Esra Mesut; Yalanlar Dünyasına Yolculuk, Çingeneler Zamanı

Çingeneler Zamanı 1988 yılı Yugoslavya’sında çekilen müziği, görselliği ve oyunculuklarıyla izleyenleri büyüleyen, çingene dilinde çekilmiş bir dram yapıtı. Ünlü yönetmen Emir Kusturica‘ya Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazandırmasının yanında, Kusturica isminin oluşmasında oldukça etkili bir sinema eseridir. Kendine özgü imgelemi, tüm ütopikliğinin yanı sıra kaybolmayan gerçekçiliği ile tanınan Kusturica, bu filmiyle Balkan dünyasının Avrupa sinemasında tam anlamıyla boy göstermesine imkân vermiştir.

Kusturica, beyaz perdede gördüğümüz neredeyse her filmi ile ödül almayı başarmış ve kendi sıra dışı dünyasını topluma kabul ettirmiş başarılı bir yönetmen. Bu iddialı kariyerinde en göze çarpan filmlerinden olan Çingeneler Zamanı, umut, hayal kırıklığı, insani hırslar ve güven gibi duyguların üzerinde oldukça kafa yormuştur. Filmde gerçeklikle iç içe olmak adına tüm oyuncular çingene halkının arasından seçilmiş ve Kusturica’nın bu cesaretli tavrı, doğallıkla birlikte hikâyenin gerçekçiliğini desteklemiş.

“Kanatlarımı koparmak istiyorlar, kanatları olmayan bir ruh nedir ki? Benim ruhum özgür. Bir kuş gibi özgür.”

Davor Dujmovic‘in hayat verdiği Perhan, ninesi, dayısı ve kız kardeşi ile Yugoslavya’nın bir köyünde yoksulluk içinde yaşayan bir delikanlıdır. Perhan, babasının kim olduğunu bilmez, annesini erken yaşta kaybetmiştir ve ailesine oldukça bağlı saf bir gençtir. Zamanının çoğunu hasta kız kardeşi Danira ile ilgilenerek geçirir. Aynı köyde yaşadığı Azra isimli kıza deli gibi aşık olan Perhan, aynı zamanda imkânsızlıklarla dolu bir aşk öyküsünün de baş kahramanıdır. Kardeşinin hastalığını düzeltmek için köy halkına göre oldukça zengin olan Ahmed ile Milano’ya olan yolculuğu ise onun henüz oturmamış karakteri için büyük bir sınav olacak, bu yolculukta kendi kişiliği ve hayatla sık sık yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Köyde falcılık yaptığı sırada set ekibinden bir asistanın keşfettiği Ljubica Adzović, filmdeki en etkili isimlerden biri oluyor. Perhan’ın ninesi Hatiđa (Ljubica Adzović) köyünde şifacı olan ve bazı özel güçlere sahip olmasıyla fark yaratan bir kadındır. Küçük yaştaki kızını kaybetmiş, alkolik ve kumarbaz oğlu ile başa çıkmaya çalışan, tüm varlığını torunlarına adamış sevgi dolu biri olan Hatiđa, fedakâr ve anaç tavrı ile de harika bir nine portresi çizmiş, izlerken verdiği tanıdıklık hissi ile en sevilen karakterlerden olmayı başarmıştır. Zaten filmin içindeki isimler, müzikler ve tavırlar genel olarak bu tanıdıklık hissini yaratmakta, böylece daha keyifli bir seyir olanağı sağlamaktadır.

“Ve Tanrı, kalbimi sızlatarak beni cezalandırıyor.”

Bora Todorović‘in canlandırdığı Ahmed ise adeta kötülüklerin beden bulmuş hali olarak karşımıza çıkar. Ahmed paraya çok değer vermektedir ve kısa yoldan para kazanmanın peşindedir. Kendi arzuları için insanlara zarar vermekten çekinmeyen bu adam, değer yargıları olmayan, gönül rahatlığı ile “kötü” diyebileceğimiz bir karakter. Perhan’ın hayatın gerçekleriyle tanışması yolunda çok etkili olan Ahmed’i izlemek bile sinirlerimizi yıpratmaya yetiyor.

Çingeneler Zamanı’nı izlerken hüzün ve neşeyi bir arada görüyoruz. Yoksulluk içindeki bu dünyada çaresizlikler kendini devamlı gösterse de şenlikler ve kutlamalar bu hüznü bir anda tebessüme çeviriveriyor. Bu konuda en etkili karakter ise Hatiđa oluyor; olumsuzluklara sevgi ve merhametle direnerek çevresine devamlı bir güven sağlıyor. Film, 1988 yılında çekilmiş olsa da görsel açıdan oldukça kaliteli. Kadraj kullanımı açısından baktığımızda ise filmin başarılı bir yönetmenin elinden çıktığını kolayca anlayabiliriz. Pek çok sahnede gördüğümüz rüzgârlı ve çamurlu ortama yine toprak tonları eşlik ederken renklerin insan psikolojisine olan etkisine de önem verilmiş. Sadelik, dostluk, dayanıklılık filmin alt metinlerinde dikkat çekerken, kullanılan kıyafetler ve mekân tercihleri bu terimlerin altını çizmeye devam etmiş.

“Ve tüm ruhumla güvendiğim biri tarafından aldatılmaya son verdim.”

Film her açıdan izleyiciyi tatmin etse de en etkileyici yanı müzikleri oluyor. Filmi izlerken sokakta çalmaya başlayan ya da başrollerinden dinlemeye başladığımız müzikler bir anda fon müziğine dönüşüyor. Goran Bregovic‘e ait müzikler, filmin havasına oldukça uyum sağlarken duyguların daha üst seviyelere taşınmasında yararlı olmuş. Bu güzel ortaklık herkesi etkilemiş olacak ki, Balkanların en tanınmış bestecilerinden olan Bregovic ve başarılı yönetmen Kusturica birlikte çalışmayı sürdürmüşler. Filmin en akla kazınan bölümü olan Hıdırellez sahnesinin bu kadar etkileyici olmasında, fonda çalan Ederlezi parçasının en büyük etkiye sahip olduğunu söylemek yanlış olmaz.

”Kendime yalan söylemeye başladığımdan beri kimseye inanmıyorum. ”

Bireysel değerlerin derinlemesine işlendiği filmde masumiyet, doğru, yanlış gibi kavramlar ayrı ayrı kişilerde somutlaştırılmış. Bir gencin kişiliğinin oluşum sürecinde hangi uçlarda neler yapabileceğini görürken sevgi ve aşkın kötülüklerden kurtulmak için en kıymetli çare olduğunu görüyoruz. Yalanlarla birlikte gelen gücün önemini yitirmesi durumunu, güven ve aile kavramlarının tekrar anlam kazanmasını filmin içinde savrulan karakter Perhan üzerinden izliyoruz. Ölüm ve şenliğin birlikte ilerlediği filmde, yaşamın kaotik ortamını net bir şekilde izlemek mümkün.

Çingeneler Zamanı’nda Emir Kusturica’nın kendine has imge dünyasına şahit oluyoruz. Tüm gerçekliğin içinde uçuşan nesneler ile kendimizi bir anda saf bir hayalin içinde bulurken, bu tatlı dünyanın büyüsü altında kalıyoruz. Filmin hazzını alabilmek için ise kesinlikle orijinal dilinde izlenmesi gerekiyor. İnsana dair en temel değerleri gösteren ve kendimizi sorgulamamıza yol açan film, tekrar tekrar izlenmesi gereken bir Kusturica harikası.

“Anlayamadığım bir kaderin kurbanı oldum”

Esra Mesut

İZDİHAM

Kaynak: wannart

izdiham dergi 42. sayı çıktı. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın