Stefan Themerson, Soruları Cevaplamamanın Yolu

Hiçbir şey hissetmiyordu. Küçük, minicik bir inme mi geçirmişti? Koşullar düşünüldüğünde, önemsiz, küçük, minicik bir inme hoş olurdu, memnuniyetle karşılardı onu… Sol ayağını oynattı – hareket ediyordu. Sağ ayağını oynattı – hareket ediyordu. Sol elini ve sağ elini oynattı – onlar da hareket ediyordu. Önce bir gözünü sonra diğerini kapatıp açtı. Peki konuşabiliyor muydu? Kendi sesini duyacak mıydı? Denemeliydi. Yüksek sesle bir şey söylemeliydi. Ama ne? “Artık Piff gittiğine göre zemin kattaki odaları kiraya vermemek için bir neden kalmadı,” demeyi deneyebilirdi. Ama hayır, böyle kalpsizce, alaycı bir şeyi asla yüksek sesle söyleyemezdi. Şimdi olmaz.

Bu kadar çabuk olmaz. İnsan böyle şeyler yapmaz. Münasip olmaz. Ama başka ne diyebilir ki? Boğazını temizleyip, “Merhaba, merhaba, A, B, C, bir, iki, üç,” dedi. Yumuşak, ürkek bir sesle söylemişti ama gayet net duydu. Yine de önemsiz, küçük, minicik bir inme bu koşullarda faydalı olurdu. Seni bir daha görebilecek miyim, sevgili Piff’ciğim, diye düşündü; gençsin, güçlüsün, gerçekten isteseydin ocak demiri olsun olmasın kaçabilirdin, ama demir elimde olduğu sürece kaçmak için bana el kaldırman gerekirdi ki bunu yapmazsın, değil mi? Bunun doğru olduğunu biliyorsun, doğru ama paradoksal, şeyi düşününce… neyi düşününce? Neler yapabileceğini düşününce mi? Beni sevdiğini söyledin, ama, dedin, ben bunun bir savaş ve senin de asker olduğunu anlamıyormuşum, emir alıp düşmanlarıyla savaşan, bir Dava uğruna mücadele eden bir asker, bense sana cinayet işlemişsin gibi bakıyormuşum! Ama sevgili Piff, ölen delikanlı nasıl bir düşmandı? Ya da bacakları dizlerinin üstünden kesilen o zavallı üniversite hocası?

Ah, anneanne, o yanlışlıkla oldu, dedin, haritada yanlış bir yer işaretlemişler. Savaş zamanında böyle şeyler olur. Peki benim kanişime ne demeli, sevgili Piff’ciğim, dedim ben de. O lojistik bir hata sonucu değil, bile bile öldürüldü. Hayır anneanne, dedin bunun üzerine, o öldürülmedi, feda edildi, bir Dava uğruna. Evet sevgili Piff’ciğim, dedim ben de, ama senin Davan uğruna feda edildi, kendininki uğruna değil, kendisinin nasıl bir davası olabilirse artık, benim zavallı Elmas’ım. Sen de benim anlamadığımı söyledin. Fikirleri anlamadığımı. Ama ben Fikirleri anlamadığıma şükrediyorum.

Küçük bir kızken Fikirler edinmek üzere eğitilmediğime şükrediyorum. Aslına bakılırsa hiç eğitilmedim ben. Buna “evde eğitim” deniyordu, gösterişli bir tabir, ama bilindik anlamıyla eğitim değildi. Pauvre* Matmazel de la Chaus- sée, ma gouvernante suisse,** bana aritmetik ve fen bilimleri öğretmekten menedilmişti, fen bilimlerine o sıralar “leş bilimleri” deniyordu çünkü hidrojen sülfür diye bir gaz çürük yumurta gibi kokuyordu, dolayısıyla fen bilimleri ihtimal dahilinde değildi, Sir Isaac Newton’la ilgili öğrendiğim tek şey köpeğinin mumu devirip onun âlimce yazılarından bazılarını yaktığıydı. Bunun üzerine Sir Isaac Newton şöyle haykırmış: “Ah, Elmas, Elmas, nasıl bir ziyana sebep olduğunu bilemezsin!” Onun için kanişim daha küçükken ona düşüncesizce Elmas adını verdim, bunun bir nomen omen*** olabileceğini düşünemedim.

Tarih hakkında sadece birkaç meşhur ismi gaf yapmadan kullanmayı öğrendim, coğrafyaysa nasıl seyahat edileceğini bilmek açısından faydalıydı, dini bir eğitim de almadım. Bunların yerine bana dil öğretildi, bir de neyin yapılıp neyin yapılmayacağı. Sonra bir görgü okuluna gönderildim ve orada da bana yine neyin yapılıp neyin yapılmayacağı öğretildi. Öğrendiklerim bana gayet doğal geldi, sanki doğduğumdan beri zaten içimdelermiş de sadece dışarı çıkarılmaları gerekiyormuş gibi, hem oradaki mürebbiye ve öğretmenler hiçbir zaman “yapılması lazım” demezlerdi çünkü öyle deselerdi birileri “Neden?”, “O neden?”, “Peki o neden?” diye sorardı ve böyle neden? neden? neden? silsilelerine verilecek nihai bir cevap olmadığını bilecek kadar bilgeydiler, dolayısıyla sadece “yapılır” ve “yapılmaz” demek daha dürüstçeydi, soru yok, nokta, bu bilgi bugüne kadar sapasağlam benimle kaldı, bir bakıma beni erkekler eğitmediği için, çünkü geleneksel erkek eğitimi böyle bir Bilgeliğin altını oyar.

Deden geleneksel bir eğitim almıştı ve annenin de aynı türden bir eğitim almasında ısrar etti, dolayısıyla baban, benim zavallı Piff’im, eğitimli bir kızla evlendi, sen doğduğundaysa senin de öyle bir eğitim alman konusunda ısrar ettiler, o eğitim de hepinize yapılmaz’ı yapmak ve yapılır’ı yapmamak için bol bol bahane verdi, amacın aracı meşrulaştırdığını söyledi, bu da demek oluyor ki Fikirleriniz onlara katılmayanları öldürmeyi meşrulaştırıyor. Evet, evet, yaptıkları tam da bu, ama sen ve arkadaşların kaç yaşında olursanız olun, bir zamanlar ben de aynı yaştaydım, hepsini de biliyordum, onları ve fikirlerini, hepsini gördüm, yüksek kürsülerinin başında dikiliyor, tahtlarında oturuyor, lavabosu koridorda olan küçük bir otel odasında kirli bir yatakta yatıyor ve zavallı Piff’leri Fikirlerle gerçek dünya arasında, kelimelerin dünyasıyla yapılanların dünyası arasında kapana kıstırıyorlar ve başkalarına yapmak istedikleri şeyler kendilerine yapıldığında ciyaklayıp intikam istiyor ve ağlıyorlar, üzgünüm ama İsa da aynı şeyi yaptı, gerçi O önce Kendini kurban etti ve hepimizin kendini suçlu hissedip onun arkasından Sevgi, Sevgi, Sevgi diye sayıklamamamıza neden oldu; Sevginin dünyada ne kadar çok Nefret yarattığını bilmiyor muydu? Sevgiyi öğretmek yerine neden görgü okulunda mürebbiyelerimin ve öğretmenlerimin bana öğrettiklerini yani insanın bazı şeyleri yaptığını bazı şeyleriyse yapmadığını öğretmedi? Sorgusuz sualsiz, nokta. Evet, nokta.

Yaşlı yüzünde güzel bir gülümseme vardı. Etraf çok sessizdi şimdi. Ama biraz cereyan vardı. Ön kapıyı açık bırakmış olmalıydılar. Eh… Neyse artık. En üst merdivende ne zamandır oturuyordu acaba – iki dakikadır mı? iki saattir mi? Hayır, bedeni bunu dert etmemişti, bedeni gayet rahattı, bacaklar uzanmış, tırabzana dokunuyor, omuzlar duvara yaslanmış, eller gevşek, bir şey yapmalarına gerek yok, başı öne eğik, gözleri pardösüsünün alt düğmesine odaklanmış, kulakları polis sireninin ötmesini bekliyor.

Stefan Themerson, Sardalyanın Gizemi kitabından alıntı yapıldı.
İZDİHAM

Eğer yeni bir şey başlatmak istiyorsanız her şeyi unutmak gerek. İzdiham yepyeni bir heyecan, tasarım, içerik ve estetik ile okurlarının karşısına geçiyor.

Türkiye’de yeni bir dergicilik anlayışının öncüsü olacak bir çalışma ile İzdiham bütün heyecanını ve her şeyi en iyi şekilde yapma düşüncesini bütün sayfalarına taşımış. izdiham dergi 41. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.



.

Bir Cevap Yazın