Kevser Tekin, Makaron Gibi Çatladı Yüreğimiz: İsmet Özel-Erbain (Kırk Yılın Şiirleri 1953-1984)

“Ağlamadan/ Dillerim dolaşmadan/Yumruğum çözülmeden gecenin karşısında/ Şafaktan utanmayıp/ Utandırmadan aşkı/ Üzerime yüreğimden başka muska takmadan konuşmak istiyorum.

“ Kitabın yırtılmış sayfalarına cümlelerimle yaptığım yamaları yazıyorum şimdi. Siz bilmezsiniz, uzaydan bakılınca fark edilen şeydi benim acılarım. Ne yana döneceğine yazı turayla karar veren birinin dünyaya tutunabilmesi, kelebeğin gülüşündeki hüzün misali. Hep haberimiz yokken çektiler bizi. Ağırlık yapan neydi yüzümüze; hep sonradan güldük oysaki. Aklımda, yükünü sırtlanmış bir bulut duruyor. İlahi emri bekliyor yükünü müsait bir semada indirmek için. Ocak, ateş alıp gitti; şubata yakacak neyimiz kaldı şiirlerden başka? Vallahi sensiz buralar hep ayaz ama sen yine de “tez kızaran güllerden kendini sakın”.

“Hem Müslüman, hem avanak olamazsınız” sözüyle giriş yapsam, kaç şimşek çakar beyninizde? Ben söyleyeyim, çok çakması lazım! Çünkü dost acı söylermiş; ben düşmanınız olmak istemem. Daha ilk girişte sizi uyarıyorum aslında; ilerleyen satırlarda beton etkisi olacak cümlelerden haberdar ediyorum.

“Ben, dünyaya doğru yürümekle meşhurum” diyen şair-yazar ve fikir adamı İsmet Özel, günümüze gölge eden çınarlardan sadece birisi. Yetmiş iki yaşında, yumruğunu bâtıla karşı sıkmış çakı gibi delikanlı. Uzun yıllar çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yapmasının yanı sıra, şiirleriyle de edebiyat dünyamızda geniş yer bulmuştur. Bakmayın siz, “şiir, benim ayağıma bağ olmuştur” demesine. “Bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar” diye içime dert olan şu dizelerinden sonra, şiirlerine ne kadar da haksızlık ediyor aslında. Kendisini siyasi alandan alıkoyduğu için böyle der aslında. Daha çok siyasi fikirler üzerine yoğunlaşmak istemişse de, şiiri bir adım önde olmuştur. Biz, siyasi ve fikir dünyasını rahatsız etmeden sadece şiirlerine şöyle bir bakıp çıkacağız bu yazıda.
8 Mayıs 2014’te verdiği bir konferansta –geç gittiğim için ayakta dinlemiştim- yazın ve şahsi hayatının önsözünü anlatırken “bencilce yazmış, bencilce okumuşum” dediğinde, kırk yıllık şiirleri bir kez de farklı bir gözle okumuştum. Şimdi bu sözünün üzerine birkaç mısraya dokunup neyi kastettiğini anlayalım: “Sarp bir güvercin düşüyor yüreğimden, buna dayanmalıyım.” “İnsan, eşref-i mahlûkattır, derdi babam. Bu sözün sözler içinde bir yeri vardı.” “Baktım, akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı/ Hiçbir meşrû yanı kalmamıştı hayatımın.” Belki de hayatlarımız yorulunca yaşamaktan, dilimize en çok yakışan dizeler bunlar olmuştur.

Size ilk bakışta öyle romantik şiirler sunmaz şair. En başta da dediğim gibi beton etkisi gibi gelir ilk duyduğunuzda. Oysa romantik diyeceğimiz şiirleri elbette vardır. Ama şair, kelimeleri öyle bir düzen ile bir araya getirir ki, baktığınızda “romantizm bunun neresinde” dersiniz. Buraya dikkat: “Darası alınmaz yüküm bu benim. Kayda geçirilemez, narhı konulamaz/ Resmen ve alenen ifade usulü yok/ Gözümün feri saydım onu, gücüm bundandır/ Dizimin dermanıdır o, buradan gelir cesaretim”

Şiirlerini, kendince geliştirdiği bir dil üzere yazar. Bu yüzden tam manasıyla anlamak için onu iyi tanımak, düşüncelerini ve kullandığı dili iyi bilmek gerekir. Yoksa okuduklarınız alt alta yazılmış düz yazıdan ileri gitmez. Yorgunken, kendi sesinden şiirlerini açıp saatlerce dinlediğim olur. Ve hep “Demedim dilimin ucuna gelen her ne ise/ Vay ki gençtim/ Ölümle paslanmış buldum sesimi.” şiiriyle bitiririm bu terapimi. Bazen sevinçlerde yüzerken, bazen de üzüntülerde boğulmak dünyaya gönderiliş manasını kuvvetlendirirken, şair, öyle bir cümleyle çalar ki kapımızı, ünlemlerden yapılı trenlerde makinist oluveririz bir anda: “Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasıdır!”

Haydi geçmiş olsun cümlemize.

Şair, matarasında tuzlu suyunu hazır edip yola koyulan seyyahlar gibi veda eder kitaba, şiire, kendine. Gidecek yüreği olanlara, adımlarını sağlam atanlara, yollar hep tek yönlüdür. Sizi, uzun ama yorucu olmayan bir yolculuğa çıkaracak bu kitapta, kırk yıllık hatır karşılayacak: “Burada bitti artık işim, azığım yok/ Uzun yola çıkmaya hüküm giydim.”
Kapanışı bu dizelerle yapıp olaysız dağılabiliriz:

“Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana ya Rabbi/ Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu/ Kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde/ Bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbelalemin/ Tütmesi gereken ocak nerde?”
Yangın söndü. Bende külü kaldı, kala kala.

 

Kevser Tekin

İZDİHAM

 

İzdiham'ın 43. Sayısında sürpriz olarak Malkoçoğlu filminin arka perdesini yazan Cüneyt Arkın, Emmy Ödülü'nün sahibi Haluk Bilginer, en sevdiği türküleri liste halinde paylaşan Selda Bağcan yer alıyor. Birbirinden değerli edebiyatçıların ve edebiyatçı olmaya heves eden yetenekli gençlerin yer aldığı İzdiham inanılmaz güzel bir sayı ile karşınızda. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın