David Albahari, Karım Kedileri Seviyor

Karım kedileri seviyor.

Dipsiz bir yanlış anlamalar uçurumunu gizleyecek kadar basit bir cümle.

“Ama, eğer ben senin cümle kurma sevgine karışmıyorsam” diyor karım “benim kedilere olan sevgim neden seni rahatsız etsin ki?”

İkindileyin sayısız küçük kaplarda kediler için lezzetler hazırlıyor: bağırsak, ciğer, yulaf ezmesi, puding, piliç ayağı, böbrek, süt. Sonra, merdivenlerde yankılanan takunyaları ile üst üste yığdığı küçük kapları ve tavaları şıngırdatarak avluya iniyor. Her bir yemeği ayrı ayrı kaplara koyarken onu terastan izliyorum. Küçük kaplar büyük kediler için; birkaç kedi beraber yesin diye de büyük kaplar ve sayısız süt tabakları. Ayağa kalkıp, ellerini önlüğüne siliyor ve kedileri çağırıyor.

Sevginin ne olduğunu bilmiyor olabilirim; ama sihrin ne olduğunu iyi biliyorum. Sayısız kedinin bir anda ortaya çıkması, karımın onları yönlendirmesi, kaplara ağızlarını sokmaları, karımın yukarı kalkmış sırtlarını okşaması, kuyruklarının kıvrılması, karımın pantolonunu tırmalamalarıdır sihir.

Mutfağa dönüyorum; boş dairemi dolaşıyorum. Bir dolabı açıyorum ve içinde ne var diye bakıyorum.

Karım avludan dönünce akşam yemeği için ne hazırlamasını istediğimi soracak. Ben de söyleyeceğim. Sessizce yemeğimizi yiyeceğiz. Tabağımda, yatakta, bluzunda, ekmeğin üstünde bir kedi tüyü bulmak için boşuna çabalayacağım. Sonunda tatlım da gelecek: Vanilyalı puding.

Vanilyaya bayılırım.

Bir seferinde karım “Nefret insanı doğadan uzaklaştırır, sevgi ise seni evrenin beşiğine geri getirir.” demişti.

Demek istediği canlıları seven bir insanın dünyanın ritmi ile uyumluluk içinde olduğu idi: o insan için gündüz, gündüzdür; gece ise gece. Sabahla birlikte gözlerini açar ve akşamla birlikte kapatır.

Tabii böyle açıklamalar karımı ürpertir. “Eğer kelimeler bize demek istediklerini anlatamıyorlarsa ne için varlar o zaman?” diyor.

Gerçektende, kelimeler ne için var?

Takunyalarının yankısını duyuyorum; geri geliyor. Yerime oturuyorum. Beni bıraktığı gibi bulsun.

Geceleyin uyanık bir şekilde uzanırken o yanımda uyuyor; arasıra iç çekişini duyuyorum. Üzerine doğru eğilerek; loş ışığa rağmen burnunuun titreyişini, üst dudağının kıvrılıp geri çekilerek dişlerinin gizli beyazlığını açığa çıkarışını görüyorum – ve biliyorum: Karım düşünde bir fareyi görüyor.

David Albahari
İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın