Ceren Üner, Sadece Beş Dakika Daha!

“Eğer gülümsersen hayat yaşamaya değer.”

Diyor, Sayın Charlie Chaplin. Dünya bu kadar cehennem değilken ne demek istediğini anlamamıştım çok da ihtiyacım olmamıştı sanırım anlamaya. Kimin neye ihtiyacı var ki? En basitinden ihtiyaç ne ki? Mesela sayın yan komşum, senin bizim dairemizi daha iyi dinlemen için kaliteli bir hoparlöre ihtiyacın var. Sayın alt komşum senin de evimizden sesler yükseldiğinde daha sağlam vurman için kalın bir bastona. Ama her şeyden önce hepinizin insan olmaya ihtiyacı var. Aaa estağfurullah hepiniz harika insanlarsınız, ben onu demek istemedim biliyorsunuz. Yani en azından ben öldürülmeden kapımı çalsaydınız daha iyi bir insan olurdunuz. Olsun ben yine kırgın değilim size ne olacak sanki. Birazdan beni öldüren, hayatımı adadığım biricik kocama acıyan gözlerle bakacak, namusu için yaptı demek zavallı adam deyip kahraman bile ilan edeceksiniz. Yine olsun, hiç mühim değil.

Ben alıştım tüm bunlara, biz alıştık. Ama biliyor musunuz en azından ben de sizlerle bir kahve masasında sizin dertlerinize sahip olarak konuşmak isterdim. Derdim ki, evimizin balkonu küçük bu yüzden yeni bir daire almayı düşünüyoruz ya da bu ay kuaförüm istediğim rengi yakalayamadı. Ne güzel dertleriniz var ama. Siz kendi halinize üzülürken ben de size içten içe imrenirdim hep. Benimle hiç konuşmadığınız için siz bilemezsiniz bunu. Hatta bir ara size karşı görünmez olduğumu bile düşündüm, sadece size değil bütün insanlığa.

Ağzım yüzüm morluklar içinde yanınızdan geçerken sana ne oldu diye bile sormayışlarınız, ben can havliyle bağırırken yardıma dahi gelmeyişleriniz yediğim dayaktan daha çok yaktı canımı. Tek suçlu siz değilsiniz elbet. En büyük suçlu benim, öyle demişti memur bey. İnsan kocasını şikayet eder mi diyerek beni azarlamıştı kanayan yaralarımdan utanmadan. Hatta bir de saygıdeğer kocamı çağırıp barıştırmıştı bizi. Ne büyük şans ama değil mi! Kızıma sarılıp ağladığım her gecenin sabahı, kızınız çok ağlıyor geceleri uyuyamıyoruz diyerek şikayet etmiştiniz. Bakın hepsi bitti! Ben öldüm, bütün çığlıklar bitti. Nasılsınız şimdi keyfiniz yerinde mi? Sahi, yıllardır kapısını çalmadığınız evime neden öldüğümde geldiniz? Çok üzüldünüz değil mi?

Kendinizi benim yerime koyup şansınıza minnet ettiniz. Bana neden bunu yaptınız? Gülmekle ağlamak eş değerdir aslında ömürde. Benim gülmeye hiç hakkım olmadı bu koca dünyada. Ağzımın ucuyla gülsem namussuz oldum dayak yedim, kahkaha atarak güldüm daha çok dayak yedim. Ben de gülmeyi unuttum zaten sonra. Çok uzun zamandır kaslarım da gülme eylemini unuttu bence. Benim payıma bu düşmüş deyip kabullendim ben ama her zaman bir mucize bekledim sizlerden, dünyadan.

Olmadı, ben olmamasına da üzülmüyorum bunu dilemiş olmamın hadsizliğine üzülüyorum. On yıl önce böyle değildim elbette. Yolunmadan önce upuzun sapsarı saçlarım vardı, kırmızı rujumla kocaman gülüşlerim vardı. Birini sevdim hem de öyle sevdim ki bir ömrü ben bu adamla geçiririm dedim. Aşk evliliği yaptım şaşırmayın lütfen. Sonra sevdiğim her şey yabancıya dönüştü buna ben de dahilim. Saçlarım gitti, kırmızı ruju bırakın ruj sürecek dudaklarım kalmadı. Sevdiğim adam canavara dönüştü, bunu görmek diğerlerinden daha zor oldu inanın.

Benim kendime ait hiçbir şeyim olmadı. Kahkahalarım olmadı, sevincim olmadı namusum hiç olmadı! Namusum imzayı attığım saniye eşime devredilmişti devlet izniyle. Onun namusuna leke sürmüşüm ben. Marketteki kasiyer beyefendiye kolay gelsin dediğim için, beni iyileştiren doktor beye teşekkür ederim dediğim için dayak yedim. Meğer namus iki dudağın arasından çıkanlarla kirleniyormuş, bilememişim. Şimdi bunlara şahit olan bir de güzel kızım var. İlerde o da güzel olduğu için dayak yiyecek, etek giydiği için öldürülecek belki de. Özür dilerim kızım, seni dünyaya getirdiğim ve acıdan başka bir şey veremediğim için. Dayak yerken başımı vurduğum masadan bile özür dilerim. Herkesten her şeyden.

Ölen, öldürülen bütün kadınlar için konuşuyorum ben şimdi. Yıllarca sustuğumuz, susturulduğumuz her saniye için şimdi bağırıyorum. Biz gülemedik, biz sevemedik, biz yaşayamadık. Alın şimdi bizi sığdıramadığınız o koca dünyada siz yaşayın. Sizden başka kimsenin yaşamaya ihtiyacı olmayacak çünkü. Biz aşktan vazgeçtik, sadece beş dakika daha yaşamak istiyoruz. Şimdi arkamızdan ağlayacaksınız ama birileri namus diyerek iyi hal diyerek canımızın değeri beş yılmış gibi yargılanacak. Bizi unutmayın, bizi görmezden gelmeyin. Sadece yaşamak istiyoruz, sadece.

Ceren Üner

İZDİHAM

İzdiham'ın 43. Sayısında sürpriz olarak Malkoçoğlu filminin arka perdesini yazan Cüneyt Arkın, Emmy Ödülü'nün sahibi Haluk Bilginer, en sevdiği türküleri liste halinde paylaşan Selda Bağcan yer alıyor. Birbirinden değerli edebiyatçıların ve edebiyatçı olmaya heves eden yetenekli gençlerin yer aldığı İzdiham inanılmaz güzel bir sayı ile karşınızda. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın