-  Yazı, imge ve Gerçeklik- Rasim Özdenören

Öykü Yazmak- Necati Mert

Bunlar şu an aklımda olanlar.

 

Yunus  MEŞE:  Son olarak 2016 yılında yayımlanan öyküler arasından okuduğunuzda aklınıza takılıp orada yer edinen öyküleri bizimle paylaşabilir misiniz?

Emine BATAR:  Akif Hasan Kaya’nın Post Öykü’de güzel bir öyküsünü okumuştum. Adını hatırlamıyorum.  Yunus Develi’nin Karabatak’ta,  Ali Işık’ın Melamet’te, Güzide Ertürk’ün Karabatak’ta… Ama öykülerin isimlerini ve dergilerin hangi sayılarında yayımlandıklarını hatırlamıyorum. İsmail Isparta’nın Sonrası ve Naime Erkovan’ın Ay ve Güneş Kumpanyası’nda  farklı anlatımıyla beni etkileyen  öyküler vardı.

 

Yunus  MEŞE:  Röportaj  için  İzdiham dergisi adına teşekkür ediyorum.

Emine BATAR:  Ben teşekkür ederim.

 

 

Röportaj: Yunus Meşe

İZDİHAM

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın