Üç Asır Eksi Bir Saat

Yağmaya gecikmiş dalgın bir yağmurun buluta ettiği sitemi kimse bilmez. Cevap verilmeyen, inciten bir yağmur. Saçlarıma ermesi üç asır sürdü tam. Biraz daha gecikse dünya Tartaros’a dönecekti ve kimsenin bundan haberi olmayacaktı. Yani; “O sırada gökyüzünden bir örs düşse ancak dokuz gün dokuz gece sonra varabilirdi yeryüzüne ve tunçtan bir örs düşse yeryüzünden ancak dokuz gün dokuz gece sonra varabilirdi gözbebeklerine.”

Her tanesi bir çekiç, her damlası örsten yaratılmış bir yağmur. Üç asır eksi bir saat.

Kimse olmadı herkesin olduğu yerde, herkes buradaydı oysa, yüzünden tanıdığım herkes. Ve ben bekledim. Gözlerim çaputla bağlanmış, komutanın vereceği “ateş” emrine kulak kesilerek; bazen tereddütle, bazen yılgınlıkla, bazen kırgınlıkla bekledim. Ateş, sesini bekledim. Ki belki de çok kurşun yemişimdir de her yaramı bağlayan, her kanamama çaput seren sesin, her şeyi hiçbir şey olmamış gibi oldurmuştur.

Bir ses geldi sonra, Yusuf’u kuyudan çıkartıp yuvana oturtan o ses.

Durun dedi her şeye.

  1. durun: Tüfekleri indirin.
  2. durun: Gözlerini aç.
  3. durun: Ben geldim.

Hatırladım seni. Gözlerini sesinden tanıyorum ve parmak uçlarındaki damlayı nefesinden buluyorum. Adımı söylüyorsun bir türkü başlıyor. Başladığında her şeyi kınından çıkartan bir şarkıya dönüşüyor sesin. Naftalin kokmaya başlıyor kınından çıktıkça unutkan gülümsemem.

Adımı söyle bana bir kalbim olsun.

Adımı söylüyorsun bir sokaktan çıkıyoruz, çıkmaz bir sokaktan.

Bazen unutuyorum. Bazen çok unutuyorum, bazen neyi unuttuğumu bile unutuyorum. Bazen insanları tanımıyorum, nadiren seni, çoğu zaman kendimi. Bir yara oluyorum aynaya baktıkça kanayan. Kendi cesedimi teşhis ediyor gözlerim. Gözlerime inanmıyorum. Gözlerim seni görene kadar kendini yalanlıyor.

Aklımı almıyor akılsız başım
aklıma mıh diye seni çakıyorum

Adımı hatırlıyorum. Ben Bestami, ismimin ortancası. Attığı her oku yakalamakla mükellef tutarsız savaşçı; zenginden alamayacak kadar fakir, fakire veremeyecek kadar zengin.

Seni unutmadım, seni unutmuyorum. Yani sen, bir sesten bir dünya icat eden müzisyen, cezayı merhametiyle kesen hâkim. Hâkim dedim aklıma geldi.
Kayıtlara geçsin: Seni çok özledim.

İnsan ırkı gücünün yüzde bilmem kaçını, spor yapanlar ise biraz daha fazlasını kullanırmış. Tamamın kullanabilmesi için ölüm korkusu gerekirmiş. Ve kalbim seni ölüm korkusuyla seviyor.

Rivayet edilir; Ömer bir kez baktığı gökyüzünün ihtişamından atından düşmüş. Şimdi ben hangi yüzle bakabilirim gökyüzüne. Bakacak yüz isterim göğünün yüzüne.

Sesin şehrime koşar adımla girdiğinden beri her köşeye bir çocuk parkı kuruldu, pazarlar meyve satmaya başladı ( kavun hariç), başı yarım kapalı kadınlar sakızlarını tükürüp dedikoduyu bıraktı, yani bir şehir yeniden yeşerdi içinden. Bir şehir ki kırk anahtarla kilitli kapısı, kırkının da anahtarı avuçlarında saklı.

Şimdi Yusuf’un atıldığı kuyunun sınırına iliştirildim, yerler kaygan, sana geldim, eline geldim. Sen de gel. Elimi boş çevirme elinden. Ve saçlarına mukayyet ol, burası yeterince rüzgârlı.

Beyazıt Bestami Keçeli

İZDİHAM

izdiham dergi 42. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın