Dilek Kartal’ın Çünkü Hayat Bulaşıcıdır Adlı Kitabını Suavi Kemal Yazgıç Değerlendirdi

İnsan anlatır. Kendini anlatır, tanıdıklarını anlatır, tanımadıklarını hatta hiç anlamadıklarını bile anlatır insan. Anlatmak sadece anlatılanın değil anlatanın da ihtiyacıdır. İnsan neyi yahut kimi anlatırsa anlatsın kendini de anlatır zira. Hatta en yabancısı olduğunu bile kendi zihninden, gönlünden süzdükleriyle anlattığı için kendisini anlatılandan ayırmadan/ayıramadan anlatır. Bu anlatmanın bir veçhesi. Anlatmanın bir başka veçhesi ise insana yalnız olmadığını ihtar eder. İyi bir anlatı insana hem haddini bildirir hem de hududunun ötesindeki başka hayatları hissettirir.

 

 

Çünkü Hayat Bulaşıcıdır bir anlatılar karnavalı. Öykü, şiir, senaryo, fotoğraf… İnsanın kendini ve insanları anlatmak için geliştirdiği pek çok tür bu kitabın iki kapağı arasında buluşuyor. Anlamayı ve anlatmayı dert edinen Dilek Kartal’ın yazdığı metinler ve benzer dertleri olan Enes Şakar’ın çektiği fotoğraflar Çünkü Hayat Bulaşıcıdır’da buluşuyor.

 

Yoksulluğu değil yoksulları anlatıyor bu kitap. İki kelime arasında sadece harf farkları bulunduğunu düşünecek kadar zenginseniz size söyleyecek bir sözüm olmaz elbette. Ancak yoksulluğun bütün genellemelerinin ötesinde her yoksulun kendi hikayesi, şahsiyeti, özlemleri olduğunu fark ediyorsanız yoksulluğun ekonomik ve sosyolojik bir kategori olduğunu yoksulların ise her biri biricik olan insanlar olduğunu anlayabilirsiniz.

İki ayrı tür bir araya gelmiş

Enes Şakar kendi fotoğrafını çekip Dilek Kartal kendi öykülerini yazarken iki ayrı türün tüm ayrılıklarını, farklılıklarını ellerinin tersleri itip bir araya getirmişler ve nice hayatı biz okurların hayatlarına bulaştırmışlar.

Evet, her dakika saatlerce video yükleniyor internete. Yüzlerce sosyal medya paylaşımı yapılıyor. Canlı yayınların haddi hesabı yok. Ancak yine de görebileceğimiz kadar yakın ama dokunamayacağımız kadar uzak hayatlar daha ne olduklarını hissedemeden gözümüzün önünden geçip gidiyor. Nice suça şahit olmakla kalmıyor sessizce geçiştirerek suç ortaklığı da yapıyoruz.

Çünkü Hayat Bulaşıcıdır bizi suç ortaklığı yapmamaya çağıran bir kitap bence. O hayatlara bakıp geçmekle yetinmememizi görüp anlamamızı, durup hissetmemizi bekliyor bizden. Kaybettiğimiz empati duygusunu canlandırmak belki de bu hız çağının dışındaki öykü ve fotoğraflara zaman ayırmakla mümkün olur.

Herkesin kendi ekranına bakmasını yaşamak zannettiği bir çağda Çünkü Hayat Bulaşıcıdır’ın dikkat çektiği ekranların dışındaki hayata kaç kişi dikkat kesilecek bilemiyorum. Her ne kadar İsmet Özel, “insanlar hangi dünyaya kulak verseler diğerlerine sağır” dediyse de şimdiler de insanlar hangi ekranla hipnotize olduysa onun dışındaki her şeye ve herkese körler.

Çünkü Hayat Bulaşıcıdır kör noktalara çekiyor dikkatimizi. Göremediğimiz, görmekten kaçındığımız hayatlara davet ediyor dikkatimizi.

“Sahte güzellik gibi…”

Bu noktada kitaptan birkaç alıntı yapmak isterim.

“Yorgun, üstelik de geçkin bir yüzden, makyaj pamuğuna bulaşan sahte güzellik gibi… Şehrin bütün foyası, yokuşun dibindeki durakta, otobüs bekleyen ayaklarıma doğru akıyor.”

“Sen, bütün hesapların dışındasın. Henüz. Pasları ucuz bir yağlı boyayla gizlenmiş parmaklıklara ayağını dayamış, öylece sokağa bakıyorsun. Henüz bilmiyorsun ama bunlar, çok yakında koşup gitmek, içine karışmak, birlikte akmak için can atacağın hayatla arandaki en masum parmaklıklar.”

Suavi Kemal Yazgıç, Dünyabizim

İZDİHAM

İzdiham 39. sayı çıktı. “Benim içimde biri var. Ne ölüyor, ne sağ bırakıyor.” diyorsanız İzdiham’ı mutlaka okuyun.

İzdiham bu sayısıyla birlikte sinemadan müziğe, edebiyattan psikolojiye kadar birçok alanda farklı bir bakış açısıyla usta ve genç yazarları bir araya getiriyor.

İzdiham, sayıların peşinden değil iyi metinlerin peşinde koşmaya devam ediyor.
Dergimizin 39. Sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın