Salih Şakrak, Kümülüs Seremonisi Ve Yükseklerin Aşırı Laylaylomu

Bir kuş kanıtlandı.
Artık tüm sefahatlerin canı burnunda.
Uykularından uyandı tarih.
Ve tekerrüre silah çattı her çırpınış.
Doruklarda biriken kar,
Yumurtasını himaye eden bir anne kartal,
Ve yırtıcı her geçen bulut,
Siyaha meyleden ufuklar ,
Kıyamet ve keman gaydaları ,
Terazide unutulmuş bir file,
Haklılıkların eşiğindeki işçi,
Ters yüz edilen odalar,
Çizgi ve desenlerde kaybolmuş kilim,
Yumruklarını sıkan bir rejisör,
Sınırlarını zorlayan seyyah,
Bir kepenek,
İhtişamlı Süphan,
Kırmızı kurdelalı şenlik balonları,
Dans eden atlar,
Umduğunu bulamayan,
Misafir yağmur taneleri.
Bulduğunu ıslayan kırkikindi.
Hepsi akşamın son alacasında.
Hepsi bir boğazda kenetli.
Her yokuşun bittiği kaldırım,
Beta imajinasyonuna sahip bir ev yapımı
Tahinli çöreği ısıran,toprak taneleriyle süslü ufak çene.
Ödenmeyen vergiler,
Ulakların yakıldığı çarmıhlar,
Transit gerilime sahip şehir hatları,
Turunçgil nosyonundan mahrum bırakılmış mandalina,
Sicilya zeytinliklerinde reddedilmenin acılı duruşu,
Kayaya toslamış tatlı bir mandolin.
Zeplinden atılmış titr,
Zembereğini korkudan yutmuş saat,
Eski tişörtlerini yol kenarındaki dilencilere bırakmış musikî erbabı.
Klod Farer caddesinde unutulan bir bakış.
Sessiz süzülen bir adam meydanlarda,
Atı ölmüş.
Şanı henüz yolun başında mahpus.
Islıkları dediğim dedik.
İnadı terlemek kadar dışavurumlu.
Hediyelik eşyalar kadar yorucu,
Hepsi akşamın son alacasında.
Çoğalan melek takımları…
Anılar taşlarında erimiş bir damla,
Soğuğu arktik kesimlerin sabır taşı.
Yosmaların zillerinde bir tutam karanfil,
Okullu sermayenin en klişe tabureleri…

Rüyalardan demetmiş de salınmış gibi dalgada seyreden çalı.
Kıyıya vuran tüm viraneler,
İliklerinde,
Yuşa tepesi kadar şöhretli,
Uzaklara giydirilen çiçekli gömlek.
Hepsi bir boğazın yutkunması.
Hepsi bir kuşta tek şehir izlenimi.
Çoğul karmaşalarda,
Şamatası kırgın çıraların ocakta közü,
Çay bardakları ,
Soğutulmuş iki lokma,
Kimsesiz bir masa,
Ve yalnız süzülen yaprak,
Rüzgara hayat veren söz.
Durakları es geçen tren,
Onu seyreden öküzler.
İstasyonda sallanırken kopmuş bir çift el,
Babasına sımsıkı bakan öksüzler.
Bu anın seyrindedir.
Ve ben,
Tamtakır kuru bakır bir şilep
Güvertesindeki martıları yolan mürettebat;
Akl-ı selim bahtiyar bir meczup kaptan,
Benden geriye kalan.
Bu an bundan böyle bu renkte
Erguvan.

Salih Şakrak

İZDİHAM

İzdiham 39. sayı çıktı. “Benim içimde biri var. Ne ölüyor, ne sağ bırakıyor.” diyorsanız İzdiham’ı mutlaka okuyun.

İzdiham bu sayısıyla birlikte sinemadan müziğe, edebiyattan psikolojiye kadar birçok alanda farklı bir bakış açısıyla usta ve genç yazarları bir araya getiriyor.

İzdiham, sayıların peşinden değil iyi metinlerin peşinde koşmaya devam ediyor.
Dergimizin 39. Sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın