Mehmet Akif Öztürk, Bir Kitabın Kaderinden Bir İnsanın Kaderine Yolculuk

Kitabı konu alan, kitabın yaşattığı serüvenleri insanlara aktaran ve ‘kitapların kaderlerini konu alan kitaplar’ daha önce pek çok kez karşımıza çıkmıştır. Fakat Carlos Maria Dominguez’in ‘Kâğıt Ev’i bize, kitapların bir insanın hayatında nasıl yıkıcı etkilere sebep olabileceğini ve tutkuyu da aşan bir şekilde bağlanmanın ne şekilde gerçekleştiğini göstermesi açısından oldukça değişik bir örnek.

Günümüzde kitapları seven, değer veren ve sanki canlı bir şeymiş gibi onlara yaklaşan kaç kişi kaldı bilmiyorum. Çok olduğunu da sanmıyorum. Bilginin daha zor ulaşılabildiği ve daha değerli olduğu zamanlarda kitaplara olan düşkünlüğün şimdikiyle kıyaslanamayacak derece olduğunu düşünüyorum. Hız çağı, sözde bilgi çağı ve teknoloji çağı yaşıyoruz ve maalesef bu kâğıtlar hayatımızdan çıkmaya başladı. Kitabın bile dijitali çıktı. Bu, dijital kitaba karşı olup olmama meselesinden ziyade, işin büyüsünün kaçmasıyla ilgili bir durum. Yoksa ‘kitap kokusu’ gibi romantizme girecek değilim. Ama bir tablet bilgisayar ile kitabı da ayırt etmek önemlidir diye düşünüyorum. ‘Kâğıt Ev’in anlatıcısı (isimsiz), kitap tutkusu hakkında şunları söylüyor: “Sadece çok uzak bir gelecekte bana faydası olacak kitapları, genel okuma çizgimin dışında kalanları ve bir kez okuyup da bir daha yıllar boyu, belki de hiçbir zaman kapağını bile açmayacaklarımı neden evde tuttuğumu defalarca sordum kendime. Fakat, örneğin, nasıl olur da çocukluğumun birkaç tuğlasını sökmeden Vahşet’in Çağrısı’ndan kurtulurum? Yahut gençliğime damgasını vuran Zorba’dan, 25.Saat’ten ve kendimize bahşettiğimiz o kutsal sadakat ile en üst raflara yıllar önce, bütün halinde fakat sessiz sedasız, hediye edilmiş diğerlerinden?”

Çok sayıda kitabı olanların bildiği birçok zorluk vardır: Taşınma esnasında insanı bazen çıldırtmaları, sürekli tozlu olmaları, sayıları sürekli arttığı için kitaplıkta yer bulunmaması ve sürekli kitaplara alan açmaya çalışmak, hatta zayıf bir kitaplık varsa raflarının eğilmesi vb. Fakat bunlar kitap tutkunlarını yılgınlığa uğratacak sebepler olmaz hiçbir zaman. Bibliyofil bir insan, ne pahasına olursa olsun bu tür işlerle uğraşmaktan keyif alır. Tıpkı ‘Kâğıt Ev’in başkarakteri Carlos Bruer gibi. Sonuçta, yirmi binden fazla kitabı evinin her yerini işgal eden, hatta banyosuna kadar giren ve kitapları buhardan zarar görmesin diye yaz kış soğuk suyla yıkanan biri o.

Jaguar Kitap’tan 2015 yılında Türkçe’ye kazandırılan ‘Kâğıt Ev’, Arjantinli yazar Carlos Maria Dominguez tarafından 2002 yılında yazılıyor. Türkçe’ye oldukça geç çevrilmesi bizim için kayıp olsa da, Jaguar Kitap son yıllarda bu eksikliği giderecek çeviriler yaparak edebiyatımıza katkı sağlıyor. (Örneğin, daha önceden incelediğim Yu Hua’nın ‘Yaşamak’ı gibi.)

89 sayfadan oluşan (hatta daha az, hikâye 11.sayfadan başlıyor) bu kısa roman –novella diyebiliriz- dört bölümden oluşmaktadır. Josef Conrad’ın ‘Gölge Hattı’ kitabının izinde, İngiltere’de başlayan hikâye, Arjantin’e, Uruguay’a uzanıp yine İngiltere’de son bulur. Üniversitede hoca olan Bluma Lennon bir trafik kazasında ölür ve onun yerine geçecek olan anlatıcıya (kitapta ismi hiç geçmez, kitap onun ağzından anlatılır) Lennon’ın ölümünden sonra kargoyla ‘Gölge Hattı’ adında Bluma adına bir kitap gelir. Anlatıcı, hem kitabı sahibine geri vermek, hem de kitabın serüvenini öğrenmek için iz sürmeye başlar. Çünkü kitap, Carlos adında birine ithaf edilmiştir ve yazı Lennon’ın yazısıdır. İşin ilginci kitabın kapağına yapışmış çimento parçacığı vardır: “Bununla beraber, sınav dönemleri ilgimi kitaptan uzaklaştırdı. Ben hem kendi derslerim hem de Bluma’nınkilerle ilgilenirken kitap, sehpasında öylece kalakaldı. Monografi ve ödev dağları belimi büktü. Yine de, yaz tatili başladığında anneme yapacağım ziyareti öne almaya, kitabı geri götürerek kendimi ödüllendirmeye ve Bluma’nın talihsiz sonundan önce benim için hiçbir anlam ifade etmeyen adamla tanışmaya karar verdim. İnkâr edecek değilim: Meselenin ardında yatan sırrı öğrenmek istiyordum.”

Carlos Maria Dominguez’in ‘Kâğıt Ev’ ile ilgili görsel sonucu

Anlatıcı, kitabın izini ve olayın içeriğini öğrenmek amacıyla ailesinin yanına Arjantin’e gider ve oradan Uruguay’ giderek Jorge Dinarli adında uzman bir kitapçıyla görüşür. Onun aracılığıyla Carlos Brauer’in arkadaşının numarasını alır ve yanından ayrılırken kitabın esrarına kendini daha da kaptırır: “Belki de iade etmeyi başaramadığım bu baskının önsözünde yazan ve her dakika beni daha da endişelendiren bir cümlenin etkisi altındaydım. Conrad, seyahatleri sırasında Montevideo’ya hiç gitmemişti ama hikâyesindeki fantastik unsuru yalanlamak adına, ‘Canlıların dünyası kendi içinde ve yeterince mucize ve gizem barındırır; bu mucizeler ve gizemler öylesine açıklanamaz bir şekilde duygularımızı ve zihnimizi etkiler ki, hayat mefhumunu neredeyse efsunlu kılar’ der. Dinarli’nin sözlerini, çalışma masasının veya arabalarla, bankalarla, gazete büfeleriyle dolu caddenin ardında görülen bir geminin dev pruvasının üzerimde yarattığı etkiyi düşünürken bu cümleyi aklımdan çıkaramıyordum; öylesine bir izdiham vardı ve her şey öylesine ölçek dışıydı ki, kırmızı pruva, gri şehir; iç içe geçmiş iki dünya gibiydi ve bu, onları bir şekilde gerçekdışı kılıyordu.”

Anlatıcı, Carlos’un bir arkadaşıyla (Delgado) uzun bir sohbet gerçekleştirir. Bu sohbet esnasında Carlos hakkında oldukça geniş bir malumat alan anlatıcı, Carlos’un hayatını zaman zaman tılsımlı bulur. -Kitabın bu bölümlerinde yazar, merak ögesini sağlam ve kararında tutmuş ve gerçeklerden kopmadan metni oluşturmuş.- Anlatıcı hem dinlediklerinden hem de sonrasında gerçekleştirdiği yolculuktan sonra kitabın gizemini çözer. Fakat Delgado’nun kitaplar hakkında –hem kendi bağlamında hem de Carlos bağlamında- söylediği şeyler bibliyofiller için gerçekten ilginç anekdotlar içerir.

Carlos karakteri, benim şimdiye kadar okuduğum kitaplar içinde en ilginç kitap karakterlerinden biri oldu. Yazar Dominguez’in Carlos’u zaman zaman gizemli, zaman zaman aşırı tutkulu, zaman zaman da bir kitap romantiği olarak tanımlaması karakteri ilginç kılıyor. Üstelik bu kısacık novellada özellikle Carlos’un psikolojik ve sosyal durumunun başarılı bir şekilde incelenmiş olması da bizi bu sonuca götürüyor. Konu olarak da eksiği bulunmayan kitapta okurları ilginç bir son bekliyor. Kitabın Türkiye’de belli bir okuyucu kitlesi olsa da, bunun daha da artması gerektiğini düşünüyorum. Bir oturuşta okunabilecek fakat hemen kenara atılamayacak bir kitap ‘Kâğıt Ev’. Tabi gerçek bir kitap tutkunuysanız.

 

Kitapta ara ara Peter Sis’in çizgilerine de yer verilmiş. Ayrıca çevirmen Seda Ersavcı da kitabın rahat okunmasını sağlayacak derecede iyi bir çeviri gerçekleştirmiş. Bir iki noktada ufak aksaklıklar olsa da okumayı etkileyecek derecede değil. Kitaptaki isimlerin çoğunluğu İspanyolca olduğu için, okur zaman zaman karışıklık yaşasa da ince bir kitap olduğu için bunun üstesinden geliniyor. (Tersi olsaydı Marquez’in romanlarındaki gibi bir durum ortaya çıkabilirdi)

Özellikle Avrupa kıtası dışındaki edebiyatları okumayı seviyorum. ‘Kâğıt Ev’ de başarılı hikâyeleri aratmayacak bir kitap.

 

Bazı Alıntılar

“Hiçbir şey temsilinin dışında vuku bulmaz.”

“Çoğunlukla bir kitaptan kurtulmak ona sahip olmaktan daha zordur. Kitaplar, sanki asla geri dönemeyeceğimiz bir anın tanıkları gibi, bir ihtiyaç ve unutkanlık anlaşmasıyla tutunurlar insana. Oysa orada kalmaya devam ettikleri sürece onları birbirlerine yamadığımızı zannederiz. Üstlerinde gün, ay ve yıl yazan sayısız kitap gördüm ben; gizli bir takvimi oluşturur her biri.”

“İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir; yığılmış kitaplar toplamı değildir asla.”

 

 

 

 

Mehmet Akif Öztürk

İZDİHAM

 

 

 

 

izdiham dergi 42. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın