Gökhan Arslan, Bu Denizin Tuzu

soyu ne kadar da kalabalık şu ölümün
kime baksam akrabam, kimden dönsem zifir
kerpicine küsmüş yorgun evlerin içinde
duvarda unutulmuş bir ceket gibiyim

acemi bir bıçağın gövdede bıraktığı iz olmalı aşk
bol şerbetli bir tedirginlik, yağmursuz bir iç avlu
adım adım denize doğru kayan bir ağaç

üzerine basılmış bir bahçe hortumu gibi içim
ses gelmiyor kendi dilimden
geceden daha ağır akıyor her şey
ucuna ip bağlayıp uçuruma sürüklediğim gökyüzü
ve suyun dibini bulmak içinmiş onca keder

ey kalbime yatıya gelen kör kötümserlik
kanatlarında rüya taşıyan kırlangıçlar nereye gider

işte gün! elleri yara bere içinde adaçayı toplamaktan
hamakta sallanan boşluk, kızgın taşlara düşen damlalar
aramızda bir kemanın yavaşça kopmuş teli

şimdi deniz manzaralı bir intiharla avutuyorum gözlerimi
seninle ne çok benziyoruz birbirimize
içinde canavarların çiftleştiği koca sessizlik
beyaz tende siyah ter gibi kalıyoruz sabahın ayazında
ve bir atın sırtında uzaklaşıyor gelecek

ağzım, benim bakımsız hayvanım
korkma! sana küstüğümü hiç kimse bilmeyecek

Gökhan Arslan, Akatalta 167

İZDİHAM

Eğer yeni bir şey başlatmak istiyorsanız her şeyi unutmak gerek. İzdiham yepyeni bir heyecan, tasarım, içerik ve estetik ile okurlarının karşısına geçiyor.

Türkiye’de yeni bir dergicilik anlayışının öncüsü olacak bir çalışma ile İzdiham bütün heyecanını ve her şeyi en iyi şekilde yapma düşüncesini bütün sayfalarına taşımış. izdiham dergi 41. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.



.

Bir Cevap Yazın