Octavia Paz, İncir Ağacı

 Miksoak’ta, yanmış dudakların köyünde, yalnız incir ağacı bildirir, yıldaki değişmeleri. İncir ağacı, altı ay, ötümlü elbise giyinmiş ve diğer altı ay, yaz güneşinin kömürleşmiş harabesi.

Yanıtsız iletiler yazıyordum, imzalandıktan az sonra yok edilen; dört duvarla çevrelenmiş (kuzey, bilmeyişin billuru, bulma memleketi; güney, dörde bölünmüş hatıra; doğu, ayna; batı, kireç ve sessizliğin şarkısı) bir halde. Yırtıcı ergenlik: olmak isteyen adam, ve o bir hayli dar bedene sığmayan, olduğumuz çocuğa düğümleyen bizi. (Artık, yıllardan sonra, olacağım o, ve olmayacağım, olduğum o ile torbaya giriyor, yıkıyor oluş’umu, terkediyor onu, israf ediyor malı mülkü, ticaret ediyor Ölüm’le.) Ama o zamanda, hücreme varıyordu incir ağacı ve pencerenin camına dokunuyordu ısrarla, çağırarak beni. Çıkıyor ve ortasına giriyordum: kuşlarca ziyaret edilen uyuşukluk, dış kanatların titreşimi, bol bol damlayan meyve özü.

Taşlaşmış, yeşimden bir karavela gibiydi incir ağacı, o sakin günlerde, dengeleyerek kendini, ayırtedilmez bir halde, karaduvarla bitişmiş, yeşil serpilmiş gelgitince baharın. Ama esdiğinde Mart rüzgarı, bir geçit açılıyordu ışıkla bulut arasında, dolduran yeşil yelkenleri. Tırmanıyordum gagasına ve kuşların gagaladığı, kehanetlerin taçlandırdığı kocaman yapraklar arasından aşardı başım.

Okumak kaderimi, incir yapraklı bir palmiyenin hizasında! Kavga sözü veriyorum sana ve bedensizliğe karşı büyük, yalnız bir çarpışma. Bir boğalar akşamı sözü veriyorum sana ve boynuz darbesi ve tezahürat. Arkadaş korosu sözü veriyorum sana, zorbanın düşüşü, ufuğun çöküşü. Sürgün yeri ve çöl sözü veriyorum sana, firuze ırmakta yüzen bir filocuk, bayraklar ve özgür bir halk, kıyıda. Uçsuz bucaksız göller sözü veriyorum sana, yorgun bir ağaç gibi uzanmalısın ışığı altında. Balta ve saban sözü veriyorum sana, tahıl tanesi ve şarkı, kocaman bulutlar sözü veriyorum sana, göz için taşocağı, ve yapmak için dünya.

Çalıyor kapımı bugün incir ağacı ve davet ediyor beni. Baltamı mı kavramalıyım yoksa o deliyle dansetmeye mi çıkmalıyım?

Octavia Paz
İzdiham

İzdiham’ın 45. Sayısı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.
Unutamayacağınız bir sayıyla karşınızdayız.

Edebiyat, edebiyatçılara bırakılmayacak kadar ciddi bir meseledir diyen İzdiham’ın 45. Sayısı çıktı.

İlk sayısından itibaren özgün bir tavırla halkın nabzını tutan ve hayatın içinden sesleri sayfalarına taşıyan İzdiham Dergisi 45. Sayısıyla da tüm dünyanın içinde bulunduğu bir tabloya kapağında yer verdi. Türkiye Günlük İnsanlık Endeksi tablosuyla son yaşananlara apayrı bir pencereden bakan İzdiham Dergisi arka kapak tasarımında da yine bir insanlık tablosuyla karşımıza çıktı.

 ‘Artık eskisi kadar yakın olamayız’ temalı İzdiham Dergisinin 45. Sayısında Özer Turan, Rümeysa Kocaman, Gökhan Özcan, Ali Ayçil, Abdullah Harmancı, Güven Adıgüzel, Mehmet Narlı, Bülent Parlak, Seda Nur Bilici, Bekir Şamil Potur, Emine Şimşek, Sümeyye Özbay, Adem Maksatsız, Nurdal Durmuş, Esma Koç, Yaşar Ercan, Ahmet Aslan, Halil Ecer, Ahmet Can, Turan Karataş, Selahattin Yusuf, Onur Bayrak, Berat Karataş, Enes Aras, Gökçe Yüksel, Muhammed Güleroğlu, Mehmet Ercan, Yasin Kara, Hüseyin Hakan, Dilek Kartal gibi edebiyat camiasının önemli isimlerinin yazmış olduğu içerikte kapak kadar çarpıcı metinlere yer veriliyor.

Bir Cevap Yazın