Seyfullah Akkuzu, Tarkovski Ve Dünyası

“İnsanın başka insanlara acı vermeden yaşayabilmesi için bir ideali olmalı; manevi ve ahlaki bir ideali.” der, Tarkovski. Onun ilk iki filminde de kahramanlarının çocuk olması tesadüf olmasa gerek. Manevi ve ahlaki ideal fikrini bazı varsayımlarla doğrulayabiliriz: Tarkovski, belki bu cümlenin tohumunu çocukla yeşertebileceğini düşünmüş ve ilerleyen yıllarda bu tohumu açmayı kafasına koymuş olabilir. Çünkü ilk iki filmde ortak bir yön bulmak istersek, kahramanlar sıradanlıktan uzak olmaları bir yana ikisi de çocuk olmalarına rağmen toplum tarafından önlerine sürülen her bayağılığı reddeden tiplerdir.

Tarkovski, ilk filmde zıtlıklardan harika uyum doğabileceğini gösterir. Silindir ve Keman 1960 yapımı, yönetmenin çıraklık eseri. Yedi yaşında sadece kemanıyla arkadaş olabilmiş küçük kahraman çıkar karşımıza. Daha yolun en başında başarısızlığıyla tanırız onu. Müzik öğretmeninden geçer not alamaz. Umursamaz çünkü yeni bir dünyaya girmiştir. Silindir makinesi işçisiyle arkadaşlığı farklı bir yolun olduğunu anlamasını sağlar. Küçücük bir dokunuş aradaki yaş farkını, bütün duvarları yıkar. Yaptıkları iş ne olursa olsun ideali arayan iki insanın, aradaki uçuruma rağmen bir bağ kurabileceğine inanırız. Her ne kadar bu ilişkiye çomak sokanlar hep var olsa da.

Asıl üzerinde durmak istediğim Tarkovski’nin ilk uzun metrajlı filmi olan İvan’ın Çocukluğu. Burada artık naif ve çekingen çocuktan eser yoktur; karşımızda doğrudan acıya, dehşete ve umutsuzluğa maruz bırakılmış, hem yaşça hem de manevi olarak biraz daha olgun kahramanımız vardır. Savaşta ailesini kaybetmiştir İvan ve bundan sonra kaybedecek hiçbir şeyi yoktur. Öfkenin bütün tesirlerini ve tezahürlerini görürüz kahramanımızda; her şey bir yana öfkenin en çok bir çocuğa yakışabileceğini ispatlar Tarkovski; acıyı ve öfkeyi, bu iki ciddi kavramı, bir çocuk üzerinden hissettirebilirse izleyenleri sarsacağını düşünmüştür. Bunu başarır. Bu önemli bir eşiktir çünkü sanatçıların genelde ilk eserlerini bir çocuk üzerinden ele almaları ciddi bir risktir. Tarkovski bu eşiği başarıyla atlatır.

İvan, savaşın psikolojisini cephedeki bir askerden daha iyi yansıtır çünkü henüz duyuları körelmemiştir. Yetişkinlerin duyarsızlığından şikâyet eder, verilen sözleri unutmaz ve ne pahasına olursa olsun cepheyi bırakıp askeri okula gitmek istemez. Çünkü bir yerde durduğu an acısının da büyüyeceğinin farkındadır. Sözünü esirgemez doğru bildiğini söyler. Tarkovski’nin, fikirlerini ve hissiyatını, bir çocuk üzerinden ustalıkla vermeyi başarmış olması onun ömrü boyunca terk etmediği çocuksu yönüyle doğrudan ilgilidir.

“Çocuklarımız nasıl olacak?” diye sorarak kaygılarını dile getirir Tarkovski, “Bu bize çok bağlı. Fakat aynı zamanda onlara da bağlı, içlerinde özgürlük uğruna savaşma gücü olmalı, ki bu kesinlikle bize bağlı. Kölelik içine doğmuş ve orada büyümüş bir insana bu vazgeçilmesi zor bir huy gibi gelebilir.” Tarkovski’nin çocuk kahramanları özgürlüklerinden asla ödün vermez. Savaş alanında bile olsa doğru bildiğini yapmaktan geri durmaz İvan. Çocuklar için yetişkinlere bir tavsiyesi de vardır: “Ne olursa olsun, onlar hiçbir zaman ruhsal tembelliğe ve duyarsızlığa düşmemelidir. Çocuklara aşılanacak en önemli şeyler, erdem ve onurdur.”

Tarkovski bu erdemi ve onuru kahramanlarına sımsıkı giydirmiştir. İnsanın doğuştan getirdiğine inandığı fıtratı her zaman korumuştur. Manevi ve ahlaki ideal tohumunu ilk filmlerinde çocukların içine ustaca yerleştirmiştir ve bu tohumu sonraki filmlerinde irdeleyerek gittikçe açacaktır. İnanç konusunda en iyi iki film olarak görülen Stalker ve Kurban filmlerinde bu tohumun çiçek açtığını görürüz. Bu bakımdan Tarkovski’de zirveye çıkıldıkça gelişen bu tohum tıpkı insan ömrü gibidir. Tarkovski’yi seyretmek, her insanın hayatı gibi doğal ama çoğu insanın hayatından farklı ve fazlasıyla hassas, olduğu duygusunu yaşamaktır.

Seyfullah Akkuzu

İZDİHAM

izdiham dergi 42. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın