Anadolu Gençlik Dergisi sordu, Yasin Kara cevapladı

Kendinizden kaçtığınızda ne kadar uzaklaşabiliyorsunuz? İnsanın kendinden kaçması mümkün mü?

Baktığı yerlere koşamayan, koştuğu yerlere de bakamayan biri olarak yaşıyorum.  Günlük hayat gürültüsü içinde envai çeşit olay karşısında kendimden sıkılmıyor değilim. Bana ‘kendine gel Yasin’ denmesinden pek hoşlanmam. Kendime gelmek yerine kendimden gitmeyi isterim. Kendimden olabildiğince uzağa. Ne kadar uzaklaşılabilir mevzusuna gelince bu bazen bir denize ne kadar dalga sığabiliyorsa o kadardır. Bazen de üç karınca boyu kadar. İnsanın kendinden kaçması ya da uzaklaşması mümkündür. Bunlar bence her zaman kendiliğinden olacak eylemler değildir. Bir şeyler yapmalıyız. . Kendimizi ne sandığımız da önemli. Ben kendimi hiç sevmiyorum mesela. Niye mi? Kendimi sevmediğimi söyleten kendim olamaz mı? Cep telefonumun zil sesi olan Rahmetli Neşet ERTAŞ’ın bir türküsü sanırım anlatmaya çalıştıklarıma en iyi tercüman: Kendim ettim. Kendim buldum. Gül gibi saralıp soldum. Eyvah, eyvah, eyvah.

Bir yazar olarak sizi yazı yazmaya sevk eden şeyler nelerdir? Bir zorunluluğun sonucu olarak mı yazılır yazı?

Evvela ben kendimi bir yazar olarak görmüyorum. Ben yazar değilim, yaşarım. Ve yaşadıklarım beni hep yazmaya zorladı. Atlasım 9. yaşımdayken orta yerinden yırtıldı. 657’ye tabi bir memur olana dek yaşadığım evlerde kendime ait bir odam olmadı. Ranzalarda büyüdüm. Okulumda ve evimde ranzalar hep vardı. Yaşıtlarımın annelerine, babalarına kardeşlerine, bir şeylere küstüklerinde, kızdıklarında ya da üzüldüklerinde kendilerini kapatabilecekleri odaları vardı. Benim bir odam yoktu. Ben de içime kapandım. Yıllardır içimden geçirdiğim ve kimselere söyleyemediklerimi şimdi seninle, yazdıklarımı okuma nezaketini gösterenlerle paylaşıyorum. Yaşama hali devam ettikçe odama sığmayan sızı, yara ve efkar beni yazmaya mütemadiyen zorlayacak. Yazmak için makul sebepleri olmayanlar bence yazmasın. Soysal medyada durum güncellemesi ve yer bildirimleri yapsınlar. Ben de yazmak zorunda değilim belki. Kitabımı alan bir okur bence kendisine bir iyilik yapmış olmaz. Hadi aldı diyelim. Yazdıklarımı okuyarak hayatına bir anlam katmış olmaz diye düşünüyorum çoğu kez. Hep haksız, hep hiç olacak değilim ya. Hiç yoktan bu sefer haklıyımdır.

Senaryosunun bir kısmını değiştirmek istediğiniz filmler var mı? Varsa isim alsak olabilir mi?

Bir filmin orta yerinde yaşıyormuşum gibi geliyor bana. İçimin kuytuları sineye çektiğim filmlerle dolu. Onları anlatmak uzun iş. Benimkiler hiçbir zaman ‘bir Yasin Kara sineması’ olamayacak işler. Bu yüzden sineye çektiğim filmler ileizlerken gönlüme dokunan filmlerin arasına bir perde çekip senaryosuna mütevazi dokunuşlar yapmak istediğim filmlerden bazılarını sıralayayım: Canım Kardeşim, Vesikalı Yarim, Ah Müjgan Ah, Kabadayı,  Muhsin Bey aklıma gelenlerden bazıları. Bu filmlerin senaryolarını değiştirmek pek şık olmayabilir elbet. Ama izleyicinin de ‘böyle olsaydı’ dediği yerlerde yok değildir. Bunu bir beğenmeme olarak söylemiyorum. O sahneye çok üzülme, gözlerin dolması, filmde olsa çok ağlanmaması veya çok seviyorlar kavuşsunlar diye isteme hallerinden kaynaklandığına inanıyorum. Çünkü biz böyle filmleri olabildiğince kalbimizle izleriz. Mesela Vesikalı Yarim filminde Sabiha’nın Halil’e “Sevgi de yetmiyormuş. Çok eskiden rastlaşacaktık’ dediği sahnede Sabiha ve Halil’in geçmişinde onları, sevenleri kavuşturacak kısmi değişikler yapmayı istedim. Fakat filmin bir anını değiştirmenin bile imkansızlığını fark edince kendi hayatımdaki sineme çektiğim filmlerden birinin daha kaderine teslim oldum.

Konuşmaktan sıkıldığınız vakitler oluyor mu? Böyle durumlarda neler yapmayı tercih ediyorsunuz?

Özellikle son 3 yıldır konuşmaktan sıkıldığım zaman dilimi iyice genişledi. Yıllar önce bir keresinde şöyle demiştim: İnsan, insanla konuşmuyor usta. İnsan, insana hiç bunu yapar mı? Bir vakit sonra ben de makul konuşmaya çalışırken buldum kendimi. Anlatabildiğimce konuşmaya başladım. Dostlarım bu durumdan pek hoşnut değiller haklı olarak.  Bugüne kadar çok konuştum. Bir faydasını görmedim diyerek öz eleştiri yaptığım zamanlar da oluyor. Demek ki pek faydalı konuşmamışım. Bir müddet sus. Bir müddet çok dinle. Bugüne kadar bir çok vesileyle konuştuğum ve halen de konuşabileceğim arkadaşlarımla görüşmeyerek onları ihmal ettiğimin de farkındayım. Ama şu sıralar konuşmaktan sıkkın haldeyim. Sustum, az üzülüyorum.

Hayatın gidişatını çetrefilli bir hale getiren insanoğlu çıkış yolunu nerede ve nasıl aramalıdır?

Çıkış yoluna adım atmanın en önemli eylemi kayıtsız, koşulsuz teslim olmaktır. Düşerken elimizden tutan şeydir dua. Ben dualarımın ellerinden hiç düşmedim. Teslim Ol! Bu bir duadır. Yaşam koçları, yabancı kültürlerden devşirme kişisel gelişim kitapları, antidepresanlar senin de dediğin gibi hayatın gidişatını çetrefilli bir hale getiren insanoğlunu çıkış yoluna götürürken en az lazım olan şeyler diye düşünüyorum. Sığınaklardan çok korunaklara ihtiyacımız var. Bir yere sığınarak korktuklarımızdan en az hasarla yaşamaya devam etmeye çalışırız. Ama korunaklar öyle değildir. Korunaktaki insan savaşır. Önce kendini koruma altına alır. Sonra da elinden geldiğince mücadele eder. Ez cümle: Kötülerden, kötülüklerden kaçıp sığındığımız Allah korusun bizi. 

Anadolu Gençlik Dergisi sordu, Yasin Kara cevapladı

İZDİHAM

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın