Havva Akçay, Düştü Düşlerim Toplayamadım

 

İnsanlar düştü.

Çocuklar düştü.

Yaşlılar düştü.

Genç delikanlılar düştü.

İffeti için kadınlar düştü.

Evladının düştüğünü gören analar düştü.

Babalarının düştüğünü gören çocuklar düştü.

Kimimiz sadece seyir ettik, aramızdan öyle gâvurlar çıktı ki onlar sefa bile etti, kimimiz zikir ettik “ya Kahhar!” yetiş dedik. Kimimiz secdeye vurduk başımızı, kimimizse vurdumduymaz davrandı. Kimimiz tweetler attı, Kudüs’te çocuklar kafire taş atarken. Onlarca retweet, Kudüslü çocuğun bir taşı kadar isabet etmedi gönlümüze. Oysa bir karakter oluşturamazken benliğimiz, sözlerimizi 140 karaktere sığdırdık valize eşya dizercesine.

Kimimiz nasıl desem bilemedim, kinimiz bildiğin kin, öfkemiz yani; daim değilmiş işte.

Düşündüğüm her şeyin düş olduğunu anladım, düşlerim düştü.

Düşmek ki öyle narin nazenin değil, kırıla döküle düştüm. Ümmet düştü gözümden, insan düştü, sen düştün; evet sen! çok güzel düştün gözümden. Oysa çok güzel bir düştün gönlümde, düşmeden önce.

Sözlerimi toparlayamıyorum kelimeler düştü dilimden, tamam, dil her coğrafyada farklı, anlaşamazsak gönül var dedim. Gönlüm dediğimse bedenimden ayrılan parça, hem de paramparça (ah!) un ufak olan gönlüm. Canlı bomba olup da gönlümü parçalayıverdi düşlerim. Katlimin zanlısı benim. Tutamıyorum kendimi, tutuklayamıyorum.

Düşmelerin en fiyakalısı gözümden düştü. Türkçe’de yaş diyorsunuz ona siz. Yaşım daim olsun, kurumasın Rabbim! Bak işte kimseye minnet etmeyen kulun, bir yaprak misali önüne düştü. En son olarak ki, mutlak son ki, en sevdiğim son olacak ki, bedenimin düşmesini bekliyorum artık. SON.

Düşmelerin en hayırlısı ölümdür, hep buna inandım, bunun için yaşadım yani ölmek için.

Ölüm, canım sevdiğim, üzerimi örtecek olan yorgan nerede kim bilir. Trabzon mu, İstanbul mu, Kars mı? Terra Rossa mı, laterit mi, alüvyal mı bilmiyorum. Üzerime yorgan olacak toprağın yolunu yordamını bulamıyorum. Ama emin olun ki hiçbir taziyeyi kabul etmeyecek toprağım, siz tarifeli konuşmalarınıza devam ettikçe. Sabah sekiz akşam beş arası memurculuk oynuyorum. Diğer saatlerde ise neyim, kimim, rolüm ne bilmiyorum. Sana ne?

Bu arada Halep düştü.

Havva Akçay

İZDİHAM

izdiham dergi 42. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Yorumlar!

Bir Cevap Yazın