Yakup Öztürk’ün Memleket Mektep Meclis Arasında Bir Hayat Faruk Nafiz Çamlıbel Kitabı Çıktı

İKİ DUVAR ARASINDA BİR ŞAİR: FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL

 

Reşat Nuri Güntekin Anadolu Notları’nda Niğde’ye doğru yaptığı bir otoray yolculuğunu anlatır. Niğde’ye yaklaşırken ağaç dalları arasından belli belirsiz bir noktayı işaret eden bir yolcu, “İşte!” der, yazara; “Faruk Nafiz’in hanı.” “Yok yahu… O han falanındır,” şeklinde alaylı bir cevap yankılanır karşıda oturan başka bir yolcudan. Bu diyalog, bana hep şiirin gücü ve imkânları hakkında ipucu vermiştir. Güntekin’in belirttiği gibi, iyi bir şiir, bir toprak parçasının “tapusunu sahibinin elinden alıyor ve [şaire] veriyordu” işte. Kars biraz da Cemal Süreya’nın, İstanbul Orhan Veli’nin, Paris Külebi’nin olduğu için güzeldir. Sakarya Nehri coşkunluğunu bahar yağmurları kadar Necip Fazıl’a borçludur aynı zamanda.

İstiklal Harbi dönemlerinde yazılan Han Duvarları şiiri, Yunus Emre’den sonra Anadolu’yu neredeyse terk etmiş olan Türk şiirinin yeniden ama ürkek adımlarla bu topraklara attığı adımların izleri kadar, Maraşlı Şeyhoğlu’nun sesinde yankı bulan Yunus’a karşı bir mahcupluğun, geç kalmışlığın tınılarını da taşır. Zira Çamlıbel de Kayseri’den bakınca “Anadolu’nun okunmamış bir kitap” olduğunu belirtecektir. Turgut Uyar’ın, Türk şiirinin “yetkin” şiirlerinden biri; İ. Habib Sevük’ün ise “edebiyatımızın belki en ayakta kalacak bedialarından” (s.115) saydığı Han Duvarları şairin hem talihi hem de talihsizliği olarak karşımıza çıkar. Talihidir çünkü bu şiirin sağladığı şöhret sayesinde toplumun, bürokrasinin ve iktidarların el üstünde tuttuğu bir isim olmuştur kendisi. Talihsizliği ise genç yaşında yazdığı yetkin bir şiiri aşamamış olmasıdır. Bu talihsizliğin bir diğer sebebi ise Faruk Nafiz’in, kendi nesli ve sonraki nesillerin çoğu üyesi gibi şiirin “ideolojik aygıt” olmasının şiire verdiği zararlar konusunda yeterince uyanıklık gösterememeleri olsa gerek.Memleket Mektep Meclis Arasında Bir Hayat Faruk Nafiz Çamlıbel ile ilgili görsel sonucu

Şiirin referansı elbet yine şiirin kendisidir ancak, şairin hayatının prizmasından bakılarak okunan şiirin metne yeni ve bambaşka boyutlar kattığı gerçeği de yadsınmamalıdır. Elimde tuttuğum “Memleket Mektep Meclis Arasında Faruk Nafiz Çamlıbel”[1] kitabı bu önemli şiirin ve şairin sonradan yazdığı eserlerin ufkunu genişletmesi bakımından ilginç ipuçları vermektedir. Yakup Öztürk’ün hazırladığı kitap aynı zamanda Türk siyasî ve kültürel tarihinin şairlerin hayatı olmaksızın eksik anlaşılacağının da bir belgesi niteliğindedir. Geleneğin pek sıcak bakmaması nedeniyle bizde eksik olan hatırat türü açığının da ancak iyi çalışılmış biyografilerle telafi edilebileceği hususunu da ilave edebiliriz buna. Sözgelimi Ömer Seyfettin’in Latinize edilmemiş yazıları ya da Refik Halid’in Halep’te sürgündeyken yazdığı yazıların gün ışığına çıkarılmasının edebi ve siyasi tarihimizi biraz daha aydınlatacağından şüphe yoktur. Öztürk, Çamlıbel’in de yeni harflere aktarılmayan şiirlerinin olduğunu belirtmektedir.

Yakup Öztürk kitabı dört bölümde ele almış: Hayatı, İzler, Edebi Hayatı ve Eserleri. Bir grup şair ve yazarla (Nâzım, Vâlâ, Yusuf Ziya gibi isimlerle)[2] gizlice İnebolu’ya ve Ankara’ya geçen –“edib olmayı tabib olmaya tercih ederek” tıbbiyeyi bırakan- Faruk Nafiz’in oradan öğretmenlik vazifesini ifa etmek için Kayseri’ye yola çıkmasıyla başlayan hayat macerası adeta iki duvar arasında sıkışıp kalmıştır. Birisi Han Duvarları ki Kayseri yolculuğunun belki de tek ödülüdür. Diğer duvar ise Demokrat Parti ile kesişen kaderinin neticesinde Yassıada mahpusluğuyla örülen Zindan Duvarları şiiridir. Bu iki duvar arasında inşa edilen şair hayatı ise edebiyatın siyasetle irtibatı bakımından dikkate değer tecrübelerle doludur. Şair 16 yıllık mebusluğu süresince silik bir görüntü vermektedir. Öztürk’ün tespitiyle meclis zabıtlarında neredeyse hiç adı geçmemektedir. Edebî hayatı ise kalben Yahya Kemal’e bağlı olsa da zihnen Ziya Gökalp ve sonrasında gelen güdümlü edebiyatın sularından elini neredeyse hiç çekmediğini göstermektedir. (Gökalp’in ve İTC’nin etkisinde metinler üreten isimlerin çoğunun bugün neredeyse unutulmasına karşın bu etkiye uzak duran Hâşim, Yahya Kemal, Cenap Şehabettin gibi isimlerden hâlâ bahsediliyor olması önemlidir.[3]) Aruzu terk etmesi, klasik şiir kültürünün verimlerini reddetmesi onu hecenin beş şairinden birisi yapacaktır. Bu tercihi sayesinde –Yassıada günlerini saymazsak- oldukça konforlu bir hayat yaşadığı söylenilebilir şairin. İnönü ve Atatürk için yazdığı şiirlerin bu konforda payı büyük olsa gerek. Bu şiirleri kitabına almamış olması doğru bir tercih sayılabilir. Çünkü bu tür şiirler edebi tarihimizden ziyade siyasî tarihimize dair metinlerdir. Şairin Ankara’ya geçiş izni de “Çankaya” başlıklı hamasî fakat zayıf şiirle mümkün olmuştur. Bu konforun şiire düşen sönük gölgesi ise dikkate değerdir. Kendisi de, -Öztürk’ün belirttiği üzere- Ankara’ya geldiğinden “maddi genişliğe ulaştığını ancak şiiri terk ettiğini” belirtmektedir. (s. 57) Tüm çabalarına ve “Sanat, Çankaya, Ayşe Sana” gibi pek çok esere rağmen “inkılâp Türkiye’sinin istediği sanatkâr” olmakla birlikte milli edebiyatın güçlü bir sesi olamamıştır Çamlıbel. Hatta Öztürk’ün de altını çizdiği gibi her zaman İstanbul medeniyetinin bir mensubu gibi yaşamıştır. Denilebilir ki aruzu reddeden manifesto şiirini (Sanat) bile bir aruz görgüsü ve nezaketiyle kaleme almıştır. Aruzla başlayan, aruzu terk ederek hecenin ve Anadolu ruhunun bayraktarlığına adanan edebî yolculuğu Boğaz’a bakan bir yalıda, aruza yeniden dönüş çabası ve bir Nakşibendi şeyhi olan dedesine hürmetle noktalanmıştır.

Servet-i Fünun’un son günlerine, Fecr-i Âti, Milli Edebiyat, Garip, II. Yeni ve sonrasındaki politik şiirlere ( ayrıca Sultan Hamid, Atatürk, İnönü, Menderes, Demirel dönemine, hatta Ecevit figürünün filizlenmesine) şahitlik etmiş bir şairden bahsediyoruz. Bu bağlamda şairin bu yenileşme hareketleri karşısındaki tepkisi ister etmez merak konusu, neticesi ise hayal kırıklığı olmaktadır. Öztürk’ün tespitiyle, 1973 yılında verdiği son mülakatlarından birinde Çamlıbel, beğendiği şairleri sayarken Mehmet Çınarlı, Bekir Sıtkı, Muammer Hacıoğlu gibi isimleri zikretmektedir.

Türk şiiri Necip Fazıl’da hecenin bir başka yetkin örneğini gördüğümüz “otel odalarına” Han Duvarları’nı aşarak gelmiştir. Han Duvarları’na ise hecenin emekleme dönemlerine tekabül eden Rıza Tevfik’in şiirleri kadar Yahya Kemal’in Cumhuriyet şiirine taşıdığı klasik kültürün görgü ve inceliği de eşik olmuştur. Çok sayıda aşk şiiri, Anadolu’nun yankısıyla kaleme alınmış memleket şiirleri, tabiat ve “düşünüş şiirleri” söylemiş, verimli bir şairdir Çamlıbel. Aruz ve heceyle söylediği şiirlerinde güçlü bir ahenk, samimî bir lirizm ve ustaca bir söyleyiş görülür.

Geleneğimizin eksik bıraktığı hatırat boşluğu ancak geniş kapsamlı biyografiler vasıtasıyla doldurulabilmektedir. “Memleket Mektep Meclis Arasında Faruk Nafiz Çamlıbel” kitabı Onuncu Yıl Marşında imzası olan, Münir Nurettin’in pek çok şiirini bestelediği, Dıranas’ın hocası olan Çamlıbel’in hayatıyla ilgili bir akademisyen titizliği ve objektifliğiyle hazırlanmış, şairin hayatına dair önemli bir boşluğu dolduran bir çalışma. Şairin Yahya Kemal’le olan uzun dostluğu, Şükufe Nihal’le yaşadığı netameli aşk, resmî yeniliğin acar savunuculuğundan unutulacak kadar muhafazakâr bir klasiszme düşmesi gibi pek çok konuda önemli tanıklıklarla hazırlanmış kapsamlı bir eser Çamlıbel kitabı.

 

[1] Yakup Öztürk, “Memleket Mektep Meclis Arasında Faruk Nafiz Çamlıbel”, Ebabil Yayınları, Şubat 2017

[2] Şairin “seciyesizlikle” suçlanarak İnebolu’dan geri çevrildiğine dair ilginç iddialara ve tartışmalar için bkz. S.65 dipnot içinde.

[3] Aruzdan heceye geçişin sanat dışı saikleri ve başka veçheleri için bkz. 102-110

Künye: Yakup Öztürk, Ebabil Yayınları, 256 sayfa, 2017 Haziran

 

 

 

Atakan Yavuz değerlendirdi. Kaynak: Hece Dergisi

İZDİHAM

 

 

 

izdiham dergi 42. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın