Bülent Parlak, Olmasını İstersin Olmasından Korkarsın

Bundan 9 yıl önce İstanbul Üniversitesi’ne çok yakın bir kahvehanede otuturken başladım şiir yazmaya. O güne kadar okuduğum tek şiir kitabı yoktu. Bunu övünmek için söylemiyorum. Dünyaya gelmenin ve bir daha bir yere gidememenin şaşkınlığından vakit kalmamıştı. Ama tanıyan arkadaşlarım bilir; her zaman bir şiir gibi düştüm; düştüğümde ise üstü karalanmış bir dize gibi ayağa kalktım. Niçin şiir yazdığımı, niçin Dergâh Dergisi’ne mail attığımı gerçekten hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey mail attıktan on beş gün sonra Üsküdar’da kahvehanede otururken Ali Ayçil’in Dergâh Dergisi’ni gösterip “şiirin yayınlanmış” demesi. Masada bulunan Ahmet Can ve Adem Yılmaz’ın hayreti. Unutmadığım anlardan.

Girdiğim onca iş denemesinden sonra Şırnak’a öğretmen olarak atandım o senelerde. 2006’nın Şubat ayının 22’sinde. Gittiğim gün” ne zaman emekli olacağım?” diye sormaya başlamıştım bile. Hâlâ günde üç kez hesap ediyorum ne zaman emekli olacağımı. 2036 yılına kadar yaşarsam emekli olabilecekmişim. Elimde olsa bir gün bile gitmem. Çalışmak, masalar, bilgisayarlar ve herkes. O kadar çok boğuyor ki beni. Geç kalmaktan başka elimden bir şey gelmiyor. Şırnak’tan bir ay sonra bir haftalık rapor alıp İstanbul’a gelişim, Gültekin Kabakçı’yı aramam ve izdiham.com’a karar verişim 2006 yılının son aylarına denk gelir. Mecidiyeköy’de bir iş merkezinde başladığımız sitenin yapma aşamasında huzur dolu ve sakin adam Gültekin Kabakçı bile benden nefret etmişti. Ne anlıyordum ama en çok da ben anlıyordum.

izdiham.com’un yayına başladığı ilk zamanlar bilgisayarın bulunduğu odam bu serüvenin ilk başladığı yer oldu. Kimsenin bilmediği bir internet sitesinin linkini msn listemdeki bütün arkadaşlarıma atar, sitede online kişi sayısı 1’den fazla olunca heyecandan başlardım odanın içinde gezinmeye. “Acaba İzdiham’a şu an kim bakıyor, hangi sayfada geziniyor?” sorularıyla günü akşam ederdim. Online kişi sayısı 2, 5, 11 derken artık edebiyata ilgi duyanların öğrendiği bir portala dönüşmeye başlamıştı bile. Sonra dört yıl boyunca izdiham.com’u internet cafelerde yönettim. Çünkü evdeki internet erişimini iptal ettirmiştim.

Faruk Yücel o günlerde o kadar çok yardım etti ki anlatamam. Her akşam bana kodlardan tutun, metinlere nasıl fotoğraf ekleneceğine kadar sabırla anlatıp durdu. Allah onu cennetine koysun. Onun aramızdan ayrılışı acıydı.

Ali Senkoş, Sibel Atagün, Hakan Göksel, Özer Turan, Murat Çetin o günlerden beri İzdiham’ın her sayfasında yer aldı. Şırnak’tayken ilçeye 43 kilometre uzaktaki Bozkır köyünde göreve başladığımda değil internet, 4 yaşımdaki kızımla konuşacak telefon dahi yoktu. Telefonla haberleşmek için dağın tepesine çıkar, PKK’lılar görmesin diye taşların arkasına sığınarak konuşurdum. Küçücük öğrencilerimin beni korumak için taşların tepesinde dikilmesi nasıl bir şiirdi, henüz kimse yazamadı bunu. İşte o günlerde hafta sonları gittiğim İdil’de bütün hafta sonunu İzdiham’ın haftalık yayın programını ayarlamakla meşgul olurdum. Özer ise araba kiralar, akşam eve gelince “bu saçma şeylerle uğraşmayı bırak, haftaya birlikte gezelim” demesine hiç aldanmazdım. Beni yoran bütün hafta sonunu internet kafelerde geçirmek değildi. Beni elektriklerin sürekli kesilmesi bozguna uğratıyordu. Uğratıyordu çünkü ne zaman bitmesine az kalsa elektrikler gidiyor ve ben yeniden, yine başlıyordum.

İstanbul’a dönmüştüm. Bir köy okulunda göreve başlamıştım ama içim içime sığmıyordu. Kayhan diye bir arkadaşıma makarna dükkânı açalım dediğimi, onun da tamam dediğini hiç unutmam. Benim kötü bir huyum var. Dünyanın en önemli konusundan da bahsetsem çok sıradan bir konu gibi bahsederim. Bunun en kötü tarafı inandırıcılığımın o an bitmesi. Biraz daha tanıyanlar bilir ki söyleyince er-geç yaparım. Otel alacaksam bir yolunu bulmaktan asla vazgeçmem. İlk denememde BİM poşetiyle gitsem bile. Kayhan tamam demişti ama vazgeçmişti. Ben tamam demiştim ama Bağdat Caddesi’nde yer aramaya başlamıştım. O vazgeçince ben de yenilmiş sayıldım.

BATMAYI DÜŞÜNÜYORDUM, OLMADI 

Bir miktar param vardı ve batıyordu bana. Makarna dükkânı açamasam bile dergi çıkarabilirdim. İsmet Özel’e telefon açıp bu fikrimi kendisine söylediğimde kahkaha atmıştı. “Yolun açık olsun” diyerek. Sekiz kişiydik ilk dergi toplantısında ve çıktığı gün üç kişi kalmıştık. Hakan 175 TL, Sibel ise 50 TL vermişti. Geriye ödenmesi gereken epey bir miktar kalıyordu ve başarmaktan başka çarem yoktu. 7 sayı çıktı İzdiham. İlk sayısı 173 adet sattığında umudumu kaybetmemiştim; zaten kaybedecek bir umudum da yoktu hayatta. Parkın ortasına oturur saatlerce dergi okur gibi yapardım. Reklam yapacak daha kalabalık bir yer bilmiyordum çünkü. Daha sonraki sayıların NT’lerdeki satışı 1.000’i buldu ve bu çok büyük bir rakamdı bir edebiyat dergisi için. Neden böyle olduğunu hiç anlamıyordum ama oluyordu ve biz yolumuza devam ediyorduk.

Güven Adıgüzel ve Yasin Kara katıldılar sonra İzdiham’a. Onlar Son İstasyon Dergisi’ni yayınlıyorlardı ama İstanbul’a uzak olmaları ve bu işin zorluğundan artık pes etmişlerdi. Ben onları arayıp İzdiham’a katılmalarını söyledim. Bilmiyordum, tanımıyordum ama ikisine de uzaktan kanım ısınmıştı.

7. sayıdan sonra biraz daha çoğalıp daha fazla yalnızlaşarak devam ettik İzdiham’a. Kitaplarımızı kendimiz yayınlamak istiyorduk. Çünkü biz ne iş olsa yapan insanlar olarak buna da el atmalıydık. Enes Selim, kendisi teklif etti yayınevi konusunda bize yardım etmeyi. Etti de sağolsun. Benim, Güven’in, Yasin’in ve Özer’in kitapları Enes Selim’in yardımlarıyla İzdiham etiketiyle çıktı. Artık yayıncılığa da ısınmaya başlamıştık. Çok sevdiğim kardeşim Tarık Taş, Beyazıt Bestami, Berkan Ürgen, Barış Cem Kaya ve Kaan Burak Şen ile o günlerden beri hep yan yana, sırt sırta olduk. Kitaplarımızı çıkardık, kitaplarımızın hepsi satıldı hemen hemen.

Biz iyi muhabbet eden ve bu muhabbeti uzun senelerdir sürdüren arkadaşlarız. Yanımıza hep birileri geldi, birileri geldi ama birçoğu da gitti. Bazen benim hatamdı bu gitmelerin sebebi, bazen de onlar aradıkları şatafatı bulamadılar İzdiham’da. Kırdıklarım var belki de, yanlış anladıklarım ya da beni yanlış anlayanlar; belki bir gün onlarla barışırız ve helalleşiriz. Ben en çok bu dünyanın geçici olduğunu biliyorum çünkü. Kin o yüzden tutamam, o yüzden gövdeme söz geçiremem çoğu zaman.

BİR KİŞİ EKSİKTİK, O DA GELDİ SONUNDA

Bir akşam Halil Öztürkci ile tanıştık. Yeğeni ve şair adayı olan Çağrı Oruk bir akşam arayıp  “abe, dayım seninle tanışmak istiyor” dediğinde zaten Üsküdar’daydık, zaten soğuktu, zaten çok soğuktu. Halil’i kardeşim gibi sevdim. Kimseye de çok söylemedim bunu. Sevdiysen söylemekten korkar ediyor yaşamak. Aramıza, her akşam oturup dünyayı kurtarıp kendimizi batırdığımız soframıza; Tarık’ın, Beyazıt’ın, Barış’ın, Berkan’ın, Çağrı’nın, Hakan’ın, Kaan’ın, İsmail Demirci’nin, Seydi’nin, Enes’in, Seda’nın, Merve’nin, Mihraç’ın, Onur”un oturduğu soframıza Halil de katılınca artık maça çıkabilirdik. Bir akşam evimin hemen yanındaki pastaneye geldiğinde dergiyi Yay-Sat’a verip bütün gazete bayilerinde olmasını istediğimi söylediğimde “yanındayım” deyince işe koyuldum. Benim meselem hiç nakit olmadı. Benim meselem bir kardeşti. O da gelmişti.

Aylardır hepimiz koştuyoruz. İsimlerini yukarıda saydığım arkadaşlarımın yanında Fatma Şengil Süzer, Yavuz Türk, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Yağız Gönüler, Onur Bayrak, Olgun Gündüz, Sancar Dalman, Yasin Şafak da fikren desteklerini hiçbir zaman esirgemedi. Furkan Çalışkan ve Mustafa Akar arayıp “elimizden gelen ne varsa yanındayız” dediler her seferinde. Dilek Kartal, Cemal Şakar ve Ömer Lekesiz de öyle. Bu zaman diliminde edebiyatçı Ayşe Kara’yı ve çok kıymet verdiğim, yanında kuzu gibi oturduğum Mustafa Kutlu’nun önerileri ve yardımları da benim için çok kıymetliydi ve çabalarını asla unutamam. Babil.com’un sahibi Mehmet Ali Bey’e de verdiği destek için ayrıca teşekkür ediyoruz.

Şimdi biz 20.000 tirajlı bir edebiyat dergisini çıkaran arkadaşlar olarak, dergimiz perşembe itibariyle tüm Türkiye’de olacak ya vallah yerimizde duramıyoruz, billah duramıyoruz. Bakın saat 02.00 ve saat 07.00’yi bekliyoruz. O saat gelsin de bir gazete bayisine gidelim, dergimizi alalım diye.

Benim değil dergi çıkaracak gücüm, kuvvetim; dergi demeye takatim yoktu. Anladım, oluyorsa Allah dileyince oluyor.

Bir şeyleri yazmayı unuttuysam ya da isimlerini yazmayı unuttuğum birilerini bilin ki şaşkınlığımdan. Yıllardır olmasını istediğim ama olunca da korktuğum bu büyük edebiyat hayalinden. Kimsenin cesaret edemediği, düşünemediği ama bizim gerçekleştirme imkanı bulduğumuz.

İzdiham gerçekten çok güzel. Hepimiz güzeliz.

Bülent Parlak

İZDİHAM

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Yorumlar!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: