Ayşe Olgun, Her Şey Dahil 33 Yaşında

ODA

Susar ve örersin haroşadan bir hırka. Bir ters bir düz gelir gider anılar. Acılarından bir atkı bir hırka.  Annen der ki ‘Sıkı giy üşüme!’

Portakal kokusu gibidir özlem. Birden yayılır kokusu odanın içine. Özleminden bir atkı örer atarsın boynuna.

Uzak fırtına yaklaşırken göz bebeklerine.Hayat dediğimiz şey dönüp durur kalbimizin etrafında. Ki kalbimiz Tanrı’nın evi. Diğer odasında annemizi ağırlarız acı bir kahveyle. İç ve ağla…

 

BANYO

Yüzümü geçen geceden toplayıp soğuk suya tutuyorum. Dişlerimi fırçalıyorum bir güzel. Üzerimde beklemekten kirlenmiş ne varsa çıkarıp atıyorum makinaya. Sıkılıyor kalbim, sıkılıyor kirli bir çamaşır gibi. Akrep dönüyor, yelkovan dönüyor. Dünya dönüyor, insanlar uzak memleketlerinden dönüyor. Ölüler topraklarına, bebekler doğacakları günü beklemeye dönüyor. Dün ve yarın adına ne varsa dönüyor

Derken saat çalıyor. Güneş çatlıyor denizin ortasında. Kırmızı ışık gibi yanıyor. Makine duruyor o anda. Tutup bir sepete dolduruyorum içimde olan her şeyi. Balkona çıkıyorum; dünya telaşına uyumlu seslere ritm tutturuyor terliklerim.

Can sıkıntımı güneşin ilk ışıklarına asıyorum.

Kuş sesleri tutunuyor çamaşır iplerine.

Başımı kuş tüyünden bir yastığa gömüyorum yeniden.

Başım çatlayacak gibi Tanrı’m omzun nerede?

 

BALKON

Balkonun en ıssız köşesinde üç kuş yumurtası. Üstünde kara gözlü iki güvercin. Açılır geceye kapıları. Yıldızlar göz kırptıkça kıpırdar parıltılı anılar.Bir kuş yumurtası gibi çatlar kalbimde adın. Elimdeki bardak çatlar. Deniz çarşaf gibi gerilir göz kapaklarıma.

Sokak lambasına taş atar öfkeli bir el. Patlar gövdemde karanlık, korkuyla uyanır kuşlar.Gövdeme çarparak kaçışırlar. Ardında kalır balkon demirine dizilmiş üç yumurta.. Üç can.. üç dilek.. Üç rüya.. Kabuklarını çatlatacak güneşi beklerler.Korkuyla uçup giden güzel günleri. Beklerler göçüp gidenleri..

 

ÇAY BAHÇESİ

Öpücükten bir kolye taktım.

Geyikler geldi su içti boynumdan.Dizildiler bir duvar halısına.

Elimizde iki sade kahve… Köpüğü bulutların üstünde.

Sırtımızı yasladığımız iki ağaç… Hem gökyüzüne uzanırken hem toprağa salınırken mevsimleri şaşırtmakta.

Dilimizde dönen iki şarkı… Biri diğerinin dağlardaki yankısı.

Sana bakıp bir kolye diziyorum gözbebeklerinden sevgilim!

“Otuz üç” diyor saklambaç oynayan çocuk.

Otuz üçten bir tesbih yapıyorum boynumdaki kolyeden. Al ve çek sevgilim boynumdan…Çek dur!

 

MUTFAK

Pencere camında iki kumru kanat çırpar anılara. Radyoda hoş bir müzik, mutfakta çay kokusu, tabakta ruhun meyvesi zeytinler dizilir. Güneş içeri girmiştir, perde rüzgarla şakalaşır o sabah.

Derken her şey susar aniden. Acil, kanamalı hasta için yapılan kan anonsu gibi geçersin aklımdan.

Tabaklar gibi dizilir gözyaşları orada o anda. Dizilir pencere önüne boğazdan inmeyen lokmalar. Kapısı kapanır mutfağın, müzigin sesi açılır ve yıkanan tabağın, bardağın sesine karışır en içli ağlamalar.

 

 

 

Ayşe Olgun

İZDİHAM

 

 

 

 

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın