Mustafa Safa Karagöz, Şüphemdem Başka Güveneceğim Hiçbir Şey Kalmadı Artık

Bülent Parlak’ın Her Şey İçin Çok Geç kitabındaki bir şiiri böyle başlıyor. “Şüphemden başka güveneceğim hiçbir şey kalmadı.” Makaleme bir şiirin mısrasıyla başlamak anlatacaklarımın şiir değil gerçek olmasıyla alâkalı.

Önce biraz kendimden bahsetmek istiyorum. Birçok yakınımı kanser gibi hastalıklardan kaybettim. Bu beni küçük yaşlarımdan itibaren bu hastalıklara merak duymaya ve bunları araştırmaya yöneltti. Üniversiteyi moleküler biyolog olarak tamamladım.  Uzmanlığımı ise enfeksiyon biyolojisi üzerine yaptım. Şimdi ise doktoramı aynı branşta, enfeksiyon biyolojisi üzerine yapmaktayım. Bu süreçte beni besleyen şey sadece şüpheydi. Hocalarım bilim için şüphenin elzem olduğunu anlattılar. Son günlerdeki gündem,  şüphemi arttırdı ve birçok soru işareti bıraktı. Karşınıza çıkan bir diyetisyen kadar! size COVID19 hakkında hitap edebilir miyim bilmiyorum ama naçizane konu hakkında şüphe ve sorularımı paylaşmak istiyorum.

Öncelikle şunu söyleyeceğim: Lütfen tedbirlerinizi alın. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın önerdiği 14 kural sizin ve toplumdaki herkes için oldukça önemli ve lütfen bu kurallara uyun. Ben size yaşadığım şeylerden ve eğitim aldığım enfeksiyon biyolojisi üzerine birkaç şey söylemek istiyorum:

8-11 Mart arasında DGHM&VAAM (Alman Hijyen ve Mikrobiyoloji Topluluğu & Genel ve Uygulanabilir Mikrobiyoloji Derneği) Konferansı Almanya’da Leipzig şehrinde düzenlendi ve benim de bu konferansa katılma şansım oldu. Dünya çapında birçok insanın katıldığı kongrede yeni virüsü de tartışma imkanımız oldu. Aynı vakitlerde ABD ve UCSF de sadece COVID toplantısı yaptı ve notlar yayınlandı.

https://www.linkedin.com/pulse/notes-from-ucsf-expert-panel-march-10-dr-jordan-shlain-m-d-/?fbclid=IwAR29FpTUIxKKxTXlFOVgQxi4X07Ip6dmjn6Z4bL6FTSvfAwkSX19OPqSne0

Fakat şu anda anlamadığımız bir şekilde bu linklere ulaşım engellendi. ABD’DE halk CDC, WHO gibi otoritelere yönlendiriliyor.

https://www.ucsf.edu/news/2020/03/416916/statement-covid-19-panel-discussion-notes-were-attributed-ucsf

Almanya’da RKI, Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı’na. RKI, WHO gibi birçok otoritenin de olduğu konferansta, Corona virüs tiplerini inceledik. Uzun zamandır var olan bir virüs tipi ve bu sene mutasyona uğrayarak yeni bir hastalık yapmaya başladı. Mevsimsel grip (seasonal flu) dediğimiz şey de aslında bu.  İnfluenza ve değişik virüsler her sene gibi mutasyona uğruyor ve hastalık yapıyor. Bağışıklık sistemi bu virüsleri tanıyana kadar savaş veriyor ve kendisini yeni virüslere karşı update ederek hayatına devam ediyor. Geçtiğimiz yıllarda Almanya’da yılda 25.000 kişi grip yüzünde öldü.

https://www.rki.de/EN/Content/infections/epidemiology/inf_dis_Germany/influenza/summary_2018-19.html

İtalya´da 68.000 kişi:

https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1201971219303285

Çin’de ortalama 88.100 kişi:

https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S246826671930163X

Grip aşısı olmasına rağmen bu kadar insan ölüyor.  Zira virüs mutasyona uğruyor ve aşı artık aktivitesini kaybediyor. Yeni corona virüsünün öldürme ve bulaşma oranları ile ilgili birçok istatistik ve spekülasyon yapılabilir fakat test olarak. Gribi ne kadar test ettik de bulaşma ve öldürme oranını tam bildiğimizi düşünüyoruz? Corona için ise çok daha erken safhadayız. Virüs salgınlarında virüsün girebileceği reseptore sahip herkesin virüsü kaptığı, karşısında bağışıklık geliştirilip hayatta kaldığı veya geliştiremeyip öldüğünü düşünürüz. O halde gribin ve Coronanın öldürme oranları otoritelerin paylaştığından çok daha düşük. Yani düşüncem günün sonunda bu virüs herkese yayılacak ve öldürme sayısı grip kadar olacak ki bu da otoritelere göre yılda 650.000 insana kadar çıkmış dünyada.

Biliyorum bu olanlar sayıdan ibaret değil.  Birçok insanın yakınları. Ölüm uğradığı evi ateşe veriyor. Fakat ölüm ise gerçek.

Peki ne yapabiliriz? Dışarı çıkmama argümanına ben de katılıyorum. Fakat bunun da birtakım sorunlar getireceğini söylemek azım. Sağlam bir bağışıklık için yeme, içme hareket gibi şeylere dikkat etmek lazım. Ayrıca güneşten faydalanmalı ve gerekli vitaminleri almalıyız. Bilhassa asosyal kalmanın psikolojik etkenlerini de göz önünde bulundurduğumuzda insan için sorunlu görünüyor. Peki, yayılmayı yavaşlatır mı, bir sürü istatistik yayınladılar yayılmayı azaltmak için? “Sadece kendi çalıştığım istatistiğe inanırım“ demişti Churchill. Virüsün günlük yaşamımızdaki hayvanları konak olarak kullanıp kullanamadığını tam bilmiyoruz.

Fakat bu makale (https://jvi.asm.org/content/94/7/e00127-20) reseptor homolojisi bakımından kedilerin de konak olabileceğini düşünmekte. Dolayısıyla virüs bu, kendi bağışıklığımızı güçlü tutmaktan başka bir şey yapamayız. Doğal varlıklar olarak doğanın ürettiği bir şey bize de bulaşır.

Doğanın ürettiği demişken bu makale (https://www.nature.com/articles/s41591-020-0820-9) doğal bir virüs olduğunu göstermekte. Zira laboratuvarda yapılsa bu kadar az etkili olacağını düşünmüyorum. Hastane kapasiteleri ile alakalı ise gerçekten her sene yaşanan bir sorun; örneğin Almanya´da.  Fakat en büyük sorun cihazdan (solunum cihazı) çok personel, cihazı kullanmak için personel gerekir. Enfekte olan hasta ile temasa geçen personelin izole edildiğini var sayarsak istediğimiz kadar yavaşlatalım; böyle bir salgında hastane kapasitesini aşacağız, personel bakımından yetersiz gelecek. Bu konuda Almanya’daki sayıları göz önüne alıyorum. İtalya, İngiltere ve ABD’de de bu durum çok daha iyi değil. Bilakis hastane personeli bakımından sıkıntılar içermekte.

Peki, neden birçok firma kapatılarak bu ekonomik risk alındı? Peki, ben bunları neden söylüyorum? Tabi ki önlemlerinizi alın fakat şüphe edin istiyorum. Fikirlerini desteklemek için insanların, benim dahil, kendi adına çıkardıkları istatistikleri bir kenara bırakıp kendiniz de düşünün. Hakikat arayışı zorlu bir süreç.  Şüphe, sizi gerçeğe götüren en kestirme yoldur.

Zira durum bundan ibaretken kongre bittikten iki gün sonra alınan siyasi önlemler ile tüm dünya panik ortamına girdi. Marketten sağ çıkabilirsem corona tehditini düşünebilecek duruma gelebiliyorum. Fakat alınan önlemlerin dünya çapında olması ve etkilerinin büyüklüğü insanı tedirgin etmiyor değil. Gördüğünüz üzere bu noktadan sonra işin biyolojik kısmından çıkıp siyasi ve sosyolojik olaylarına giriyoruz. Bu konularda ahkâm kesmek beni aşar fakat sadece bir düşüncemi paylaşmak istiyorum. İnsanları yönetmek için bir düşmana ihtiyaç vardır, düşman küresel ise küreyi yönetebilirsiniz.

Biyolojik olarak geleceğe bakarsak alınan bu kadar önlemden sonra, iklim değişikliğinin yanında, doğada alkolik, deterjanlara dirençli süper virüsler evrilmesine zorluyoruz. Unutulmamalı ki en zorlu patojenler en hijyenik ortamlarda yaşarlar. Hastaneler gibi. Ayrıca dünyanın bu şekilde tepki vermesi teröristlerin çok hoşuna gidebilir ve gelecekte laboratuvarda üretilmiş biyolojik silah tehditleri ile karşı karşıya kalabiliriz. “Hepsi Olur Belki Olmaz Hiçbiri” fakat umarım ki ileride bu zaman dilimi ‘aydın’ların yöneticiler ile en fazla hemfikir olduğu dönem olarak anılmaz.

Mustafa Safa Karagöz, Almanya

İZDİHAM

İzdiham'ın 44. Sayısı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın