Mazlum Mengüç, Taze ölüyü anımsatıyorken bakışım

Ben elinle eteğinle bir çektim neşemi.
Sen, yüzün vardı da gülmedim mi sanıyorsun?

Peşinde bunca zevat, peşinde atlılar
Peşinde kılıbık o takvimle gününe gün dememi bekliyorsun.
Sesin kırılıp sen’im göğün içinde kalmasa
Taze bir ölüyü andırmamış olsa ağzım
faraza gözlerim olsa ve
sana bir uçurumdan aşağı bakar gibi bakmasam
Körlüğüme renk sorulunca
elbette güzel gülüyordu derdim.

Seni bir kahkahayla linç edilirken görmüşler
Beni bir güzele güzel diyemezken.

Seni bir anneye benziyorken görselermiş
Beni bir sona eşlik ederken
Kaç ton tur gök döndü üstünde bilselermiş
Önce iyi ki, sonra keşke demeselermiş
Bilselermiş eskiden;
ağzında bakla, gözünde yaş ıslanmaz değildi.
Değildi dünya üç günlük
sevmek, yeri gelmişken.
ve bilselermiş, gözlerim olsaydı mutlu son gibi bakardım
Sen, atarım kendimi buradan dediğinde
Bir gözden düşüldüğünde de ölüneceğine inanacaklarmış

Vah ki seni bir fotoğraftan çıkarken görmüşler
Beni dünyaya yolu düşmüşken

Seni görmüşler de ne olmuş
alabilmişler mi çatık kaştan, siyah kirpikten yönümü
Burnun yokuş, alnım açık
firkat yüzüm üzre yakış yakışken
Bir böyle sor bakalım anlamışlar mı;
bir sabah boynunu güllerle değiştiğini
Dünya, bir sabah gülleri tartmaktan gelmektir dediğimi

Seni bir cennet resmi çizerken görmüşler
Beni çok bahsedilmiş bir çiçeği mora çalarken

Nasıl olur da bir kadın hüzünle saçlarını ayırırken
masaya şarap dökülmez.
Demek dökülmez akacak korkusuyla rimelin.
İç geçirip kısık bakmazsın öyle uzaklara
Bir eyvah olsun söz etmezsin eskilerden
Demek düşerse kadın film bitermiş.
Seni böyle görmüşler de
Ondan küskün kalmış duvardaki saat.
etim ondan iştahla cezbetmiş ağzımı
Beni ondan tehdit etmişler sevmekle

Konuşsam, seni ağzımdan alacaklarmış gibi.
Konuşsam, uzak saçlarından tutacaklar seni.
Kanından ayin, cürmünce sancı yapacaklar.
Bin gecelik uykuya değer bulacaklar karanlık bir yastıkla.
Ah ki konuşsam
Neşenden pay kapacaklar, gözlerimden seni.
bilselermiş ah’ı göğse, nefesi içre çekmediğini
bir deri bir kemik etinden anlam çıkaracaklarmış.
Konuşsam, bir böyle geceler ardı nisyan
Konuşsam bilmem daha nelere katılacak kahrın
Konuşsam, kim susacak?

Ben ağzımı ağzınla bir çektim seviyorumdan
Sen, elim vardı da tutmadım mı sanıyorsun?

 

 

 

 

Mazlum Mengüç

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham’ın 45. Sayısı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.
Unutamayacağınız bir sayıyla karşınızdayız.

Edebiyat, edebiyatçılara bırakılmayacak kadar ciddi bir meseledir diyen İzdiham’ın 45. Sayısı çıktı.

İlk sayısından itibaren özgün bir tavırla halkın nabzını tutan ve hayatın içinden sesleri sayfalarına taşıyan İzdiham Dergisi 45. Sayısıyla da tüm dünyanın içinde bulunduğu bir tabloya kapağında yer verdi. Türkiye Günlük İnsanlık Endeksi tablosuyla son yaşananlara apayrı bir pencereden bakan İzdiham Dergisi arka kapak tasarımında da yine bir insanlık tablosuyla karşımıza çıktı.

 ‘Artık eskisi kadar yakın olamayız’ temalı İzdiham Dergisinin 45. Sayısında Özer Turan, Rümeysa Kocaman, Gökhan Özcan, Ali Ayçil, Abdullah Harmancı, Güven Adıgüzel, Mehmet Narlı, Bülent Parlak, Seda Nur Bilici, Bekir Şamil Potur, Emine Şimşek, Sümeyye Özbay, Adem Maksatsız, Nurdal Durmuş, Esma Koç, Yaşar Ercan, Ahmet Aslan, Halil Ecer, Ahmet Can, Turan Karataş, Selahattin Yusuf, Onur Bayrak, Berat Karataş, Enes Aras, Gökçe Yüksel, Muhammed Güleroğlu, Mehmet Ercan, Yasin Kara, Hüseyin Hakan, Dilek Kartal gibi edebiyat camiasının önemli isimlerinin yazmış olduğu içerikte kapak kadar çarpıcı metinlere yer veriliyor.

Bir Cevap Yazın