Barış Bıçakçı’nın Seyrek Yağmuru’ndan

Bir pazar sabahı Rıfat günlerin aynı kaba damlamadığını fark etti. “Günler damlıyor ama aynı kaba değil,” dedi. Gökyüzüne baktı: Boştu. Hiç bulut yoktu, aslında hiçbir şey yoktu. Çağımızın çıplak güneşi her şeyi yok etmişti, enginliği, bulutları ve kuşları… Maviyi bile yok etmişti, sonra da sırasıyla diğer renkleri, bazı sesleri, kelimeleri ve anlamları. İnsan bu yoklukta yeni bir şey söyleyemez, olsa olsa kendini tekrar ederdi.

“Günler damlıyor ama aynı kaba değil,” diye tekrarladı Rıfat. “Yani her şey boşa mı gidiyor, boşuna mı yaşıyorum?” Müthiş bir huzursuzluk duydu. Huzursuz olduğuma göre, diye düşündü, bunda bir yanlışlık var, günler aynı kaba damlamalı. Böylece başkalarının türlü bedeller ödeyerek, tutarlılıklarını feda ederek, hafızalarını kaybederek zorbela eriştikleri hakikate Rıfat huzursuzluğun tek adımıyla erişti. Huzursuzluğun bale adımı.

Rıfat, günleri işe yarar bir biçimde biriktirebilmek için bir hikâyeye ihtiyaç olduğuna karar verdi. “Benim bir hikâyem olmalı!” dedi, “Bir hikâyenin içinde olmalıyım ki, günler aynı kaba damlasın.”

Ama insan bir hikâyenin içinde olduğunu nasıl anlar? Anlayabilir mi? Anlamak için çabalarken olmayan bir sınır çizgisinin bir o tarafına bir bu tarafına geçmekten yorgun düş- mez mi, çıldırmanın eşiğine gelmez mi? Yaşayıp gitmenin, avarelik etmenin merhametinden mahrum kalmaz mı? İnsanın bir hikâyenin içinde olup olmadığını anlamaya çalışması mitolojik bir lanet gibi göründü Rıfat’a. Onu sarıp sarmalayan, günlere anlamını veren bir hikâyenin işaretlerini bulmak umuduyla etrafına bakındı. Sisyphos’u, Daidalos’u, Penelope’yi filan gördü, birkaç da nympha. Ortalıkta amaçsızca dolaşıyorlardı.

“Anlaşıldı!” dedi Rıfat, “İş başa düştü!” Kıyafetlerini de- ğiştirdi. Emaye bir kap alıp seyrek bir yağmurun peşinden koşmaya başladı. Bir o tarafa bir bu tarafa koşuyor, elindeki kaba düşen damlaların sesi ruhunun derinliklerinde bir hoş- nutluk hissi uyandırıyordu. Birbirlerini tam bir uyum ile takip eden damlaların sesi. Yoran ama elbette huzur da veren sürekliliğin sesi.

Elinde emaye kap ile savrula savrula koşturan Rıfat’ı gö- renler birbirlerini dürtüp, “Şu iriyarı adamı tanıyor musun?” diyeceklerdi, “Kitapçı Rıfat. Hikâyesi çok hazin. Bütün ömrü seyrek bir yağmurun peşinde koşmak ile geçiyor.”

Barış Bıçakçı, Seyrek Yağmur, Günler Damlıyor

İZDİHAM

izdiham 38. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.


İzdiham’ın 38. Sayısı çıktı. Birbirinden genç ve usta kalemlerin yer aldığı bu sayıda Yıldız Tilbe’nin edebiyattan ve şiirden de bahsettiği röportajını okuyabilirsiniz.

 
Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Atakan Yavuz, Turan Karataş, Mehmet Narlı, Yasin Kara, Hakan Göksel, Seda Nur Bilici, Enes Aras, Burak Süme, Erhan Tuncer, Dilek Kartal,  İbrahim Varelci, Melda Zirek, Meltem Gülname Kaynar, Tuğçe Kaplan Şahin, Faruk Sarıkavak, Ecem Aktaş, Yunus Meşe ve daha birçok yazarın şiirlerine, denemelerine, hikayelerine ve incelemelerine rastlayacaksınız. Büyük keyif alarak okuyacağınız bu sayının kapağında müzik de var.
izdiham dergisinin 38. Sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın