Kurt Vonnegut’un Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater Kitabından

“Her önemli alışverişte,” demişti Leech, “öyle bir an gelir ki, serveti teslim edecek olan elden çıkarmıştır, ama teslim alacak olan henüz ele geçirmemiştir. Uyanık bir avukat işte o âna sahip çıkar, o büyü dolu salise boyunca parayı ele geçirir, birazına el koyar ve geri kalanını yeni sahibine teslim eder. Parayı alacak olan kişi zenginliğe alışık değilse, aşağılık kompleksi varsa ya da -çoğu insan gibi- şekilsiz bazı suçluluk duyguları içindeyse, avukat hem paranın yarısına kadarını ele geçirebilir, hem de müşterisinin gözyaşlarıyla dolu teşekkürlerine mazhar olur.” (sf.15)

Roman kişilerinden biri, ölüm hosteslerinden birine, ölünce cennete gidip gitmeyeceğini soruyor, kız da tabii ki gideceğini söylüyordu. Bunun üzerine, Tanrı’yı görüp görmeyeceğini soruyor, kız da, “Tabii, canım,” diyordu.
Adam da, “İnşallah görürüm,” diyordu. “Ona buradayken bir türlü anlayamadığım bir şeyi soracağım.”
“Neymiş o?” diye soruyordu hostes, adamı koltuğuna bağlarken.
“Ne boka yarar ki insanlar?” (sf.27) 

Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater ile ilgili görsel sonucu

Bir sopayla bir havuç kullanarak bir eşeği yürütebildiğimizi bilmek, ve bu uzay çağı buluşunun insanlar aleminde bir uygulaması olabileceğini düşünmek beni hayret ve hayranlık içinde bırakıyor. (sf.33)

“İnsanlar talihsizlikleri için kendilerinden başkasını suçlamasınlar demekle geçti ömrüm.” (sf.68)

“Sanattan nefret ediyormuş,” dedi McAllister. Çık çık sesler çıkardı ağzıyla.
“Kendisi de şairdir oysa,” dedi Sylvia.
“Bir yaşıma daha girdim,” dedi Senatör. “Hiç bir şiirini görmedim.”
“Bana şiirler yazardı bazen.”
“Hela duvarlarına yazarken mutlu oluyordur mutlaka. Hep merak ederdim kim yazar bunları hela duvarlarına diye. Şimdi biliyorum. Kendi oğlummuş.” (sf.74)

Biraz hiç ile, ey Tanrım, neler, neler olur. (sf.85)

“Çok- çok öfkeli, çok mutsuz geliyor sesin, Baba.” Eliot’un endişesi içtendi.
“Bu da geçer.”
“Özel bir şey mi var?”
“Küçük şeyler, Eliot, küçücük şeyler -Rosewater ailesinin neslinin kuruması gibi.”
“Nereden çıkarıyorsun neslinin kuruduğunu?”
“Gebe misin yoksa?” (sf.91)

“Aklının başında olup olmadığı konusunda sen de mi kuşkulusun yoksa?”
“Tabii.”
“Ne zaman başladı ki bu kuşku?”
Doğru yanıtı ararken gözleri irileşti Eliot’un. “On yaşımdayken, falan.” (sf.161)

 

 

 

Kaynak: Sibiryakoylusu

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham'ın 47. Sayısı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Büyük bir heyecanla beklediğimiz yeni sayıda ”Yaşar Ercan, Gündüz Vassaf, Gökhan Özcan, Yankı Yazgan, Ali Ayçil, Elif Aşiran, Dilek Kartal, Bülent Parlak, Turan Karataş, Seda Nur Bilici, Ahmet Aslan, Sulhi Ceylan, Sümeyye Dursun, Rümeysa Kocaman, Abdullah Harmancı, Hüseyin Hakan, Cüneyt Gönen, Yasin Kara, Ahmet Enis Gürcan, Akın Akaoy, Onur Bayrak, Bekir Şamil Potur, Enes Aras, Mustafa Toprak, Faruk Sarıkavak, Tuğba Karademir, Halil Ecer, Vedat Milör” gibi isimlerin metinlerine yer veriliyor.

Bir Cevap Yazın