Cemil Tunç, Vagon

Tren şehvetle yırtıyor karanlığı
Ağzında çelik kokusu, dişlerinde pas
Kudurgan hırıltılar kapı ağızlarında
Raylarda ceberut bir okşayış
Trende bir ergen uyuyor uykuyu unutarak
Dağlara ağır gelen bir yük var omuzlarında.

Bir nefes ötede gece
Ölümü pay ederken şehre
Afyon’a diyor kondüktör
Geldik varsa inecek.
Büyük ve ağır kulakları yolcuların
Varmak eylemine yabancı
Öyle ya, bir yere her kim
İkrar ederse vardığını
Bir yerden geldiğini inkâra
Gücü nasıl yetecek.

Ar damarınıza halel getirmeden şimdi siz
Dert müşterek dersiniz bu vagonda lakin
Çare muhtelif
Canı elimizde tutmak isteriz
Kimimiz bakla yer, bazımız kereviz
Yaşamaksa gailemiz
Lüzum eder mi ‘niçin’
‘nerde, nasıl’ nemize gerek.

Kondüktörün kısılan sesi
Berhava olan şehveti trenin
Uykuyu unutanın
Uyanmakla hafifleyen yükü
Böyledir, sanmak illetine uğrayan akıl
İnsana olmadık şeyler dedirtir.
Bilmez kimdir ‘olmak’ isteyen
Vardığı yeri yadırgamayan kim?
Çaresini imleyen dert
Derdini doğuran çare nasıl bilinebilir?

Cemil Tunç
İZDİHAM

  İzdiham Dergisi, 34. Sayısında birbirinden nitelikli yazılar, Türk edebiyatında ilk kez yayınlanan belgeler; sinemada ilk kez gösterilen senaryolarla okuyucularına merhaba diyor. Siz de eğer İzdiham okurken dergiden yankılanan müziği duymak isterseniz İzdiham’ı kaçırmayın. Üstelik grafiker her şeyi anlatmışken. İzdiham 34. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.  

Bir Cevap Yazın